Macaristan’ın Paks II nükleer santral projesi: Tamamlanabilecek mi? Ne pahasına?

Analiz

Paks II projesinin başlatılmasının üzerinden on yılı aşkın zaman geçti. İnşaat resmen başlamış olsa da yatırım hâlâ başlangıç aşamasında ve belirsizliğini koruyor. Ekonomik temelleri tartışmalı olan bu proje, 2014’te siyasi bir kararla hayata geçirilmişti. İlk planlanan tarihlere göre şu anda 10 yıl geriden geliyor. 2026’daki “ilk beton” aşaması ise somut bir ilerlemeden çok, projenin resmi statüsündeki bir değişikliğe işaret ediyor. Maliyetler gitgide artarken yatırımın nihai bedeli henüz hesaplanabilmiş değil.

Teaser Image Caption
Paks II inşaat alanının havadan görünümü, Kasım 2023. Fotoğraf: Paks II

Projenin bugün geldiği nokta, inşaat resmen başlamış olsa da, uygulamanın önünde hâlâ önemli engeller bulunduğunu ve yatırımın geleceğine ilişkin belirsizliğin sürdüğünü gösteriyor. Başta jeopolitik riskler olmak üzere, birçok ciddi sorunla karşı karşıya bulunan projenin tamamlanıp tamamlanamayacağı, toplamda ne kadara mal olacağı ve ekonomik açıdan nasıl gerekçelendirileceği konusunda büyük bir belirsizlik mevcut. 

Mayıs 2026’da yaşanan hükümet değişikliği, projenin kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi ve birtakım siyasi kararların alınması açısından önemli bir fırsat sunuyor. Paks II’nin mevcut haliyle sürdürülme ihtimali oldukça düşük. Ancak hükümetin önündeki seçeneklerin her biri ciddi riskler, belirsizlikler ve yüksek mali yükler içerdiği için karar aşaması hayli zorlu. 

İnşaat faaliyetleri inceleme tamamlanana dek durdurulmalı. Bundan sonraki aşamada Paks II’ye ilişkin veri ve bilgiler kamuoyuna mümkün olan en kapsamlı şekilde açıklanmalı, inceleme sonucunda alınacak kararlar ise gerekçeleriyle birlikte açık ve şeffaf biçimde duyurulmalı.


Arkaplan

Paks II projesinin hazırlık süreci 2008’de başlatıldı ve 2009’da Macaristan Parlamentosu projenin hayata geçirilmesine onay verdi. Sonraki yıllarda uluslararası bir ihale yapılacağı açıklanmış olsa da, proje 2014’te herhangi bir ihale yapılmaksızın Rosatom’a verildi. Macaristan ile Rusya arasında imzalanan hükümetlerarası anlaşma ile finansman anlaşması 2014 başında imzalanırken, aynı yılın sonlarına doğru mühendislik, tedarik ve inşaat faaliyetlerini kapsayan EPC sözleşmesi akdedildi. Bu sözleşmeler kapsamında, her biri 1200 MW kapasiteye sahip VVER-1200 tipi iki yeni reaktör ünitesinin Rosatom tarafından ana yüklenici sıfatıyla inşa edilmesi kararlaştırıldı. Projenin toplam bedeli 12,5 milyar avro olarak belirlendi ve finansmanın yüzde 80’inin Rusya’dan sağlanacak krediyle karşılanacağı öngörüldü.

Proje ilk günden itibaren eleştiri oklarına hedef oldu: Öncesinde kapsamlı bir ekonomik analiz veya fizibilite çalışması yapılmamıştı; Rus ortak tercihi siyasi nedenlere dayanıyordu, proje ciddi teknolojik, mali ve jeopolitik riskler barındırıyordu; ve proje yönetimi bu risklerle başa çıkmak konusunda hazırlıklı değildi. 

Energiaklub ve başka bağımsız uzmanlar da, sözleşmelerdeki dengesizlikler ve nükleer enerji yatırımlarının genel riskleri de dahil olmak üzere projenin yapısal sorunlarına daha projenin en başında dikkat çekmişlerdi. 


