Mor ekonomi perspektifinden adil geçiş: Görünmeyen emeği iklim politikasının merkezine almak

Röportaj

Kasım’da Antalya’da yapılacak COP31’de yeni yatırımlar, iklim finansmanı, adil geçiş, tarım ve istihdam kadar konuşulmayan bir konu var: Bakım emeği. Çocuk, yaşlı ve hastaların bakımını kimin üstleneceği sorusu, dönüşümün gerçekten adil olup olmayacağını doğrudan etkiliyor.

kurak bir tarlada anne ve çocuğunun siluetleri gözüküyor

Türkiye’de kadınlar ev işi ve bakım için erkeklerden çok daha fazla zaman ve enerji harcıyor. TÜİK’in 2025 Zaman Kullanım Araştırması’na göre kadınların hane ve aile bakımına ayırdığı günlük vakit dört saat üç dakika iken erkeklerde bu süre 58 dakika.

Ücretli çalışan kadınlar için de bakım yükü korunuyor. Çalışan kadınlar bu işlere günde ortalama iki saat 38 dakika ayırırken çalışan erkeklerde süre 47 dakika. Bu fark yalnızca ev içindeki görev paylaşımıyla ilgili değil kadınların ücretli bir işe girip giremeyeceğini, tam zamanlı çalışıp çalışamayacağını, eğitim için zaman bulup bulamayacağını ve kendi gelirlerini ne ölçüde koruyabileceklerini de etkiliyor.

İklim krizi etkileri bu eşitsizliğin üzerine ek bir yük getiriyor. Kuraklık, aşırı sıcaklar, afetler, gıda fiyatlarının yükselmesi ve suya ya da kaynaklara erişimde yaşanan sorunlar, ev işlerini artırabiliyor. Bir aile gelir kaybettiğinde, daha önce dışarıdan alınan bazı hizmetler ev içinde yapılmaya başlanıyor ve afet sonrası çocuk, yaşlı ve hastaların bakımının yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Suya ve gıdaya erişim zorlaşmaya başladığında gündelik işler daha fazla zaman alabiliyor. Bu yeni iş yüklerinin kimin üzerine kaldığı ise toplumdaki mevcut iş bölümünden bağımsız değil.

Omur Yagmur Ciftci portresi
Star Kadın Derneği Başkan Yardımcısı Ömür Yağmur Çiftçi

Star Kadın Derneği Başkan Yardımcısı Ömür Yağmur Çiftçi de iklim krizinin kadınların zaten ağır olan yükünü artırdığına dikkat çekiyor. Özellikle Van ve çevresinde yaşanan kuraklık, suya erişim krizleri ve tarımsal üretimdeki daralmalar da cabası. Çiftçi, kadınların temel kaynaklara ulaşmak için sarf ettiği günlük fiziksel çabanın hane içi bakım düzenini tamamen kilitlediğini, bu coğrafi ve ekonomik sıkışmışlık içinde kadınların kamusal bir destek bulamadığında tükenme noktasına geldiğini vurguluyor.

Çiftçi’ye göre bu şartlarda ortaya çıkan ek işlerin önemli bir bölümü kadınlara kalıyor. Mesele yalnızca kadınların krizlerden daha fazla etkileniyor olması da değil. Kadınların ücretsiz emeği, kamu hizmetlerinin veya aile bütçesinin yetersiz kalması durumlarında ortaya çıkan açığı kapatan bir kaynak haline geliyor. Bakım hizmeti bulunamadığında, gelir düştüğünde veya gündelik yaşam zorlaştığında çözüm hep aynı: Daha fazla ücretsiz kadın emeği.

Adil geçiş salt yeni işler oluşturmak değil

Adil geçiş, yıllarca daha çok kömür madenleri, termik santraller ve diğer fosil yakıt sektörlerinde çalışan insanlara ne olacağı üzerinden tartışıldı. Yeni iş alanlarının oluşturulması, çalışanların yeni beceriler kazanması, gelir kaybının önlenmesi ve fosil yakıtlara bağımlı bölgelerin desteklenmesi ana konulardı. Ancak ekonomi salt ücretli emekten ibaret değil.

Bakım emeğinin de COP31 sürecinde iklim politikasının merkezinde yer alması kritik bir zorunluluk. Çünkü dışardan öyle gözükmese de, enerji ve sanayi dönüşümü temelde, kadınların görünmeyen ve ücretsiz bakım emeği üzerine kurulu. Yeşil dönüşüm paketleri, yeni istihdam oluşturma iddialarıyla yola çıkarken, bu yeni işlere kimin erişeceğini belirleyen en temel eşik hane içindeki bakım yükü.

