Altıncı maddenin kurumsallaştırılması: Bürokrasi, teknoloji ve küresel karbon piyasalarının geleceği

Analiz

Altıncı madde, uluslararası karbon piyasalarının kurumsal merkezi olarak öne çıkıyor. Finansman ve uyum konularındaki ilerleme çıkmaza girse de, kayıt sistemleri, standartlar ve dijital altyapılar hızla gelişiyor. Bu makale, söz konusu gelişmelerin mevcut güç dinamiklerini nasıl pekiştirebileceğini ve dönüştürücü iklim eylemleri için siyasi hareket alanını nasıl değiştirebileceğini inceliyor.

Teaser Image Caption
Haziran ayında Bonn’da düzenlenen SB64 iklim toplantılarında altıncı madde’nin kurumsal yapısı geliştirilmeye devam etti.

Summary

  • Altıncı maddenin uygulanması, iklim finansmanı, uyum ve fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılması gibi müzakere başlıklarına kıyasla kurumsal düzeyde daha hızlı ilerliyor; bu da, piyasa mekanizmalarının küresel iklim yönetişimine kalıcı biçimde yerleşmesi riski doğuruyor.
  • Karbon piyasalarının yönetişimi sadece teknik değil, aynı zamanda siyasi bir süreç; bu süreçte kurallar, standartlar ve karar alma yapıları küresel güç ilişkilerini yansıtıp pekiştirebilir.
  • Blokzincir, yapay zeka ve dijital kayıt sistemlerinin kullanımı, yeni teknolojik bağımlılıklar yaratma ve siyasi kararların henüz yeterince denetlenmemiş uzman sistemlerine aktarılması riskini beraberinde getiriyor.
  • Karbondioksit gideriminin ve doğal ekosistemlerin karbon piyasalarına giderek daha fazla entegre edilmesi, doğanın daha fazla finansallaşmasına yol açıyor ve çevresel bütünlük, arazi hakları ve sosyal adalet konusunda ciddi kaygılar doğuruyor.
  • Altıncı maddenin sekizinci fıkrası, piyasa temelli olmayan yaklaşımına rağmen, gitgide karbon piyasalarıyla aynı teknik ve kurumsal mantığın içine çekilme riskiyle karşı karşıya.

Almanya’nın Bonn kentinde yürütülen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ara dönem süreci (SB64) sona ererken, ortaya çıkan genel tabloyu görmezden gelmek zordu. Küresel Uyum Hedefi ve Azaltım Çalışma Programı da dahil olmak üzere başlıca müzakere alanları, 16. kural kapsamında bir uzlaşmaya varılamadan sona erdi ve birçok kritik soru çözümsüz kaldı. İklim finansmanı konusunda uzun süredir devam eden gerilimler de sonlandırılamadı; gelişmekte olan ülkeler bir kez daha desteğin artırılması çağrısında bulunurken, gelişmiş ülkeler somut taahhütlerde bulunmamak için direndi.

Adil Geçiş konusundaki tartışmalar ise iklim eyleminin anlamlı düzeyde bir finansman, teknoloji transferi ve uygulama desteğiyle birlikte mi yürütülmesi gerektiği, yoksa büyük ölçüde diyalog ve bilgi paylaşımına yönelik bir platform olarak mı kalması gerektiği konusunda öteden beri süregelen ayrışmaları yeniden alevlendirdi. Taraflar, birçok gündem maddesinde tekrar tekrar aynı temel meselelere döndüler: Kaynaklar nasıl harekete geçirilecek, giderek ağırlaşan iklim etkilerine nasıl uyum sağlanacak ve hızla değişen dünyayla nasıl başa çıkılacak? Çok sayıda müzakere oturumu yapılmasına ve bu konuların bazılarında kaydedilen somut ilerlemelere rağmen, SB64, cevaplardan çok sorularla sona erdi.

Ancak öte yanda başka bir süreç de istikrarlı bir şekilde ilerlemeyi sürdürdü. Finansman, uyum ve azaltım müzakereleri uzlaşmaya varmakta zorlanırken, altıncı maddenin kurumsal temelleri genişlemeyi sürdürdü. Kayıt sistemleri geliştiriliyor, muhasebeleştirme metodolojileri iyileştiriliyor, kapasite geliştirme programları başlatılıyor ve yeni raporlama sistemleri ile “güvence önlemleri” oluşturuluyor.