Uygulamadaki gecikmeler

Projede yıllar içerisinde ciddi gecikmeler yaşandı. İlk planlamaya göre ünitelerin en geç 2026 yılında faaliyete geçmesi öngörülüyordu. Oysa 2026 itibarıyla proje, ilk takvimin neredeyse on yıl gerisinde bulunuyor. Kamuoyuna açıklanmış ayrıntılı ve resmi bir takvim de yok. Tamamlanma tarihi içinse yalnızca “2030’ların başları veya ortaları” gibi muğlak ve muhtemelen gerçekçilikten uzak tahminler dillendiriliyor.

Bu gecikmeler aslında beklenmedik değil, zira nükleer santral yatırımlarında böyle sorunlar sıkça yaşanıyor. Paks II’de gecikmeye yol açan başlıca faktörler arasında, projeyi zaman zaman durma noktasına getiren AB prosedürleri, Rusya’daki uygulamalardan farklı olan ve dolayısıyla Rosatom’un hazırlıksız olduğu nükleer lisans süreçleri, proje yönetimindeki eksiklikler ve Rusya-Ukrayna savaşının yol açtığı jeopolitik ortam sayılabilir. Bunlara ek olarak, faaliyetteki Paks I reaktörlerini korumak için kazı alanının çevresine beton bir koruma duvarı yapılması yönünde sonradan getirilen bir şart da proje takvimini etkilemiş görünüyor.

Projenin maliyetinin de büyük ölçüde arttığı anlaşılıyor. Başlangıçta açıklanan 12,5 milyar avroluk bütçenin artık gerçekçi olmadığı kabul ediliyor. Gayriresmi tahminler, toplam maliyetin 25 milyar avroya kadar çıkabileceğini öngörüyor. Üstelik projeyle bağlantılı bazı harcamalar toplam resmi hesaba dahil edilmemiş durumda.

Sonuç olarak projenin ekonomik açıdan savunulabilirliği giderek zayıfladı. Bunun nedeni sadece maliyetlerin artmasından değil, yenilenebilir enerji ve enerji depolama teknolojilerinin hızla yaygınlaşmasından da kaynaklanıyor.


Projenin mevcut durumu

5 Şubat 2026’da birinci ünite Paks-5 için “ilk beton” dökümüne başlandı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına göre bu gelişme, projenin resmen “inşaat aşamasına” geçtiği anlamına geliyor. 

Ne var ki bu aşama, projenin tamamlanması yolunda önemli bir adım kaydedildiği anlamına gelmiyor. Daha önce de saha hazırlığı ve başlıca ekipmanların siparişi gibi birtakım “başlangıç aşamaları” kaydedilmişti, fakat bunların hiçbiri projenin ilerleyişini hızlandırmadı. Şu anda sadece bir ünite “inşaat halinde” sınıflandırması kapsamına giriyor. İkinci ünitenin (Paks-6) inşaatına ne zaman başlanacağı ise bilinmezliğini koruyor. Ünitelerin ticari işletmeye alınacağı tarih de hâlâ belirsiz. Proje ciddi risklerle karşı karşıya olmaya devam ederken, birçok soru halen yanıtsız.

Başlıca riskler

Yeni nükleer santral projelerinde sıkça rastlanan ekonomik, mali ve uygulanabilirliğe ilişkin olağan risklerin yanı sıra Paks II açısından başka ciddi sorunlar da mevcut. Bunların başında Rus yükleniciden kaynaklanan jeopolitik riskler ile AB ve ABD tarafından uygulanması muhtemel yaptırımlar geliyor. Bu sorunlar şimdiye dek geçici ve özel istisnalar yoluyla aşılmış olsa da, gelecekte aynı yaklaşımın sürdürülebileceğine dair herhangi bir güvence yok.

En önemli meselelerden biri, enstrümantasyon ve kontrol sistemi (I&C) tedarikçisi Siemens’in projeden çekilmiş olması. Bu durum proje açısından ciddi bir teknolojik belirsizlik yaratıyor. Santralin işletilmesinin temelini oluşturan I&C sistemi için ufukta AB standartlarını karşılayabilecek somut bir çözüm görünmüyor.

Ayrıca, AB Adalet Divanının Eylül 2025’te Avrupa Komisyonunun projeye yönelik devlet yardımı için 2017 yılında verdiği onayı iptal etmesiyle yeni bir hukuki belirsizlik daha ortaya çıktı. Adalet Divanı, söz konusu onaya itiraz eden Avusturya’nın açtığı davada, Komisyonun kamu ihale kurallarına uygunluğu yeterince denetlemeyerek devlet yardımını hukuka aykırı biçimde onaylamış olduğuna dair nihai bir karara vardı. Buradaki temel mesele, Macaristan’ın projeyi açık bir ihale düzenlemeden doğrudan bir Rus yükleniciye vermesiydi.

