Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva COP30’un – iki yıl önce COP28’de kararlaştırıldığı üzere – fosil yakıtlardan çıkışa yönelik bir “yol haritası” benimsemesi için çabalamış olsa da, Belém do Para’daki zirve, nihai belgelerde iklim krizinin baş sorumlularına hiç değinilmeden sona erdi.
Bu noktada, COP kararlarının 195 ülkenin oybirliğiyle alındığını unutmamak gerek; dolayısıyla fosil yakıtlara ilişkin ifadeler genellikle müzakerelerin en zorlu başlıklarından biri oluyor. Bu bağlamda ev sahibi ve dönem başkanı olan Brezilya, “Küresel Mutirão” başlığı altında iki girişim önerdi: “Küresel Uygulama Hızlandırıcısı” ve “1,5°C’ye doğru Belém Misyonu.” Bu girişimler, emisyon açığına kolektif bir yanıt geliştirmeyi amaçlayan, yıl boyunca sürdürülecek gönüllü ve kolaylaştırıcı adımlar olarak tasarlanmış olsa da hukuki bir bağlayıcılık içermiyor.
Mutirão müzakereleri en başından itibaren zorlu geçti. Brezilya, COP’un açılış gününde bu çerçeveyi, resmi gündemin dışında kalmasına rağmen süreci tıkama potansiyeli taşıyan dört hassas başlığı ele almak üzere devreye soktu:
- Finansman: Paris Anlaşması’nın 9.1. maddesi, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere azaltım ve uyum faaliyetleri için finansman sağlamasını öngörüyor. Ancak Küresel Güney ülkeleri, COP29’da belirlenen iklim finansmanı hedeflerinden memnun değil ve Küresel Kuzey’den daha fazla katkı talep ediyor.
- Tek taraflı ticaret önlemleri: Gelişmekte olan ülkeler, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’nı (SKDM) ekonomik açıdan dezavantaj yarattığı gerekçesiyle eleştiriyor. Tartışma, bu tür önlemlerin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında ele alınıp alınmaması noktasında yoğunlaşıyor.
- Hedef açığı: Ulusal Katkı Beyanları (NDC) Sentez Raporu, mevcut hedeflerin 1,5°C hedefine ulaşmak için yetersiz kaldığını gösteriyor.
- Şeffaflık: Ülkelerin emisyonlarını, attıkları adımları ve aldıkları/sağladıkları desteği İki Yıllık Şeffaflık Raporları (BTR) aracılığıyla açık, eksiksiz ve karşılaştırılabilir biçimde bildirmesi gerekiyor.
Tartışmalar zamanla Belém’de uzlaşıya varılabilecek daha somut başlıklara yöneldi; ancak 195 ülkenin ortak karar almasını gerektiren bu zirvede bu başlıklar oldukça hassas nitelik taşıyordu. Bunlar arasında fosil yakıtlardan çıkış için yol haritasının kabulü, ormansızlaşmanın sona erdirilmesi ve uyum finansmanının üç katına çıkarılmasına yönelik hedefin müzakeresi öne çıkıyordu.
Müzakereler sırasında 80’den fazla ülke söz konusu “yol haritasının” COP30’un en önemli çıktısı olması gerektiğini savundu. Bu arada Kolombiya ve Hollanda, fosil yakıtlardan çıkış için ilk zirvenin 2026 Nisan’da Santa Marta’da düzenleneceğini duyurarak sürece ivme kazandırmaya çalıştı.
Latin Amerika ve Avrupa ülkeleri fosilden çıkış yönünde daha güçlü bir duruş sergilerken, Meksika ve Avustralya gibi istisnalar dışında büyük petrol, gaz ve kömür üreticileri bu çağrıya katılmadı. Dolayısıyla, günler geçtikçe bu yönde bir sonuç elde edilme ihtimali zayıfladı.
Bu tutum karşısında, COP30 Başkanı André Corrêa do Lago, kapanış oturumunda, Santa Marta’da düzenlenecek zirvenin, açıklanan iki gönüllü girişimin çalışmalarına önemli bir katkı sağlayacağını ifade etti.