Finansman, uyum ve azaltım müzakereleri uzlaşmaya varmakta zorlanırken, altıncı maddenin kurumsal temelleri genişlemeyi sürdürdü.

Altıncı maddenin iki, dört ve sekizinci fıkralarına ilişkin tartışmalar, uygulama konusunda teknik görüş ayrılıklarını göstermenin yanı sıra, ve daha önemlisi, karbon yönetişiminin geniş bürokratik çerçevesinin inşasına devam edildiğini ortaya koydu. Altıncı madde açısından en büyük tehlike, uluslararası toplum karbon piyasalarının UNFCCC kapsamındaki diğer süreçlerle ne kadar iç içe geçmiş olduğunu ve karbon piyasası kurumlarında oluşan yol bağımlılığının iklim krizinin gerektirdiği dönüşümleri ve emisyon azaltımlarını neden sağlayamayacağını açık ve dürüst biçimde değerlendirme fırsatı bulamadan, bu mekanizmanın derin biçimde kurumsallaşması ve bürokrasiye saplanıp kalması.

Jeomühendislik, altıncı maddenin uygulama gündeminde kritik bir yer tutmaya devam ediyor. Paris Anlaşması Kredilendirme Mekanizması (PACM) kapsamında altıncı maddenin dördüncü fıkrası, karbon giderimi (CDR) faaliyetlerinin ticarete konu edilebilir karbon kredileri üretmesini sağlayacak metodolojik çerçeveleri belirleyecek. Bu kapsamda, karbon yakalama ve depolama (CCS), karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS), doğrudan (havadan) karbon yakalama (DAC), karbon yakalama ve depolamalı biyoenerji (BECCS) ve biyokömür gibi mühendislik temelli yaklaşımların yanı sıra, ağaçlandırma, ekosistem restorasyonu ve denizlerde karbondioksit giderimi (mCDR) gibi doğa temelli ve hibrit yaklaşımlar da yer alıyor. “Giderime” ilişkin genel standartlar artık oturmuş olsa da, belirli faaliyet türlerine özgü birçok yöntem halen gelişim aşamasında. Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönem, yeni nesil karbon piyasalarının kara ve deniz ekosistemlerindeki karbon giderimi faaliyetlerinin değerleme, muhasebeleştirilme ve finansallaştırılma yoluyla nasıl genişleyebileceğini incelemek bakımından kritik önem taşıyor.

Mali altyapılar, bürokratik sistemler, sözde uzmanlar ve yönetişim kurumları yeni ortaya çıkan karbon piyasası sistemlerinin içine yerleştikçe, gelecekteki müzakerelerin karşı karşıya olduğu soru şudur: Bugün yürütülen müzakereler, karbon muhasebesi kurallarının ve piyasa usullerinin ayrıntılarından çok daha fazlasını içeriyor. Asıl mesele, ortaya çıkmakta olan bu karbon piyasalarının ve bunlarla bağlantılı finansal akışların, iklim yönetişiminin siyasi ve kurumsal temellerini önümüzdeki onlarca yıl boyunca nasıl şekillendireceği.

Altıncı madde ikinci fıkra: Hedef Düzeyinin Artırılmasına Yönelik Diyalogla (Ambition Dialogue) Karbon Yönetişiminin Genişletilmesi 

Altıncı madde ikinci fıkra kapsamındaki diyaloğun amacı, Tarafların, kurumların ve gözlemcilerin ticaret kayıt sistemleri ve Paris Anlaşması kapsamında geliştirilmekte olan diğer unsurlara ilişkin deneyimlerini paylaşabilecekleri bir alan yaratmaktır. Delegeler, toplamda yaklaşık beş saat süren iki oturum boyunca, sayıları giderek artan ikili anlaşmaları, başlangıç raporlarını, raporlamadaki tutarsızlıkları ve yavaş ilerleyen inceleme süreçlerini ele aldı. Haziran 2026 itibarıyla 23 ülke toplamda 47 adet işbirliği yaklaşımına dair başlangıç raporlarını sunmuş bulunuyor. Öte yandan projelerin yürütüldüğü veya azaltım faaliyetlerine ev sahipliği yapan, yani altıncı madde faaliyetlerine katılan – çoğu Asya ve Latin Amerika’da bulunan – ülkelerin sayısı 57’ye ulaşmış durumda. 

