Perspectives - 1. Sayı

Perspectives - 1. Sayı

Perspectives Dergisi Kapakları

2012 yılından beri okurlarına ulaşan Perspectives-Türkiye'den Siyasi Analiz ve Yorum Dergimizin bugüne kadar çıkan sayılarının kapakları...

Editörden

Türkiye’nin gündemi toplumun her kesiminde hissedilen bir hızla değişiyor. Ekonomiden kültür ve iç siyasete, çevre sorunlarından dış siyasete kadar birçok alanda politik, yasal ve haliyle sosyal değişimler yaşanıyor. Her alanda kendini gösteren bu değişim sürecine bağlı olarak toplumsal kutuplaşma da keskinleşiyor. Böylesi kritik dönemlerde hükümetlere düşen öncelikli görev, toplumsal değişimin barışçıl ve demokratik bir mecrada gerçekleştirilmesine fırsat sağlamaktır. Oysa AKP hükümeti, bu dönüşüm sürecinde demokratik bir yol izlemek yerine gittikçe popülist ve otoriter siyaset yöntemlerine başvurmaktan kaçınmıyor.

Siyasi aktörlerin yanı sıra sivil toplumun da ayrı bir önem taşıdığı bu süreçte, Türkiye toplumunu anlamak, bu değişimin çeşitli siyasal ve sosyal alanlara yansımalarını kavrayabilmek için özellikle medyaya önemli bir görev düşüyor. Ancak çok boyutlu yapısal sorunları, eksiklikleri ve üzerindeki siyasal ve yasal baskılardan dolayı Türkiye medyasının bu görevi yerine getirebildiğini söylemek zor. Geçmişten günümüze taşınan bir sorun olarak haber ile yorum arasındaki ayrımın sınırlarının belirsizleşmesi, partizanca bir tutumla konuları ele alan hakîm gazetecilik anlayışı ve medya patronlarının iktidar odaklarıyla kurduğu ilişki biçimi Türkiye’de medyaya olan güveni sarsmıştır. Bu nedenle, okuyuculara kendi yorum ve analizlerini yapabilme imkânı sağlayan derin analiz ve bilgi ihtiyacının olduğunu düşünüyoruz.

Toplumsal değişimi ve buna olanak sağlayan ve yanıt veren siyaseti dışarıdan izleyenler için de bu bilgi ve analizlere ihtiyaç olduğu kesin. Doğru, nesnel koşulları gözeten, eksiksiz haber ve bilgilere ulaşılamaması, derinlikli analizlerin azlığı, Türkiye’yi anlamak isteyen ve Türkçe bilmeyen kişilerin işlerini daha da zorlaştırıyor. Türkiye hakkında yurtdışında yayımlanan makalelerin odaklandığı konuların darlığı da dikkat çekiyor. Türkiye’yle ilgili, özellikle de güncel politik konularda yabancı dilde kaynak sayısının azlığı ve var olanların daha çok olay temelli olması yine başka bir sorun. Yayımlanan haber ve makalelerde dış politika, ekonomi ve nadiren iç politika gibi konular ön plana çıkarken toplumsal değişim, siyasal sistem, çevre, ekoloji, sanat ve benzeri birçok konuyla ilgili az sayıda yabancı dilde haber ve analize rastlanılıyor.

Türkiye’deki değişimi anlayabilmek için yurtiçi ve yurtdışında daha çeşitli ve nitelikli analizlere ihtiyaç olduğu kanısındayız. Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği olarak, bu boşluğu bir ölçüde doldurmak amacıyla, Türkçe ve İngilizce dillerinde “Perspektif - Türkiye’den siyasi analiz ve yorum” adlı süreli bir yayın çıkartmaya karar verdik.

Üç ayda bir yayımlanacak bu derginin Türkiye ve özellikle Avrupa’daki sivil toplum, karar vericiler, kanaat önderleri ve Türkiye’deki gelişmeleri izleyen ve anlamak isteyenler için bir başvuru kaynağı olmasını amaçlıyoruz. Her sayıda dosya konusunun yanı sıra ekoloji, demokratikleşme, kültür, uluslararası siyaset ve HBSD’den haberler yer alıyor. Ayrıca bir insanın kişisel hikâyesi üzerinden toplumsal değişimin insani boyutunu gündeme getirmeye çalışıyoruz.

