COP30 kapsamında, adil geçiş süreçlerinin uygulanmasına yönelik yeni bir kurumsal yapı tesis edilip edilemeyeceği konusunda hararetli bir tartışma yaşandı. Bu konu etrafındaki müzakereler, fosil yakıtlardan çıkış yönünde artan baskıyı yansıtıyor.
Belém do Pará’da COP30’a ev sahipliği yapan Brezilya hükümeti, bunun bir uygulama zirvesi olacağını pek çok kez tekrarlamıştı. Başka bir deyişle, son 30 yıl boyunca alınan kararların ve yapılan duyuruların artık hayata geçirilmesi, yani somutlaştırılması gerektiği vurgulanmıştı. Ne var ki, iklim değişikliğiyle mücadele açısından hayati bir konu, tam da uygulamaya dair görüş ayrılıkları yüzünden kilitlenmiş durumda.
Bu konu, yani 2023 yılında COP28’de oluşturulan ve 2026’ya kadar sürmesi planlanan Adil Geçiş Çalışma Programı, COP30’da en fazla tartışma yaratan başlıklardan biri haline geldi.
Bunun iki nedeni var. Birincisi, çok sayıda ülke bu tartışmanın gelecek yıl sonlandırılmasına karşı çıkıyor. Bu yüzden müzakerelere süreci uzatabilecek bir kurumsal düzenleme önerisi dahil edildi ve bu da taraflar arasında ayrışmaya yol açtı.
İkincisi ise, fosil yakıttan çıkışa yönelik açık çağrı. Bu konu adil geçişle doğrudan bağlantılı olmasına rağmen, esas müzakere alanının dışına, başka platformlara taşındı ve [Brezilya Başkanlığı’nın resmi gündemde yer almayan, önemli ve oldukça tartışmalı konuları bir araya getirme çabasını yansıtan] Mutirão kararına dahil edilmek istendi.
Dolayısıyla, kurumsal düzenleme konusundaki çekişme, bu müzakerede en fazla gerginlik yaratan başlık oldu. COP süreçlerinde bu tür düzenlemeler oldukça yaygındır ve esasen kurumsal bir zemin oluşturarak bir kararın veya hedefin uygulanabilir hale gelmesini sağlar. Buna örnek olarak Varşova Uluslararası Kayıp ve Zarar Mekanizması, Uyum Komitesi ve Finans Daimi Komitesi gösterilebilir.
Mevcut tabloda ise iki seçenek öne çıkıyor: bir yanda adil geçişi ilerletmek üzere çeşitli hedefler içeren iddialı bir mekanizma; diğer yanda ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) bünyesinde yalnızca mevcut tartışmaları sürdürmekle sınırlı, daha dar bir eylem programı.
Bu başlıkta Kolombiya adına müzakere yürüten bir yetkiliye göre, tartışmanın kilit noktası, Japonya’nın başını çektiği sanayileşmiş ülkeler ile Avrupa Birliği liderliğinin, Sözleşme bağlamında yeni bürokratik katmanlar oluşturulmasına mesafeli bakmasında düğümleniyor. Bu tutumun arkasında, gelecekte doğabilecek ek mali yükümlülüklerden kaçınma isteği var.
Sivil toplum adına bu müzakereleri yakından izleyen Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN) sözcüsü Karla Mass, bir mekanizma kurulmasına karşı güçlü bir muhalefet bulunduğunu ve bu direnci en açık şekilde dile getiren ülkelerin Japonya, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya olduğunu belirtti. Bu nedenle, söz konusu aktörler ile Avrupa Birliği, mekanizma yerine daha sınırlı bir eylem planı seçeneğini tercih ediyor.
Buna karşılık, aralarında Kolombiya’nın da bulunduğu ve G77 + Çin çatısı altında toplanan gelişmekte olan ülkeler grubu, eylem planı yaklaşımını yetersiz buluyor. Bu ülkeler adil geçiş hedeflerinin uygulanabilmesi için daha güçlü ve kurumsallaşmış bir yapı – bir mekanizma – kurulması gerektiğini savunuyor.