Katılım son derece dengesiz bir şekilde ilerliyor: Alıcı anlaşmalarının neredeyse yüzde 74’ünü Japonya, Singapur ve İsviçre oluşturuyor. Bu durum, satın alma gücünün küçük bir zengin devletler grubunun elinde yoğunlaştığını gösteriyor. Söz konusu dengesizlik, altıncı madde kurallarını ve kurumlarını kimin şekillendirdiğine dair temel bir siyasi soruyu beraberinde getiriyor.

Ev sahibi ülkeler azaltım projelerini temin ederken, sistemin kurumsal mimarisi finans ve müzakere açısından en yüksek kapasiteye sahip olan aktörler tarafından yönlendiriliyor. Bu bağlamda, bürokrasinin hiçbir zaman sadece idari bir yapı olmadığını, bir otorite kaynağı da oluşturduğunu vurgulamak lazım. Altıncı madde uygulamaya geçtikçe, bu kurallar da BM sisteminin, uluslararası kuruluşların, çok taraflı ve jeopolitik yapıların içine daha fazla yerleşiyor ve zamanla söz konusu kuralların sorgulanmasını veya değiştirilmesini zorlaştırabilecek bir yönetişim sistemi oluşuyor. 

Diyalog boyunca öne çıkan başlıca temalardan biri, kayıt sistemleri, izleme sistemleri, blokzincir teknolojileri, yapay zeka ve gelişmiş muhasebe mekanizmaları başta olmak üzere dijital altyapıya giderek daha fazla vurgu yapılmasıydı. Bu araçlar genellikle çifte sayım (aynı emisyon azaltımının iki kez hesaba katılması) ve piyasa bütünlüğüne ilişkin kaygılara çözüm olarak sunuluyor. Özellikle, karbon işlemlerinin kayıt altına alınmasını sağlayan ve kredilerin farklı yetki alanları arasında izlenebilmesine olanak tanıyan bir yöntem olarak blokzincir (blockchain) teşvik ediliyor.

Diyalog kapsamında sunum yapan Zimbabve ve Bhutan da, Uluslararası Aktarılan Azaltım Sonuçlarını (ITMO) ve diğer faaliyetleri izlemek amacıyla kullandıkları blokzincir tabanlı kayıt sistemlerinden bahsetti. Ancak, blokzincire yönelik bu yoğun ilginin daha yakından incelenmesi şart. Bu sistemlerin kurulması ve sürdürülmesi, önemli ölçüde teknik uzmanlık, yazılım altyapısı, siber güvenlik kapasitesi, enerji kapasitesi ve uzun vadeli idari destek gerektiriyor. Dolayısıyla birçok ev sahibi ülke açısından altıncı maddeye katılım, dışarıdan teknoloji ve hizmet sağlayan şirketlere sürekli bağımlılık anlamına gelebilir. Küresel Güney ülkeleri bir yandan zaten sınırlı olan kurumsal kaynaklarını son derece karmaşık dijital kayıt sistemlerine yatırmaya teşvik edilirken, bu sistemleri geliştiren teknoloji ve uzmanlık büyük ölçüde başka ülke ve şirketlerin elinde olmayı sürdürebilir. Böyle bir durumda, kapasite geliştirme olarak sunulan süreç pekala kapasite bağımlılığına dönüşebilir. Sonuçta altyapının bir kısmı yerelde oluşturulsa dahi, sistemin nasıl işleyeceğine dair asıl bilgi, yetki ve kontrol Küresel Kuzey’de yoğunlaşmaya devam ettiğinden, sömürgecilik döneminden aşina olduğumuz bir örüntü yeniden ortaya çıkabilir.