Bu ilk sayımızın dosya konusunda “derin devlet”in tarihi ve güncel arka planını çeşitli açılardan ele almaya çalıştık. Türkiye’de derin devlet, demokratikleşmenin önünde en büyük engellerden biri olarak duruyor. Çeşitli reformlar yoluyla asker ile siyaset arasındaki ilişkinin değiştirilmesi, Ergenekon ve türevi davalar zinciri, darbecilere karşı açılan davalar gibi adımların ardından derin devletin yok edilmeye mi çalışıldığı, onunla uyum mu sağlandığı ya da derin devletin aktörlerinin değiştirilmeye çalışılıp çalışılmadığı son dönemde çok tartışılan bir konu. Bu sorulara yanıt aradığımız bu ilk sayımızda ayrıca eğitim sistemi reformu, sanattaki sansür, yenilenebilir enerji ve sağlık sistemi reformu gibi güncel ve önemli konulara da değinmeye çalıştık.

Perspektif dergisinin sadece Türkiye’den siyasi analiz ve yorumlar sunmakla kalmayıp Türkiye’nin barışçıl, demokrat ve sürdürebilir bir gelecek inşası için önemli olan canlı ve verimli bir tartışma zemini yaratacağını umut ediyoruz. Perspektif’in dosya konusu ile ilgili açık oturumlar düzenleyerek siz sevgili okurlarımızla bu konular ile ilgili yoğun fikir alış verişi içinde bulunmayı arzu ediyoruz. Dergimizde yer alan makalelerin tamamına buaradn-web sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Makaleler bölümler halinde aşağıda biglilerinize sunulmuştur.

Heinrich Böll Stiftung Derneği Temsilciliği adına

“Perspektives Türkiye ekibi

* Perspectives dergisi ücretsizdir. Dergi aboneliği için info@tr.boell.org adresine başvurabilir ve posta adresinizi bildirebilirsiniz.

Yayınlar

Perspectives #1.12

pdf

Perspectives - Türkiye'den siyasi analiz ve yorum dergisinin ilk sayısı çıktı. Bu ilk sayıda yer alan "Derin Devlet" dosya konusunun yanı sıra kültür, dış politika, ekoloji ve demokrasi alanlarına dair Türkiye'den makaleler bulacaksınız. Keyfili okumalar dileriz

Dosya: Derin Devlet

Derin devletin izini sürmek

Türkiye'de derin devlet üzerine yazmak ve konuşmak hem çok bildik hem de bilinmez bir alan hakkında yazmak anlamına geliyor. ”Derin devlet” genellikle, hemen hemen herkesin algı dünyasında bir yeri olan, var olduğuna inanılan, zaman zaman görünür hale geldiği düşünülen bir buzdağı metaforuyla tanımlanıyor. Bazılarınca son yıllarda ”tasfiye edildiği ve yargılandığı” düşünülüyor.

By Ayşegül Sabuktay

Ayşegül Sabuktay

Türkiyeli bir araştırmacı ve yazar olan Ayşegül Sabutkay’ın Susurluk Olayını hukuk-siyaset kuramı çerçevesinde değerlendirdiği doktora tezi Metis Yayınevi tarafından 2010 yılında yayınlandı.

Bu konuda 2009 yılında Crime, Law and Social Change Dergisi’ne bir makalesi yayımlandı.

Derin devlet: Tahakküm biçimleri, teamüller ve demokrasi

Türkiye’de derin devlet, kabaca, “erk sahiplerinin güç haddini aşması, özellikle güvenlik sektörü ve yargıya nüfuz etmesi” anlamında kullanılıyor. Tanımın içine konulan nitelikler çoğaldıkça, genelleştikçe, kavramın içi boşalıyor ve tartışmalar anlamsızlaşıyor. Yapılan diğer hata, kavramın bir çıkar ağına indirgenmesi. Bu hata ise münferit grupların hapsedilmesiyle derin devletin yok edileceği yanılsamasına yol açıyor.