Çevre Politikaları Araştırmacısı Fatma Öztürk bunu şöyle anlatıyor: “Eğer bakım emeği iklim bütçelerinin ve adil geçiş planlarının merkezine yerleştirilmezse, yeşil ekonomi dediğimiz yapı sadece erkek egemen sektörleri yeniden farklı bir şekilde üreten ve kadınların omuzundaki sömürüyü derinleştiren yeni bir yeşil sömürü düzenine dönüşür.”

fatma ozturk portresi
Çevre politikaları araştırmacısı Fatma Özturk

Çiftçi de bakım emeğinin ekonominin dışında görülemeyeceğini belirtiyor: “İnsanların ücretli bir işte çalışabilmesi için çocukların, yaşlıların ve hastaların bakımı yapılmalı. Bu yüzden bazı kadınlar daha az çalışıyor, iş hayatından çekiliyor veya başkalarına bağımlı hale gelebiliyor. Bakım emeği yalnızca aile hayatıyla ilgili bir mesele değil, istihdam, gelir ve ekonomik eşitlik meselesi.”
 
Türkiye güneş ve rüzgâr enerjisinde yeni yatırımlar yapabilir, sanayide yeni teknolojilere geçebilir ve binlerce yeni iş oluşturabilir. Fakat çocuk bakımını tek başına üstlenen bir kadın, çocuğunu güvenli bir yere bırakamıyorsa bu yeni işlere başvurması kolay değil. Ders saatlerinde bakım sorumluluğunu devredebileceği bir sistem yoksa mesleki eğitim fırsatı da kâğıt üzerinde kalacak. Bu nedenle yeşil iş sayısını artırmak ile bu işlere eşit ölçüde erişim sağlamak aynı şey değil.

İşte mor ekonomi, yeşil ekonominin ayakta kalmasını sağlayacak bakım işlerinin kim tarafından ve hangi koşullarda yapıldığını sorguluyor. Bu iki alan birlikte düşünülmediği durumda düşük karbonlu fakat toplumsal eşitsizlikleri büyük ölçüde koruyan bir ekonomi ortaya çıkabilir.

Sonuçları ölçülmüş bakım politikaları

Bu konuda dünyanın farklı yerlerinde uygulanmış ve sonuçları ölçülebilmiş örnekler var. Burkina Faso, Uruguay ve Kanada’nın Québec eyaletindeki uygulamalar, bakımın yalnızca aile içinde çözülecek özel bir mesele olarak görülmediğinde etkin sonuçlar alınabileceğini gösteriyor.

Burkina Faso’da gençlere yönelik kamu işleri programına çok sayıda kadın katıldığında küçük çocukları olan çalışanlar için önemli bir sorun ortaya çıkmıştı. Kadınlar işe gelmek istiyordu, fakat çocuklarını bırakabilecekleri yer bulamıyorlardı. Çalışma alanlarının yakınına mobil kreşler kurulduktan sonra kadınların para biriktirme ihtimalinde artış görüldü, acil durumda para bulabileceğini söyleyen kadınların oranı arttı ve çocukların bazı motor becerilerinde gelişme tespit edildi.

Uruguay ise daha geniş bir sistem kurmayı tercih etti. Ülke 2015 yılında Ulusal Entegre Bakım Sistemi’ni hayata geçirerek çocuk bakımını, yaşlı ve engelli bakım desteğini, bakım çalışanlarının eğitimini ve bazı ebeveyn izinlerini aynı çatı altında ele aldı. Uygulamanın başlamasından sonraki yıllarda 0-3 yaş arasındaki çocukların erken çocukluk eğitimi ve bakım hizmetlerine erişim oranı yükseldi ve aynı zamanda bakım sektöründeki ücretli istihdam da arttı. Bakım çalışanları için eğitim ve sertifika sistemlerinin kurulması, bakım işinin daha görünür ve daha düzenli bir istihdam alanına dönüşmesine katkı sağladı.

Kanada’nın Québec eyaletindeki düşük ücretli çocuk bakım sistemi ise bakım hizmetlerinin kadınların çalışma hayatı üzerindeki uzun süreli etkisini gösteren en güçlü örneklerden biri. 1990’ların sonunda başlayan program üzerine yıllardır farklı araştırmalar yapılıyor. 2026 yılında yayımlanan yeni bir çalışma, uygun fiyatlı çocuk bakımına erişen annelerin çalışma hayatında daha uzun süre kalabildiğini ve uzun vadede gelirlerinin arttığını gösteriyor. Etki yalnızca kadınların işe başlamasıyla sınırlı değil, iş deneyimlerinin artması, çalışma hayatında kesintilerin azalması ve zaman içinde daha iyi ücretli işlere geçiş de bu sonucu destekliyor.

Bu üç örneğin ortak noktası, bakım sorununu kadınların kişisel zaman yönetimi konusu olarak görmemeleri. Üç örnekte de farklı ölçülerde olumlu sonuçlar alındı, fakat aynı zamanda hiçbir uygulamanın tek başına toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmadığı da görüldü. Bu nedenle bakım politikalarının ücret, istihdam, ebeveyn izinleri, çalışma saatleri ve erkeklerin bakım sorumluluğunu artıran politikalarla birlikte ele alınması gerekiyor.