Yapay zeka, uygulamaya ilişkin tartışmalarda tekrar tekrar gündeme gelen bir başka konu oldu. Yapay zeka halihazırda emisyonların izlenmesi, projelerin performansının doğrulanması, uydu verilerinin analizi, arazi kullanımındaki değişikliklerin saptanması ve karbon muhasebesi gibi alanlarda yaygın biçimde kullanılıyor. Bu teknolojiyi savunanlar, daha yüksek verimlilik ve daha düşük işlem maliyeti sağlayacağını iddia ediyor. Oysa yapay zeka sistemleri eğitildikleri verilere dayanır; karbon ticaretinde kullanılan emisyon seviyeleri, proje verileri ve diğer bilgiler daha şimdiden şeffaflık ve doğruluk açısından ciddi biçimde sorgulanıyor. Dahası, yapay zeka, doğası gereği siyasi nitelik taşıyan kararlar etrafında sahte bir nesnellik algısı da yaratabilir. Karbon piyasalarını savunanların, dünyanın dört bir yanında insanları sömüren düşük nitelikli karbon kredilerini ve karbon piyasalarını güvenilir çözümler olarak sunduğuna zaten on yıllardır tanık oluyoruz. 

Yapay zeka destekli yönetişim mevcut güç eşitsizliklerini zamanla daha da derinleştirebilir.

Yapay zeka destekli yönetişim mevcut güç eşitsizliklerini zamanla daha da derinleştirebilir ve altıncı maddeyi, bu teknolojileri kontrol eden uzman aktörlere daha da bağımlı kılabilir. Blokzincir ve yapay zeka kullanan kayıt ve muhasebe sistemlerine dayalı bürokratik yapıların giderek karmaşıklaşması, daha geniş bir yapısal sorunu da beraberinde getiriyor: yetkinin demokratik müzakere süreçlerinden, giderek şeffaflığı azalan teknik sistemlere kayması. Bu açıdan yapay zeka, karbon piyasalarının yönetildiği teknokratik altyapıyı genişletebilir ve bu yapıların yıllar boyunca kalıcı hale gelmesine katkıda bulunabilir.

Altıncı madde ikinci fıkra diyaloğu boyunca tekrarlanan temalardan biri de raporlamadaki tutarsızlıklar oldu. Afrika Müzakereciler Grubu (AGN), ülkelerin Paris Anlaşması Kredilendirme Mekanizması (PACM), bağımsız karbon kredilendirme standartları, altıncı madde ikinci fıkra kapsamındaki ikili anlaşmalar ve Uluslararası Havacılık için Karbon Dengeleme ve Azaltma Programının (CORSIA) gerekleriyle aynı anda uğraşmak zorunda kaldığından dem vurdu. AGN, başlangıç raporlarında ve inceleme süreçlerinde tespit edilen tutarsızlıkların nasıl yorumlanması gerektiğini sorgulayarak, bunların gerçek muhasebe sorunlarını mı yansıttığını, yoksa sadece ülkelerin farklı raporlama ve metodoloji beklentilerini mi yansıttığını sorguladı. 

AGN’nin bu değerlendirmesi, çok sayıda karbon piyasası yapısının aynı anda gelişmesiyle altıncı maddenin uygulanmasında ortaya çıkan daha geniş bir soruna işaret ediyordu: Sistem giderek daha karmaşık hale geliyor. Örneğin Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO), kendi karbon dengeleme sistemi olan CORSIA’yı geliştiriyor ve bu sistemin altıncı madde dörcünü fıkra kapsamındaki PACM’ye entegre edilmesi bekleniyor. Oysa bu sistemleri birbiriyle uyumlu hale getirmek hiç de kolay değil. Delegeler, farklı muhasebe kuralları, referans yöntemleri, yetkilendirme prosedürleri ve raporlama gereklilikleri nedeniyle süregelen sorunlara dikkat çekerken, bazı Devletler farklı sistemler arasında tutarlılık sağlamak için daha net ve standartlaştırılmış işleyiş kuralları saptanmasını istiyor. 