By Mehtap Söyler

Mehtap Söyler

Siyaset bilimi doktorasını Berlin’de Humboldt Üniversitesi’nde yapmakta olan Söyler’in araştırmaları sivil-asker ilişkileri, tahakküm biçimleri, devlet içinde organize suç yapılanmalarının oluşumu, insan hakları ihlallerinin kavramsal, tarihsel ve kurumsal analizine odaklanmış durumda. Söyler ayrıca, hafıza politikaları ve geçmişle hesaplaşmaya dair eleştirel yazılar kaleme aldı.

Bir demokratikleşme illüzyonu olarak Ergenekon

Dehşet verici kanlı olaylara imza atan, ‘derin devlet’ diye anılan yarı resmi bu paramiliter örgüt, Türkiye’de yaşayanların hiç de yabancısı olmadığı bir kavram. Kimi zaman ‘kontrgerilla’ ya da dünyadaki yaygın ismiyle ‘Gladyo’ olarak da anılsa, Türkiye’deki her kanlı ve karanlık olayda, neye tekabül ettiğini bilmeden de olsa, herkes derin devletten şüphelenir. Ancak ‘devlet’ denen iktidarın merkezine kadar taşınan siyasi ilişkiler ağı nedeniyle derin devletin illegal faaliyetleri siyasal konjonktüre göre birbirinden farklı biçimlerde açıklanmaya çalışılır.

By Ahmet Şık

Ahmet Şık

Ahmet Şık, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Mesleğe, Milliyet gazetesinde başladı. Cumhuriyet, Evrensel, Yeni Yüzyıl ve Radikal gazeteleri ile Nokta dergisinde, Reuters Haber Ajansı’nda çalıştı.

Nokta dergisindeki röportajları nedeni ile TCK’nin 301. maddesinden yargılandı. Ertuğrul Mavioğlu’yla yazdığı kitapla ’Ergenekon soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği’ iddiasıyla yargılanarak, beraat etti.

Mart 2011 tarihinde, yazmakta olduğu ‘İmamın ordusu’ adlı kitap nedeniyle Ergenekon Soruşturması kapsamında tutuklandı. Silivri Cezaevinde 375 gün tutuklu kaldıktan sonra, 12 Mart 2012’de tahliye oldu. Halen Bilgi Üniversitesinde ders vermektedir.

Demokratikleşme mi, rövanşizm mi, ya da...

Ekonomide, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ve sonrasında devlet desteği ile yaratılan sanayi ve ticaret burjuvazisi artık rakipsiz değil. Kimilerinin ‘yeşil sermaye’ diye nitelediği, çoğunluğu Anadolu kentlerinde doğup büyüyen yeni kapitalistler sanayi, ticaret, finans sektöründe geleneksel sermaye kesimi ile kıyasıya çatışıyor ve artık başa güreşiyor.

By Aydın Engin

Aydın Engin

1941 yılında Ödemiş’te dünyaya geldi. 1961 yılından itibaren tiyatro oyunları, film senaryoları yazdı. Engin, Yılmaz Güney’in ‘ghost writer’ı olarak çok sayıda senaryo yazdı.

1969’da gazeteciliğe başlayan Engin, 1 İstanbul’daki belli başlı gazetelerin çoğunda çalıştı. Yazdıklarından dolayı beş kez daha tutuklanarak askeri hapishanelerde yattı.

Engin, 1980 -1992 yıllarında siyasal göçmen olarak Federal Almanya’da yaşadı. 1992’de Türkiye’ye dönen Engin, Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladı.

Engin, halen T24’de yazıyor ve yabancı medyada serbest gazeteci olarak çalışıyor. Oya Baydar’la evli ve bir oğlu var.

AKP-Gülen hareketi ekseninde Türkiye'nin yakın geleceği

2012 yılının Şubat ayında İstanbul’da özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya’nın başta Müsteşar Hakan Fidan olmak üzere beş MİT yöneticisini ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağırmasıyla patlak veren ve MİT krizi de üçüncü büyük kırılma noktası oldu. Bu krizin en belirgin farklarından biri, Gülen cemaatinin devlet içinde örgütlendiği iddialarının iktidardaki AKP tarafından yalanlanmaması, hatta bazen örtük, bazen aleni bir şekilde Gülen hareketinin devlet içindeki unsurları aracılığıyla hükümete politika dayatmak istediğinden şikayet edilmesidir.