21 Kasım 2025 tarihli karar taslağının 25. paragrafında eylem planına değil, mekanizmaya yer verilmiş olması dikkat çekici. Ancak COP süreçlerinde sıkça dile getirildiği gibi, metin oybirliğiyle kabul edilene kadar hiçbir şey kesinleşmiş sayılmaz.
Mekanizmayı savunan ülkeler açısından en büyük darbe, fosil yakıtlardan çıkışa ilişkin tüm atıfların metinden kaldırılması oldu. Oysa bu ifade 2023’te üzerinde uzlaşılan Küresel Kurum Değerlendirmesi’nin bir gereğiydi.
Tartışmanın kökeni: iki COP öncesine dönüş
Bugünkü tartışmayı anlamak için COP28’e dönmek gerek. 2023 yılında düzenlenen COP28’de taraflar Adil Geçiş Çalışma Programı’nın oluşturulmasına karar verdi ve bu çerçeveye yedi ilke veya unsur dahil edildi. Bunların bir bölümü doğrudan enerji dönüşümüyle ilgiliydi. Örneğin, 2. maddenin (c) bendi, “düşük emisyonlara ve iklim dayanıklılığına doğru küresel geçiş kapsamında sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasıyla bağlantılı fırsatlar, zorluklar ve engellere” atıf yapıyordu.
Bununla birlikte, Sözleşme kapsamındaki diğer alanlara temas edebilecek unsurlar da vardı. Örneğin, (d) bendi, “ulusal ve uluslararası düzeyde iklim uyum ve dayanıklılığını güçlendirmeye yönelik yaklaşımların” teşvikini amaçlıyordu.
Bu konularda yürütülen müzakereleri izleme konusunda uzmanlaşmış bir kuruluş olan Transforma’nın diplomasi direktörü Alejandra López ortaya çıkan tabloyu şöyle yorumluyor: “Bu durum, Sözleşme’nin adil geçişi sadece enerji dönüşümüyle sınırla görmediğini; uyum, biyoçeşitlilik ve emek adaleti gibi başlıkları da kapsayan daha geniş bir çerçevede ele aldığını gösteriyor.”
Bu değerlendirmeyi takiben, yaklaşık bir yıl önce sivil toplum kuruluşlarından oluşan bir grup, Çalışma Grubu’na Belém Eylem Mekanizması (BAM) başlıklı bir mekanizma önerisi sundu. Bu yapı üç ana eksen içeriyor: ülkelerin adil geçişlerini gerçekleştirebilmeleri için finansal ve teknolojik destek sağlanması, ülkeler arasında bu konudaki bilgi ve deneyim alışverişinin güçlendirilmesi ve enerji dönüşümünde adalet kavramı etrafında sektörler arası ortak bir anlayış oluşturulması.
BAM önerisinin ilk taslağını hazırlayan CAN sözcüsü Mass, bu girişimin ardındaki temel fikri şöyle özetliyor: Dünya, iklim eyleminin önündeki tıkanıklıkları aşmak ve halihazırda varılan anlaşmaları hayata geçirmek için yeni yönetişim modelleri geliştirmek zorunda.
“Ancak uygulamaya geçmeden önce aynı zeminde buluşmamız gerekiyor; adil geçiş dediğimizde herkesin aynı şeyi kastettiğinden emin olmalıyız. Bu yüzden de, bu başlık altında yürütülen çalışmaların gerçekten de bu amaca hizmet ettiğini denetleyecek bir koordinasyon koluna ihtiyaç var,” diyen Mass, önerilen yapının bir finansman mekanizması olmadığına özellikle dikkat çekiyor.
Bu çerçevede, G77 + Çin bünyesindeki ülkeler sivil toplumun önerisini sahiplenerek COP30’a bir mekanizma talebiyle geldiler.
Ancak Kolombiyalı bir müzakereciye göre BAM’ın kapsamı mevcut aşama için fazla geniş: “Biz burada adım adım ilerliyoruz. Şu anda hedefimiz bir mekanizmanın kurulması; isimlendirme ve BAM’a benzer işlevler eklenmesi ise bir sonraki COP’ta değerlendirilebilir.”