Avrupa Komisyonunun bu konuyu nasıl ele alacağı henüz net olmamakla birlikte, bugüne kadar yapılan açıklamalara bakılırsa, projeye sağlanacak devlet yardımı konusunun yeni ve kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması ve bu incelemenin de yıllar sürecek bir başka “askıya alma” dönemine yol açması muhtemel görünüyor. 

Yakın zamanda yaşanan bu iki somut gelişme düşünüldüğünde, Macaristan’daki karar mercilerinin bu hususları neden dikkate almadığı ve projenin 5 Şubat’ta nasıl resmen “inşaat aşamasına” geçirildiği konusunda önemli soru işaretleri uyanıyor. Rus ortağın proje üzerindeki belirleyici rolünün – yani sözleşmelere yansıtılmış dengesiz ilişkinin – bu karardaki etkisi yönünde ciddi kaygılar dillendiriliyor. Üstelik bu durum ilk kez yaşanmıyor: Projedeki gecikmeler nedeniyle takvimler ve diğer sözleşme koşulları daha önce de birkaç kez değiştirilmiş ve yapılan değişiklikler her defasında Rus yüklenicinin lehine sonuçlanmıştı.

Değerlendirme 

Mayıs 2026’da gerçekleşen hükümet değişikliği mevcut durumun yeniden değerlendirilmesi ve proje hakkında kapsamlı bir incelemeye dayanılarak kararlar alınması açısından önemli bir fırsat yaratıyor. TISZA Partisi zaten seçim programında bu yönde bir taahhütte bulunmuştu. Ayrıca sürecin altyapısını oluşturan kısa bir hükümet kararnamesi de yayımlandı. Söz konusu inceleme tamamlanıncaya kadar inşaat çalışmalarına ara verilmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecine bağımsız uzmanların katılımı sağlanmalı, uygulanabilir bütün senaryolar incelenmeli ve süreç azami şeffaflık içinde yürütülmeli. İncelemenin tespit ve sonuçları kamuoyuna açık ve dürüst bir biçimde aktarılmalı.


Senaryolar

Paks II projesinin mevcut haliyle devam ettirilmesi pek olası görünmüyor. Projenin en baştan başlanılarak yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Bugüne kadar ortaya çıkan durum hükümeti zor bir karar süreciyle karşı karşıya bırakıyor, zira mevcut seçeneklerin tamamı büyük riskler, belirsizlikler ve muhtemel mali yükler içeriyor.

Projenin tamamen iptal edilmesi, özellikle halihazırda sipariş edilmiş işler ve ekipmanlar sebebiyle birtakım hukuki ve mali sonuçlar doğuracaktır. Tazminat talepleri gündeme gelebilir. Öte yandan yaptırımların yarattığı koşullar ve mücbir sebep gerekçeleri bu taleplerin kapsamını daraltıp hafifletebilir. Projenin iptali halinde, yarım kalan çalışmaların ve proje sahasında bugüne kadar gerçekleştirilen işlerin nasıl yönetileceği de çözülmesi gereken ayrı bir sorun.

Ana yüklenicinin değiştirilmesi ise büyük ihtimalle farklı bir reaktör tipine geçilmesini gerektirecek ve dolayısıyla proje fiilen baştan başlatılacak. Bu durum, yeni lisans prosedürleri ve AB incelemeleri sebebiyle birkaç yıl gecikmeye yol açabilir. Üstelik şimdiye kadar tamamlanmış işlerin bir kısmı yeni projede doğrudan kullanılamayacağı için ek maliyetler söz konusu olacaktır.

Rosatom ile devam etmek ancak sözleşme ve uygulama koşullarının büyük ölçüde değiştirilmesi halinde mümkün olabilir. Fakat bugüne kadar yaşanan gecikmeler, kalite sorunları, yaptırım riskleri ve kilit tedarikçilerin kaybedilmesi göz önüne alındığında bu seçeneğin hayata geçirilme ihtimali oldukça sınırlı görünüyor.


Bu makale ilk kez şurada yayınlandı: cz.boell.org