By Ruşen Çakır

Devletleşen kontrgerilla, kontrgerillalaşan devlet

Avrupa’da Soğuk Savaş’ın ardından tasfiye edilen Gladio örgütlenmesinin benzeri olan kontrgerillanın Türkiye’de de tarihe gömülebilmesi için 2007 yılında başlayan Ergenekon soruşturmaları yeni bir fırsat doğurdu. Öyle ki, Susurluk soruşturmaları sırasında kontrgerilla ile ilişkili olduğu belirlenen ama dokunulamayan derin devlet örgütü Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Birimi’nin (JİTEM) kurucuları Veli Küçük, Arif Doğan gibi isimler tutuklandı. Ne ki bu fırsat, Arif Doğan’dan çıkan JİTEM’in arşivinin Ergenekon davasının 2. iddianamesinin ek belgelerine sansürlenerek konulmasıyla kaçırıldı.

By Ertuğrul Mavioğlu

Ertuğrul Mavioğlu

1961 yılında Adapazarı’nda doğan Ertuğrul Mavioğlu, 1980-1991 yıllarında toplam sekiz yıl politik tutuklu olarak hapis yattı. Gazeteciliğe 1985’de Hürriyet gazetesinde başlayan Mavioğlu, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan 1986’da mezun oldu. Mavioğlu, Yeni Çözüm dergisi ile Yeni Politika, Evrensel, Radikal, Cumhuriyet, Yeni Binyıl, Milliyet gazeteleri ve İMC TV’de çeşitli görevlerde çalıştı.

Mavioğlu’nun ‘Bir 12 Eylül Hesaplaşması’ alt başlığı ile üç, Ahmet Şık ile birlikte hazırladığı Ergenekon davasının arka planını anlatan iki ciltlik kitapları var. Son kitabı ‘Cenderedeki Medya, Tenceredeki Gazeteci’, AKP iktidarı sonrası medyadaki gelişmeleri anlatıyor.

Ergenekon davası bir olanak mı, bir handikap mı?

Ümraniye operasyonu ile başlatılan soruşturmaların ilki 25 Temmuz 2008 tarihinde tamamlanıyor ve İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından 86 sanık hakkında İstanbul Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘Birinci Ergenekon Davası’ açılıyor. 2 bin 500 küsur sayfalık bir iddianame ve 440 delil klasöründen oluşan bu ilk davanın ilk duruşması 20 Ekim 2008 tarihinde İstanbul Silivri Ceza İnfaz Kampüsü içerisinde oluşturulan duruşma salonunda yapıldı.

By Ali Koç

Ali Koç

1973 doğumlu olan Ali Koç, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İzmir Barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapan Koç, 1. Ergenekon davası, Malatya Zirve Yayınevi Davası, Hrant Dink Davası gibi davalarda müdahil avukatlık yaptı. Koç, bir dönem İzmir Barosu İşkenceyi Önleme Grubu, İnsan Hakları Merkezi ve Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubelerinde çalıştı.

Dink cinayeti ve devlet yalanları

Dink cinayeti siyasi cinayetler tarihimizin son halkasıdır ve her siyasi cinayet gibi katillerin, sorumluların ve devletin gerçekten yargılandığı yer toplumun vicdanıdır. Toplumun vicdanında kimin suçlu olduğu da çoktan karara bağlanmıştır. Mahkemelerin karanının vicdanlardaki karara uygun olması beklenirdi. Siyasi cinayet davalarının doğası da budur; vicdanlara uygun karar verilmesi.