Türkiye sıfırdan başlamak zorunda değil

Türkiye’de de belediyelerin ve bazı büyük şirketlerin açtığı kreşler, gündüz bakım merkezleri ve farklı sosyal hizmet uygulamaları var. Bazı yerel yönetimler özellikle düşük gelirli ailelerin çocuk bakım hizmetlerine ulaşabilmesi için yeni modeller geliştirdi. Ancak bu hizmetler ülkenin her yerinde aynı ölçüde bulunmuyor ve bakım hâlâ büyük ölçüde ailelerin kendi imkânlarıyla çözmek zorunda olduğu bir sorun. Özellikle çocuk, yaşlı ve engelli bakımında hizmetin ücreti, bulunduğu yer ve kontenjan sayısı insanların hangi seçeneğe sahip olacağını doğrudan belirliyor.

Çiftçi ücretsiz ve ulaşılabilir kreşlerin yaygınlaştırılmasını, yaşlı ve engelli bakım hizmetlerinin güçlendirilmesini ve bakım işlerinin daha güvenceli duruma getirilmesini adil geçişin temel parçalarından biri olarak görüyor. Aynı zamanda yeşil ekonomide ortaya çıkacak yeni işlerde kadınların kendiliğinden yer alacağını varsaymanın çok da doğru olmayacağını söylüyor.

Karar alma süreçleri bu tartışmanın başka önemli bir parçası. İklim politikaları kadınların gelirini, çalışma saatlerini ve ev içindeki yükünü değiştiriyorsa kadınların ve kadın örgütlerinin bu politikaların hazırlanmasında yer alıyor olması gerekiyor. Bu yalnızca toplantılarda daha fazla kadının bulunması meselesi değil. Bütçenin nereye ayrılacağına, hangi hizmetlerin öncelikli olacağına ve hangi bölgelerin destekleneceğine karar verilirken farklı yaşam deneyimlerinin aktarılması anlamına geliyor.

COP31’de finansman en önemli tartışma konularından biri olacak. İklim finansmanı dendiği zaman enerji santralleri, elektrik şebekeleri, toplu taşıma, sanayi yatırımları, binalar ve tarım projeleri ilk akla gelen alanlar. Bunların hepsi dönüşüm için gereklidir ancak bakım hizmetleri gibi sosyal altyapılar tamamen bu tartışmanın dışında bırakıldığında, yeni ekonomiye kimin katılabileceği sorusu cevapsız kalıyor.

Bu noktada “yeşil iş” kavramının da biraz genişletilmesi gerekiyor. Güneş paneli kuran ya da rüzgar türbini üreten bir çalışanın yeşil dönüşümün parçası olduğu kolayca kabul ediliyor. Oysa bakım çalışanı da düşük karbonlu bir iş yapıyor, başka insanların çalışma hayatına katılmasını sağlıyor ve toplumun günlük hayatını ayakta tutuyor. Bakım sektörü doğrudan enerji üretmese bile adil ve sürdürülebilir bir ekonomi için gerekli altyapılardan biri.

COP31 Türkiye için neyi değiştirebilir?

Türkiye, adil geçişi yalnızca enerji yatırımları, sanayi dönüşümü ve yeni istihdam alanları üzerinden konuşmak yerine bakım ekonomisini de bu tartışmanın içine alabilir. Başlangıç için çok karmaşık politikalar oluşturulmasına ihtiyaç yok. Kaliteli ve düşük maliyetli, ulaşılabilir kreşler yaygınlaştırılabilir, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri artırılabilir, bakım çalışanlarının ücret ve çalışma koşulları iyileştirilebilir. Kadınların katılmasının hedeflendiği yeşil istihdam ve mesleki eğitim programlarına doğrudan bakım desteği de eklenebilir. Bu uygulamalar özellikle düşük gelirli bölgelerde ve bakım hizmetlerinin sınırlı olduğu yerlerde öncelikli duruma getirilebilir.

Bu politikaların sonuçlarının düzenli olarak ölçülmesi de mümkün. Bakım çalışanlarının ücretleri ve sosyal güvence durumu da aynı şekilde izlenebilir duruma getirilebilir. Böylece toplumsal cinsiyete duyarlı adil geçiş yalnızca iyi niyetli bir ifade olarak kalmaz, sonuçları görülebilen bir politika haline gelir.

Uluslararası örnekler ortak bir durumu ortaya koyuyor: Bakım yükü değişmez bir gerçek değil. Doğru politikalarla azaltılabilir, yeniden paylaşılabilir ve aile içinde ücretsiz yapılan bazı işler güvenceli istihdam alanına dönüştürülebilir.

COP31 yaklaşırken Türkiye’nin önünde bu seçenekleri kendi ülke koşullarına göre tartışmak için güçlü bir fırsat var. Elbette fosil yakıtlardan çıkışın hızı, yenilenebilir enerji yatırımları ve iklim finansmanı konuşulmalı. Fakat yeni ekonominin günlük hayatını kimin emeğinin ayakta tutacağı da aynı ölçüde önemli. Kadınların ücretsiz zamanı, dönüşümün görünmeyen finansman kaynağı durumuna gelmemeli. Adil geçiş ancak enerji sistemini değiştirirken bakım yükünün nasıl paylaşılacağını da değiştirebildiği takdirde gerçekten adil olabilir.