Ancak Kolombiya geri adım atmadı. Fosil yakıt karşıtı pozisyonunu sürdürerek, gerekirse oybirliğini bozma pahasına sert bir çıkış sergiledi. Kapanış genel kurulunda Kolombiyalı müzakereci Daniela Durán “Azaltım Çalışma Programı” onaylanmadan önce kendisine söz hakkı verilmediğini söyleyerek karara itiraz etti. Teknik olarak tek itiraz Kolombiya’dan gelse de – ki bu, BM pratiğinde oybirliğinin oluşmadığı anlamına gelir – Uruguay, Panama ve Avrupa Birliği de Brezilya’nın süreci yürütme biçimini eleştirdi.
Durán’ın şu sözleri tartışmanın özünü yansıtıyor: “COP30, fosil yakıtların ötesinde adil, düzenli ve eşitlikçi bir geçişin yollarını tartışmaya açmıyorsa, sürecin bütünlüğü zedelenmiş demektir. Küresel emisyonların yüzde 75’inin kaynağını adlandırmak dahi engelleniyorsa, ortada gerçek bir azaltım yok demektir. İnkârcılık üzerine kurulu bir uzlaşı, uzlaşı değildir; hakikat, adalet ve bizden şeffaflık ve tutarlılık bekleyen topluluklar açısından bir yenilgidir.”
Genel kurul oturumu durumu değerlendirmek üzere askıya alındıktan sonra, COP30 Başkanı do Lago, itiraz dile getirilmeden önce “tokmağın indirilmiş” olduğunu ve bu nedenle kararın artık geri alınamayacağını dile getirdi; zira bu aşamada karar halihazırda hukuken geçerli ve bağlayıcı hale gelmişti.
Mutirão karar metni ormansızlaşma konusunda da oldukça sınırlı kaldı. Metnin sadece önsözünde ormansızlaşmanın azaltılmasının önemine değiniliyor, ancak herhangi bir hedef veya somut bir tedbire yer verilmiyor.
Uyum: Tartışmalı göstergeler ve finansmanın üç katına çıkarılması hedefi
Küresel Uyum Hedefi ile ilgili nihai kararda ülkeler, iki hafta boyunca düşük bir uzlaşı düzeyiyle ilerleyen ve Belém’in başlıca çıktılarından birinin kabul edilmemesi riskini barındıran görüşmelerin ardından, Birleşik Arap Emirlikleri-Belém Çalışma Programı’nın tamamlanması ve onaylanması konusunda anlaştı.
Bu hedef, ülkelerin iklim değişikliğine karşı kapasite, kırılganlık ve dayanıklılık açısından küresel düzeydeki ilerlemelerini ölçmeye yönelik. Bu kapsamda ülkeler, son iki yıldır, karşılaştırılabilir ve izlenebilir göstergelerden oluşan bir çerçeve üzerinde çalışıyordu. Bu göstergeler iki kategoriye ayrılıyor: sonuç alanları (sağlık, su, gıda, hizmetler, ekosistemler ve doğa temelli çözümler, geçim kaynakları ile kültürel miras ve kimlik) ve kolaylaştırıcı alanlar (yönetişim, planlama, finansman, bilgi ve erken uyarı sistemleri).
Uzun süren teknik çalışmaların ardından ülkeler Belém’e yaklaşık 100 göstergelik bir listeyle geldi. Ancak müzakerelerin en başında, Afrika Grubu, kararın Etiyopya’da düzenlenecek COP32’ye ertelenmesi yönünde bir baskı oluşturdu. Gerekçe olarak da, göstergelerin ulusal politikalara müdahale edebileceği ve gerekli finansmanın henüz sağlanamadığı dile getirildi. Bu yaklaşım müzakereleri birkaç gün kilitledi ve başlangıçta Başkanlık tarafından “Uygulama COP’u” olarak sunulan zirve, zamanla ivme kaybederek, Mutirão kapsamında ortaya atılan gündem dışı başlıkların gölgesinde kaldı.
Şili Çevre Bakanı Maisa Rojas’ın zirve ortasında yaptığı şu açıklama durumu özetliyordu: “İki yıl boyunca çalıştık, teknik ekipler ilerleme kaydetti, liste mükemmel olmayabilir, ama hiç değilse elimizde bir liste var. Uygulamaya geçmek için bu listeye ihtiyacımız var. Latin Amerika olarak, bu COP’un, uyum konusunda ne kadar ilerleme kaydedildiğini değerlendirmemizi sağlayacak bir gösterge setiyle sonuçlanmasını açıkça talep ediyoruz.”