 Kayıt sistemlerinin, dijital altyapının ve teknik yönetişim mekanizmalarının hızla büyümesi, uygulama sürecinin tarafsız olmadığını gösteriyor.

Diyalog bir bütün olarak değerlendirildiğinde, karbon muhasebesinin çok ötesine uzanan bir gerilimi ortaya çıkardı. Kayıt sistemlerinin, dijital altyapının ve teknik yönetişim mekanizmalarının hızla büyümesi, uygulama sürecinin tarafsız olmadığını gösteriyor. Daha fazla ülke kayıt sistemi kurdukça, muhasebe çerçevesi geliştirdikçe, blokzincir sistemleri benimsedikçe ve yapay zekayı bu yapılara entegre ettikçe, mevcut kurumsal düzeni daha kalıcı hale getiren yeni bağımlılıklar oluşuyor. Finansal birikim idari sistemleri doğuruyor; idari sistemler uzmanlık alanlarını doğuruyor; uzmanlık otoriteyi doğuruyor; otorite ise güç ilişkilerini şekillendiriyor.

Bu dinamik, özellikle piyasadaki satın alma gücünün sistemi şekillendiren bir avuç zengin ülkenin elinde bulunması ve karbon piyasalarının ulusal iklim stratejilerinde giderek daha önemli bir yer edinmesi nedeniyle dikkat çekiyor. Bugün kurulmakta olan uygulama mimarisi sonuçta emisyonların hızla azaltılması hedefine gerçekten hizmet edecek mi, yoksa piyasanın genişlemesi, bürokrasinin büyümesi ve karbon varlıklarının dolaşımı, iklim hedeflerinin güçlendirilmesiyle karıştırılan bir sistemin yeniden üretilmesi riskini mi taşıyor? Daha açık ifade etmek gerekirse, son on yılda bu tartışmalı karbon ticareti sistemini kurmak için harcanan enerji ve para, bunun yerine, fosil yakıtların gerçekten aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasına ve emisyonların kaynağında azaltılmasına yöneltilmiş olsaydı ne olurdu?

Altıncı madde sekizinci fıkra: Piyasa dışı yaklaşımlara hâlâ sadece lafta önem veriliyor

SB64’te yürütülen altıncı madde sekizinci fıkra müzakereleri, başta yeterince kullanılmayan bir internet sitesine daha fazla proje eklenmesi meselesine odaklanmışken, zamanla Paris Anlaşması kapsamındaki piyasa dışı yaklaşımlarda işbirliğini kolaylaştıran UNFCCC Piyasa Dışı Yaklaşımlar (NMA) Platformu’nun nasıl genişletilebileceği ve diğer UNFCCC mekanizmaları ile ulusal uygulama mekanizmalarına nasıl bağlanabileceği tartışmasına dönüştü. Bu tartışmanın merkezinde, 13/CMA.7 sayılı Karar’ın 11. paragrafında dile getirilen görev bulunuyordu. Bu görev kapsamında Bilimsel ve Teknolojik Danışma Yardımcı Organından (SBSTA), Tarafların projelerini altıncı madde sekizinci fıkrada öngörülen ulusal irtibat noktaları aracılığıyla kaydetmelerini ve talep edilmesi halinde NMA Platformu ile ulusal platformlar da dahil olmak üzere diğer platformlar arasında bağlantı kurulabilmesini sağlayacak ek işlevleri değerlendirmesi isteniyordu.

İlk bakışta dijital işlevlerle ilgili basit bir tartışma gibi görünen bu konu, kısa sürede platformun gelecekteki amacı ve ne ölçüde genişletileceği üzerine bir tartışmaya dönüştü. Benzer Görüşteki Gelişmekte Olan Ülkeler (LMDC), Suudi Arabistan, Mısır ve AGN temsilcileri de dahil olmak üzere, gelişmekte olan ülke grupları, söz konusu görev kapsamında bu ek işlevlere gerçekten işlerlik kazandırılması gerektiğini savundu. Buna, projelerin kaydedilebilmesini sağlayacak mekanizmalar ile farklı platformlar arasında daha kapsamlı bağlantılar kurulması da dahildi. Bu ülkeler, sadece başka internet sayfalarına bağlantı verilmesinin kararın gereğini yerine getirmeyeceğini vurguladı. Buna karşılık AB ve İsviçre, platformun rolünün genişletilmesi konusunda daha temkinli bir tutum sergiledi ve bu önerilerin kapsamı ve mevcut görev tanımına ne ölçüde uyduğu konusunda kaygılarını dile getirdi.