Bu doğrultuda Kolombiya’nın tutumu net. Benimsenen mekanizma ne olursa olsun şu iki koşulu karşılamalı: Adil Geçiş Çalışma Programı’nın geçiş süreçlerinin yönüne ilişkin yatay ve dikey rehberlik sunabilmeli; ve diğer müzakere başlıkları için gerekli kolaylaştırıcı koşulların tanınmasına imkan vermeli.
Kolombiyalı müzakerecinin aktardığına göre, söz konusu rehberlik iki boyutta ele alınmalı. Program yatay düzlemde, uyum, finansman ve azaltım gibi Sözleşme’nin diğer bileşenleri için geçişlerin nasıl ilerletileceği konusunda rehberlik sağlayabilir. Dikey düzlemde ise, ülkelerin kendi geçiş planlarını geliştirmelerine yardımcı olabilir.
Aynı delege, “Kolaylaştırıcı koşullar derken kastettiğimiz şey, uyum, finansman ve azaltım konularında çalışan müzakerecilerin kendi başlıkları üzerinden geçişi nasıl destekleyebileceklerini anlayabilmeleri. Bu bağlamda programın rolü, söz konusu başlıklardan hareketle geçişin nasıl kolaylaştırılabileceğine dair yol gösterici ilkeler üretmek olmalı,” diyor.
COP30’daki kırmızı çizgiler
21 Kasım 2025 sabahı son taslak metin açıklandığında, Kolombiya delegasyonu fosil yakıtlardan çıkışa ilişkin ifadelerin metinden tamamen çıkarılmış olmasından duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi. Taslak metin G77 + Çin ülkelerinin adil geçiş müzakerelerinde ortaya koyduğu iki kırmızı çizginin de üstüne basıyordu: somut sonuç üretmeyen bir çalışma programının reddedilmesi ve nihai kararda fosil yakıtlardan çıkışa ilişkin ifadenin korunması.
“Ancak müzakerelerde her zaman pazarlık kozları olur,” diyor Transforma’nın enerji diplomasi ekibi koordinatörü Diana Barba. Ve bu kozlar, COP’un diğer başlıklarında yaşanacak gelişmelerle yakından bağlantılıdır.
Yani, gelişmekte olan ülkeler söz konusu mekanizmanın oluşturulmasını sağlamak istiyorsa, muhtemelen başka alanlarda – örneğin fosil yakıt ifadesi, uyum veya tek taraflı önlemler başlıkları – taviz vermek durumunda kalacak. Söz konusu tek taraflı önlemler ise, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için ülkelerin ya da ülke gruplarının kendi inisiyatifiyle benimsediği, çoğu zaman piyasa temelli politikalardan oluşuyor.
Barba, “Burada henüz tam olarak çözümlenmemiş bir denge söz konusu. Kanımca, fosil yakıtlardan çıkışa dair ifade muhtemelen sınırlı kalacak, ancak kurumsal düzenleme başlığında ilerleme sağlanabilir,” diyerek müzakerelerin gidişatına işaret ediyor.
COP30’un sonuna doğru, enerji meselesi adeta müzakerelerin merkezine yerleşmiş durumda. Toplumsal protestolar, ülke gruplarının çağrıları ve müzakere salonlarındaki gerginlikler, fosil yakıtların geleceğinin nasıl şekilleneceği ve çıkışın ne kadar adil olacağı konusunda yükselen bir baskıya işaret ediyor.
Bu nedenle kapanışın sert tartışmalarla geçmesi ve fosil yakıtlara atıf içeren bir metnin oluşturulması yönünde başkanlık üzerindeki baskının artması bekleniyor. Aksi halde, 21 Kasım’da tamamlanması öngörülen COP sürecinde uzlaşma sağlanamayabilir.
* Bu makale, Heinrich Böll Stiftung Bogotá ofisinin desteğiyle hazırlanmıştır.