Kolombiya, Şili, Peru, Panama, Guatemala ve Honduras’ı içeren Latin Amerika ve Karayipler Bağımsız Birliği (AILAC) ile Arjantin, Brezilya, Ekvador, Paraguay ve Uruguay’dan oluşan SUR grubu, müzakereler boyunca, gösterge listesinin sonuçlandırılması ve teknik çalışmaların COP sonrasında sürdürülmesi gerektiğini savunarak kararın ertelenmesine karşı çıktı.
Nihayetinde göstergeler Belém’de kabul edildi, ancak süreç boyunca çeşitli gerginlikler yaşandı. Listedeki göstergelerin sayısı 100’den 59’a düşürüldü ve kapanış oturumunda hem AILAC hem de SUR, Brezilya başkanlığının süreci yönetme biçimini sert şekilde eleştirdi. Kabul edilen metinde ise, bu göstergelerin “normatif veya cezai bir nitelik taşımayan gönüllü göstergeler olduğu” ve “taraflar arasında karşılaştırma aracı olarak kullanılmaması ve gelişmekte olan ülkelerin finansmana erişimi için koşul teşkil etmemesi gerektiği” vurgulandı.
Metin ayrıca, göstergelerin yeni mali yükler ya da sorumluluklar doğurmadığını ve herhangi bir tazminat yükümlülüğü yaratmadığını da açıkça belirtiyor. Belém Uyum Göstergeleri’nin, tarafların raporları da dahil olmak üzere, küresel değerlendirme sürecine girdi sağlaması öngörülüyor. Bununla birlikte metin, “tek tip bir uyum yaklaşımının evrensel bir standart olarak dayatılamayacağını, ulusal koşullara özgü ve farklı yaklaşımların geçerliliğini” kabul ediyor.
Göstergeler kabul edilmiş olsa da, tartışmalar sona ermiş değil. Kapanış oturumunda Latin Amerika’dan çeşitli temsilciler bu hususa özel olarak işaret etti.
Panama temsilcisi, “Başkanlığı desteklemek istiyorduk, gösterdikleri çabanın farkındayız. Ancak usul kuralları bu aşamada değiştirilemez, kurallar ihlal edildi. Bizi geriye götürecek bir Küresel Uyum Hedefi’ni desteklememiz mümkün değil. Kabul edilen göstergeler müzakere edilen göstergelerle aynı değil, ortada metodoloji yok, iki yıllık teknik çalışma fiilen silinmiş oldu,” dedi.
Benzer eleştiriler Uruguay ve Avrupa Birliği tarafından da dile getirildi. Uruguay taslak metnin sabaha karşı 3’te duyurulduğunu ve incelemek için yeterli süre tanınmadığını belirtirken; Avrupa Birliği, göstergelerin net olmadığını ve Paris Anlaşması ile uyumlu olmadığını ifade etti. Nihai metin, metodoloji ve veri setlerinin geliştirilmesi için iki yıllık bir teknik süreç öngörüyor ve bu sürecin COP32’de sonuçlandırılması planlanıyor.
İlk taslaklarda, Küresel Uyum Hedefi karar metni içinde uyum ile finansman arasında açık bir nedensellik bağı ve niceliksel irtibat kurulması amaçlanıyordu. Bu çerçevede, “iklim finansmanında dönüştürücü bir artış olmadan” yeterli düzeyde bir uyumun mümkün olamayacağı vurgulanıyordu. Dolayısıyla, göstergelerle birlikte, uyum finansmanının en az üç katına çıkarılması gereği de gündeme gelmişti.
Bu unsur, Mutirão kapsamında yer bulan az sayıdaki somut taahhütten biri oldu: Metinde, gelişmiş ülkelerin 2035 yılına kadar uyum finansmanını en az üç katına çıkarmak için çaba göstermesi talep ediliyor.