İkinci önemli mesele, altıncı madde sekizinci fıkrayla finansman arasındaki ilişkiydi. UNFCCC kapsamındaki diğer tüm müzakere başlıklarında olduğu gibi, gelişmekte olan ülkeler burada da finansmanın uygulama önündeki başlıca engel olmaya devam ettiğini vurguladılar ve NMA Platformu’nun sahip olduğu potansiyeli henüz gerçekleştiremediğini savundular. Zira bu yazı kaleme alındığı tarihte “piyasa temelli” ikinci ve dördüncü fıkralar kapsamındaki proje yelpazesinde binlerce proje yer alırken, NMA Platformunda yalnızca beş proje bulunuyordu. Yağmur Ormanları Ülkeleri Koalisyonu (CfRN), LMDC’ler, Filipinler ve diğerleri, finansmanın harekete geçirilmesine daha fazla önem verilmesi gerektiği hususunda ısrarcı oldular. İlginç olan, bu tartışmanın aynı esnada başka salonlarda yürütülen Azaltım Çalışma Programı (MWP) ve Küresel Uyum Hedefi müzakereleriyle eş zamanlı gerçekleşmesiydi. Bu müzakerelerde de birçok Taraf uygulamanın önündeki engellere ve finansman sorununa işaret ediyordu; ne var ki, söz konusu gündem maddeleri nihayetinde 16. kural uyarınca bir sonuca varılamadan kapatıldı.

Buradaki çelişkiyi görmemek zor: Uyum ve azaltım müzakereleri somut sonuç üretmekte zorlanırken, Taraflar aynı anda altıncı maddenin uygulanmasını kolaylaştırmak için ek dijital ve kurumsal altyapı kurulup kurulmayacağını ve bunun nasıl yapılacağını tartışıyordu. Altıncı madde sekizinci fıkra tartışmaları, Bonn’daki toplantıların genelinde görülen daha geniş bir eğilimi yansıtıyor: Finansman ve küresel eşitsizlikler konusundaki temel anlaşmazlıklar çözümsüz kalırken bile, yönetişim mimarisi ve kurumsal tasarıma yönelik baskı giderek artıyor.

Eleştirel açıdan bakıldığında, bu durum önemli bir gerilimi ortaya koyuyor. altıncı madde sekizinci fıkra hükmün piyasa dışı ayağı olarak tasarlanmış olmasına karşın, Bonn’daki tartışmaların büyük bir kısmı platformların, yeni işlevlerin, kayıt sistemlerinin ve platformlar arası bağlantıların oluşturulmasına odaklandı. Bu da altıncı madde sekizinci fıkranın ne denli piyasa dışında kalabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Üstelik, süreç yine kurumsal ve teknik yapıların genişletilmesine ilişkin tartışmalara sürüklenmiş durumda. Buradan aslında daha genel bir soru doğuyor: Altıncı madde sekizinci fıkra doğrudan ITMO üretmese bile, zamanla karbon piyasalarının temelini oluşturan aynı yönetişim sisteminin içine mi çekiliyor? NMA Platformu’nun genişletilmesi etrafındaki tartışmalar, piyasa dışı işbirliğinin ileride hangi yönde gelişeceğine dair daha derin kaygıları yansıtıyor.