By Nedim Şener

Nedim Şener

1966 yılında Almanya’da doğdu. 1992 yılında Dünya gazetesinde mesleğe adım atan Şener, ardından Milliyet gazetesine transfer oldu. Şener, 10 kitap yazdı. Gazeteci Hrant Dink cinayeti konusunda yazdığı kitap ve haberler nedeniyle birçok ödül kazandı. Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) belirlediği 60 Küresel Basın Özgürlüğü Kahramanı listesinde yer aldı. Şener, 3 Mart 2011’de Oda TV’ye yönelik Ergenekon soruşturması kapsamında  gözaltına alınarak tutuklandı Şener, Silivri Cezaevi’nden 12 Mart 2012’de tahliye oldu.

Şener, cezaevindeyken davet üzerine Türkiye PEN üyesi oldu. Şener, Posta gazetesinde köşe yazarı olarak çalışıyor.

Kültür

Türkiye’de sanatta ifade özgürlüğü ve sansürün bugünkü hali

Devlet, kendine bağlı çalışan tiyatroların içerik, organizasyon sorunlarının tespiti ve iyileştirilmesi yerine, çözüm sürecine ana aktörleri dahil etmeden aniden yürürlüğe koyduğu bir yönetmelikle organizasyon yapısını değiştirmiş, repertuvar oluşturma görevini sanat yönetmeninden alıp, kendi atadığı bir bürokrata vermiştir. Bu süreç, tiyatroların halkla ilişkisinin kopuk olması ve izleyici sayısının düşüklüğü gibi spekülatif nedenlerle meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

By Pelin Başaran

Pelin Başaran

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü’nden mezun olduktan sonra, yüksek lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde ‘Kültürün Özelleştirilmesi ve 1980 Sonrası Türkiye’de Kültür Merkezlerinin Gelişimi’ başlıklı tezi ile tamamladı. Garajistanbul çağdaş performans mekanının kurucu ekibinde yer aldı ve uluslararası projeler yöneticisi olarak çalıştı. Bu süre içinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Avrupa Kültür Vakfı (ECF), Anadolu Kültür ve Boekman Vakfı tarafından yürütülen ‘Yerel Kültür Politikaları için Stratejiler’ projesinde araştırmacı ve eğitmen olarak yer aldı. Performans sanatları alanında sanatsal gelişime katkıda bulunmayı amaçlayan kâr amacı gütmeyen PARC bünyesinde kurucu ve direktör olarak faaliyetlerini yürüten Başaran, aynı zamanda ‘Siyah Bant-Sanatta İfade Özgürlüğü’ projesinin yöneticiliğini yapıyor.

Ekoloji

Türkiye’de güneş enerjisi: Sorunlar ve beklentiler

Güneş enerjisinin önündeki engellerden bir tanesi karar alıcılar. Güneş enerjisinin aslında tüm partiler tarafından desteklendiğini söylemek mümkün, ancak iş kanun ve yönetmeliklere gelince çıkan sonuç, verilen sözlü desteğin biraz daha gerisinde kalıyor. Tüzel kişilikler içerisinde güneş enerjisine destek olanlar da, köstek olanlar da var. Var olan bilgi kirliliği de bu ayrışmayı her iki yönde körüklüyor.

By Ateş Uğurel

Ateş Uğurel

Türkiye’de güneş elektriği sektöründe 17 yıldır faaliyet gösteriyor. Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği’nin (GENSED) eski Yönetim Kurulu Başkanı Uğurel, kurucusu olduğu IRES enerji şirketinde yöneticilik yapıyor.

 

Türkiye’de mevsimlik tarım işçilerine dair kısa bir değerlendirme

Mevsimlik tarım işçilerinin yaşamları, çalışma dönemlerinin bazı aşamaları ele alınarak açıklanabilir. Sorunlar işçilerin yaşadığı şehirlerdeki yüksek işsizlik oranları ile başlar. Güneydoğu’da çalışma alanlarının sınırlı olması, kırsal alanda toprak dağılımının eşitsizliği, burada yaşayanlar için geçinme yöntemlerini oldukça azaltır. Nitekim işçilerle yapılan gazete röportajları ve araştırmalar, onların yaşadığı yerlerdeki işsizliği en büyük problemleri olarak tanımladığını göstermiştir.

By Sidar Çınar

Sidar Çınar

Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Bölümü’nde doktora öğrencisi olan Çınar, kadın ve mevsimlik tarım işçileri ile ilgili çalışmaktadır. Çınar, mevsimlik tarım işçileri üzerine doktora tezi hazırlıyor.