Peki ama sorun ne? Halihazırdaki taahhüdün, yani uyum finansmanının 2025’e kadar 2019 seviyesine kıyasla iki katına çıkarılmasının gerçekleşme ihtimali çok düşük. Bu yılki Uyum Açığı Raporu bu konuda devasa bir finansman açığı olduğunu gösteriyor: Gelişmekte olan ülkelerin 2035 yılına kadar yıllık uyum ihtiyacı 310-365 milyar dolar olarak tahmin edilirken, uluslararası kamu finansmanı akışları 2022’deki 28 milyar dolardan 2023’te 26 milyar dolara gerilemiş bulunuyor.
Rapora göre, Glasgow’da belirlenen ve 2025’e kadar finansmanın 40 milyar dolara çıkarılmasını öngören hedefe mevcut eğilimlerle ulaşılması mümkün görünmüyor. Dahası, uyum finansmanına ilişkin veriler genellikle bir-iki yıl gecikmeyle netleştiği için, 2035 hedefi bugün itibariyle tam hesaplanamayacak bir zemin üzerine inşa ediliyor.
Adil bir geçiş için tarihi bir mekanizma
COP30’un nihai karar metninde fosil yakıtlara atıf yapılmaması, Adil Geçiş Çalışma Grubu’ndaki müzakerelerin sonucunu doğrudan etkiledi. G77 + Çin bünyesinde yer alan gelişmekte olan ülkeler, “Belém Eylem Mekanizması” olarak anılan önerinin bazı unsurlarını içeren bir mekanizmayı metne dahil edebilmeyi başarmış olsa da, fosil yakıtlardan çıkışa dair bir ifadenin yokluğu bu yeni kurumsal düzenlemenin içeriğini oldukça zayıflatıyor.
Nihai metne göre, kabul edilen mekanizmanın amacı “uluslararası işbirliğini, teknik desteği, kapasite geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını güçlendirmek; ayrıca adil, eşitlikçi ve kapsayıcı geçişleri mümkün kılmak” olarak tanımlanıyor.
Adil geçiş konusu, 2023’teki COP28’de alınan ve bu başlık altında bir çalışma grubu oluşturulmasını öngören kararla COP gündemine girmişti. Başlangıçta bu grubun 2026’ya kadar faaliyet göstermesi planlanıyordu. Bu nedenle COP30’da Küresel Güney ülkeleri, bu müzakerelerin devamlılığını sağlayacak bir kurumsal mekanizma oluşturulmasını savundu.
G77 tarafından önerilen mekanizma ile daha sınırlı bir eylem planı seçeneği arasında iki hafta süren müzakereler sonucunda, mekanizma seçeneği kabul edildi. Mekanizma önerisini savunan kuruluşlardan Latin Amerika İklim Eylem Ağı (CANLA) lobi sorumlusu Laura Restrepo Alameda’ya göre mesele bununla bitmiyor: “Asıl sınav şimdi başlıyor. Fosil yakıtlardan çıkışa dair tek bir ifadenin bile metne dahil edilmemiş olması büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Bu sessizlik, aksi halde tarihi sayılabilecek bir adımı gölgede bıraktı.”
Sürecin bundan sonraki aşamasında, BMİDÇS yardımcı organlarının mekanizmaya ilişkin nihai karar metnini hazırlayarak Kasım 2026’da sunması bekleniyor. Ancak, mekanizma için büyük çaba sarf etmiş olan sivil toplum örgütleri, kabul edilen metindeki bazı unsurlara eleştirel yaklaşıyor.
Bu eleştirilerde özellikle mekanizmaya ilişkin kararın “bütçe açısından etkilerine” atıf yapan 29. paragraf öne çıkıyor. Karayipler genelinde fosilden çıkışı destekleyen bölgesel bir iklim ağı olan Red del Gran Caribe Libre de Fósiles koordinatörü Carolina Sanchez Naranjo, anlaşmanın hem iddia düzeyinde yetersiz kaldığını hem de geçiş sürecinin nasıl finanse edileceğine dair belirsizlik bulunduğunu dile getiriyor. “Bizim için kritik olan, bu sürecin finansmanının gelişmiş ülkeler tarafından sağlanması gerektiğinin kabulü. Oysa anlaşma bu konuda herhangi bir netlik getirmiş değil.”
* Bu makale, Heinrich Böll Stiftung Bogotá ofisinin desteğiyle hazırlanmıştır.