 

Dış Politika

Suriye: ‘Arap Baharı’nın ‘Arap Devrimi’ne dönüşme durumu

15 Mart 2011 tarihinde ‘Arap Devrimi’nin alevleri, Suriye’ye en tahmin edilemeyecek yerden, güneyde Ürdün sınırı yakınındaki Dera’a’dan girdi. İnternet ile El-Cezire çağının çocukları, Tunus’ta ve Kahire’de Tahrir’de olanları televizyon ekranlarından seyretmişti. ‘Beşşar İrhal’, yani ‘Beşşar Çekil’ yazılarını Dera’a’nın duvarlarına graffiti olarak yazmaları, kendilerine işkence ve ölüm olarak geri döndü.

By Cengiz Çandar

Cengiz Çandar

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde asistanlık yaptı. Çandar, İstanbul Bilgi, İstanbul Kültür ve Özyeğin üniverisitelerinde dersler verdi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a dış politika alanında danışmanlık yapan Çandar, Özal ile Irak Kürt liderliği arasında ilk kez doğrudan temasların kurulmasında rol aldı. Çandar’ın çoğunluğu Ortadoğu sorunu üzerine olmak üzere Türkçe yedi kitabı var. 1976’dan bugüne birçok gazete ve haber ajansında görev alan Çandar, Resmi ve özel TV’lerde yayınlanan programlarda yer aldı. Çandar halen Lübnan’ın al-Mustaqbal ve Türkiye’de Turkish Daily News ve New Anatolian gazetelerinde köşe yazarlığı yapıyor.

Türkiye / İran: Tarihsel rekabette kritik hamle

Türkiye özellikle BM Genel kurulunda Brezilya ile birlikte İran’ın nükleer programı ile ilgili yapılan oylamada İran lehine oy kullanarak cesur bir adım atarak kendini de riske atmış ama bu ülkeyiı ikna edememiştir. İran tüm çabalara rağmen kendi politikasından en küçük bir taviz vermeyerek bizi açıkta bırakmış, ‘Türkiye’yi kullanmış’ ya da Türkiye bu konuda saf davranmıştır.

By Mete Çubukçu

Mete Çubukçu

Türkiyeli bir televizyoncu, gazeteci ve yazar. Ortadoğu’da yıllardır muhabir ve program yapımcısı olarak dolaşan Çubukçu, sokakların nabzını tutup, liderlerle görüşüp, üç kitap, yüzlerce haber, makale yazarak, televizyon programı hazırladı. Çubukçu’nun Arap ayaklanmaları ile ilgili dördüncü kitabı yolda. Bugün NTV’de ‘Pasaport’ adlı programı yapan Çubukçu, üniversitede uluslararası iletişim dersi veriyor.

Demokrasi

4+4+4: Bir toplama değil, çarp(ıt)ma işlemi

4+4+4’ olarak tarihe geçen 6287 sayılı yasal düzenleme, eğitim sistemi için birçok değişiklik getiriyor. Bu değişikliklerin önemli bir kısmının nasıl uygulanacağı, bu yazının kaleme alındığı 2 Mayıs 2012 tarihi itibarıyle büyük ölçüde belirsiz. Bu belirsizliklerin en önemlilerinden biri, okula başlama yaşı konusunda yaşanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretime başlamanın bir yıl erkene çekildiğini belirtiyor.

By Aytuğ Şaşmaz

Aytuğ Şaşmaz

Toplumsal gruplar, siyasal kurumlar, küreselleşme ve eğitim politikaları üzerine çalışan Şaşmaz, siyasi iktisat öğrencisidir. 2008 yılının Kasım ayından bu yana Eğitim Reformu Girişimi’nde (ERG) politika analisti olarak çalışıyor. ERG tarafından yayımlanan ‘Eğitimde Eşitlik’ ve ‘Eğitim ‹zleme’ raporları, başlıca yayımları arasındadır.

‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ ve 2012’de Türkiye’nin Sağlık Panoraması

Aile hekimliği uygulaması kağıt üzerinde ülkenin tamamında başlamış, ancak ‘en düşük gelirli’ kesimin yararlandığı bir ‘tanı ve tedavi hizmet birimi’ olmanın ötesine gidememiştir. Tümüyle ‘yoksul’ olanlar, ‘sürekli hizmet gereksinimi bulunanlar’, ‘yaşlılar’, ‘engelliler’ hizmetleri sık ile yoğun kullandığı ‘işsizler’, ‘göçmenler’, ‘kaçaklar’ vb. dezavantajlı gruplar ise SGK kapsamında olmadığı ve ekonomik olanakları olmadığı için aile hekimlerine de başvur(a)mamaktadır.

By Mustafa Sütlaş

Mustafa Sütlaş

Emekli Hekim olan Mustafa Sütlaş, aynı zamanda sağlık ve hasta hakları aktivistidir. 1983-2006 yıllarında Türkiye’deki ‘Lepra Kontrol Projesi’nde görev yaptı ve yönetti.Sütlaş’ın Hasta Hakları ve Sağlık Hakkı, Sağlık ve Medya alanında kitapları var.

Sütlaş, 10 yıl süreyle Yön Radyo’da ‘Merhaba Acil’ adında sağlık haber programı gerçekleştirdi. Sütlaş, Bağımsız İletişim Ağı (bianet) haber portalında düzenli olarak yazı yazıyor.

Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü sorunları kaç yönlü?

Son 10 yıla damgasını vuran ‘tayin edilmişler’le ‘seçilmişler’ arasındaki amansız çatışma, giderek ikinciler lehine gelişti ama henüz bitmiş değil. Ordunun, büyük skandallarla itibar kaybedip mecburen geri çekilirken kendinden boşalan yere yargıyı sürmesi, yargının yapısına önemli reformlar getiren anayasa değişikliklerine yol açtı. Yargının ‘yansızlığı’ hedefine yönelik bu değişiklikler, bu kez de bağımsızlığını zedelediği iddiasıyla eleştiriliyor.

By Şanar Yurdatapan

Şanar Yurdatapan

1941 yılında Susurluk’ta doğan Yurdatapan’ın, 1958 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde kurdukları “Kuyrukluyıldızlar” topluluğunda başlayan müzik yaşamı, daha sonra mesleği haline geldi.

Yurdatapan, 1980’de yurtdışında yaptıkları konuşmalar nedeniyle, eşi Melike Demirağ ile birlikte yurttaşlıktan atıldı. 1992 yılında yurda döndükten sonra müzikten koptu ve insan hakları aktivisti oldu.

Yurdatapan, 2002 yılında “INDEX on Censorship”in “Best Circumvention of Censorship” ve Human Rights Watch’ın “Global Rights Defender” ödüllerine de layık görüldü. Yurdatapan’ın yayımladığı 10 kitap ve 100’e yakın broşürü yanında, Abdurrahman Dilipak’la birlikte yazdığı üç de kitabı var.

İnsanlığa karşı işlenen suçlar ve zulüm politikalarına karşı ısrarlı direniş

Bu coğrafyanın egemen muktedirleri zulmü sonuna kadar uygulamakla birlikte, politikalarında unutturmayı, belleksizleştirmeyi tercih etmiş. Halbuki bir insanın, kendisi için anlamlı olan tek bir gün dahi unutturulmaya çalışılırsa, ruhu yaralanır. Muktedirler insan ruhunun yaralanması pahasına unutturma politikasını seçer ama sonuç olarak tarih, yaşanmışlıklar unutulmuyor, unutulduğu sanılıyor ama o ruhumuzun derinlerinde yaşanmışlıklarımızın derin düş uykusundadır, sağaltılmadığı sürece sadece patlak vereceği zamanı, kendi zamanını bekliyor.

By Nimet Tanrıkulu

Nimet Tanrıkulu

İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucularından. Bir dönem İHD İstanbul Şube Başkanlığı yapan Tanrıkulu, Cumartesi Anneleri’ninin 1995 yılında ilk oluşumunda yer aldı... Tanrıkulu aynı zamanda, 78’liler Dernekleri Federasyonu kurucularından. Uluslararası Af Örgütü üyesi olan Tanrıkulu, Barış İçin Kadın Girişiminden ve Diyarbakır Askeri Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu üyesi. Tanrıkulu, Dersimli bir Kürt az İngilzce biliyor ve Kürtçe olan anadilini konuşmaya çalışıyor! İktisat mezunu olan Tanrıkulu, iş idaresi alanında uzun yıllar çalıştı Tanrıkulu, kimi gazete ve dergilerde kadın, barış, insan haklarına ilişkin yazılar kaleme alıyor.

HBSD'den haberler

Uluslararası Siyaset Söyleminde Milliyetçilik ve Nükleer Enerji

Nükleer enerji hakkındaki tartışma ‘ulusların hakları’ söylemine paralel bir çerçevede sürdürüldüğünden, tartışmadaki kavramı ‘toplumların ve halkların menfaati’ne döndürmeyi öneriyorum. Böylece tartışmadaki çıkmaza son verip bu akıl tutulmasının üstesinden gelmenin yolları açılabilir. Burada söz konusu olan mesele hakların reddi değil, toplumları tehlikeye atmayan akılcı enerji politikalarının araştırılmasıdır.

Çernobil unutulmayacak

Yönetmen Alain de Halleux tarafından Çernobil’deki nükleer felaketten tam 25 yıl sonra çekilen ‘Çernobil Unutulmayacak’ adlı belgesel, 1986 yılından beri Ukrayna’da yaşananları ve kazanın günümüzdeki etkilerini inceliyor. Filmde, nükleer felaket kaynaklı radyoaktif kirlenmeyi önleme çalışmalarının bugünkü durumuna ve radyoaktif sızıntının önlenmesi için yenilenmesine çalışılan, ‘lahit’ adı verilen beton yapıya odaklanılıyor.

By Özgür Gürbüz

Savaş, Hafıza ve Toplumsal Cinsiyet

Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu ile Orta Avrupa Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği bu konferansta, savaş ve siyasal şiddet deneyimlerinin nasıl hatırlandığı toplumsal cinsiyet ekseninde ele alındı. Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği’nin desteği ile gerçekleşen konferansa 22 ülkeden 46 feminist akademisyen konuşmacı veya tartışmacı olarak, 200 kadar ilgili de dinleyici olarak katıldı.

Kırsal Kalkınma Girişimi

KKG; işsizliğin, göçün, yoksulluğun, politikaların belirsizliğinin giderek yoğunlaştığı bir ortamda kırsal kalkınma ve yerel kalkınmaya olan gereksinimin arttığını, bu gereksinimin küreselleşme ve AB süreciyle daha da belirgin hale geldiğini düşünen bir grup, kişi ve kurumun bir araya gelmesiyle oluşmuş bir girişimdir.

Gazeteci Değişim Programı

Bu sene gerçekleştirilen bölümünde Türkiye’den on kişilik bir gazeteci grubu 3 Mayıs-9 Mayıs 2012 tarihlerinde Ermenistan’ı ziyaret etme olanağını buldu. Programın 4. senesinde yapılan bu seyahat ile Ermenistan’da 6 Mayıs’ta gerçekleşen genel seçimleri yerinde izleyen gazeteciler, seçim öncesi ve sonrası gözlemlerini okuyucu ve izleyicilerine sıcağı sıcağına komşu ülkeden aktardılar.

Habap çeşmeleri

Elazığ’ın Kovancılar ilçesinin bir köyü olan Habap (yeni adıyla Ekinözü), 1900’lü yılların başına kadar Ermeniler’in yaşadığı, içinde iki kilise, iki okul ve bir manastır olan bir köydür. Fethiye’nin anneannesi Heranuş da bu köydendir. 1915 felaketinden sağ kurtulan birçok insan gibi, Heranuş da doğup büyüdüğü yerlere geri dönemedi. Torunu Fethiye Çetin, Zeynep Taşkın ile birlikte, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Hrant Dink Vakfı’nın katkıları ile bu köydeki çok gözlü iki çeşmenin restorasyonunu, Türk-Kürt-Ermeni gönüllü gençleri ile birlikte gerçekleştirdi.