Bu kaygılar yeni değil. UNFCCC’nin en iyi yaptığı şeylerden biri, kullanılan dili, kavramların anlamını ve amaçlarını zaman içinde değiştirerek standartları gevşetmektir. Paris Anlaşması’nın kabul edilmesinden bu yana, bazı gözlemciler, altıncı madde sekizinci fıkra ileride piyasa mekanizmalarına taşınacak veya onlarla örtüşecek faaliyetler için bir hazırlık alanına dönüşebileceğinden kaygı duyuyordu. REDD+ (Ormansızlaşma ve Ormanların Bozulmasından Kaynaklanan Emisyonların Azaltımı) buna iyi bir örnek. Başlangıçta koruma, sürdürülebilir kalkınma, kapasite geliştirme ve piyasa dışı destek gibi unsurları öne çıkaran çeşitli kanallar üzerinden teşvik edilen REDD+, zamanla bölgesel veya yerel ölçekteki karbon piyasalarına ve gönüllü karbon piyasalarına dahil edildi; bugün ise altıncı madde dördüncü fıkra madde kapsamındaki Paris Anlaşması Kredilendirme Mekanizması’nda (PACM) karbon denkleştirme amacıyla kullanılabilecek bir seçenek haline geldi. CfRN temsilcileri, altıncı madde sekizinci fıkra kapsamına “yeni karbon” unsurlarının sokulmaması gerektiği konusunda açıkça uyarıda bulunarak piyasa dışı yaklaşımların karbon dışındaki faydalara odaklanması gerektiğini vurguladı. Aynı tartışmalarda finansman, ormanlar, kıyı ekosistemleri, deniz ekosistemleri ve restorasyon gibi konuların daha kapsamlı biçimde ele alınması da önerildi.

Denizlerde karbondioksit giderimi (mCDR) de benzer bir örnek teşkil ediyor. SB64 kapsamındaki başka bir oturumda Okyanus ve İklim Değişikliği Diyaloğu yürütülüyordu. mCDR’nin PACM kapsamına bir “giderim” faaliyeti olarak nasıl dahil edilebileceğine ilişkin görüşmeler sürmekle birlikte, altıncı madde sekizinci fıkra kapsamındaki NMA Platformu’nda yer alan deniz temelli projelerle örtüşme ihtimali de bulunuyor. Böyle giderse piyasa dışı yaklaşımlarla piyasa temelli karbon ticareti arasındaki ayrım zamanla aşınabilir, kavramların anlamı ve kullanılan dil değiştikçe karbon piyasalarının kapsamı giderek daha fazla ekolojik alana yayılabilir.

Ortaya çıkan bu bürokratik kanallar aracılığıyla doğanın kendisi de giderek karbon ekonomisine ve iklim yönetişimine sağlayabileceği katkı üzerinden yeniden tanımlanıyor. Bonn’daki tartışmalar, piyasa ile piyasa dışı yaklaşımlar arasındaki ayrımın içerdiği çelişkileri, küresel finans sisteminin altında yatan temel bir sorunu ve bu iki yaklaşım arasındaki sınırın giderek bulanıklaştığını ortaya koyuyor.

Altıncı madde dördüncü fıkra: UNFCCC sürecinin en önemli kurumsal dayanaklarından biri haline geliyor

İkinci ve sekizinci fıkraların aksine, SB64’te altıncı madde dördüncü fıkrayla ilgili resmi bir diyalog ya da müzakere yürütülmedi. Bunun nedeni, altıncı madde dördüncü fıkra kapsamında oluşturulan, BM’nin merkezi karbon piyasası niteliğindeki PACM’ye dair somut çalışmaların büyük bölümünün, yıl içinde birkaç kez toplanan altıncı madde dördüncü fıkra Denetim Organı (SBM) ve ona bağlı teknik Metodoloji Uzman Paneli tarafından yürütülüyor olması. Bu toplantılar resmi UNFCCC müzakerelerine kıyasla kamuoyunda çok daha az ilgi görse de, karbon piyasalarının geleceğine ilişkin en önemli kararlardan bazıları esasen burada alınıyor. Altıncı madde dördüncü fıkra, Kyoto Protokolü kapsamındaki Temiz Kalkınma Mekanizması’nın (CDM) yerini almak üzere tasarlanmıştı; böylece karbon denkleştirme kredilerinin üretilebildiği, aktarılabildiği ve ülkeler tarafından Ulusal Katkı Beyanlarının (NDC) gerçekleştirilmesinde, diğer aktörler tarafından ise iklim hedefleri doğrultusunda kullanılabildiği merkezi bir sistem oluşturulması amaçlanıyordu.

Haziran 2026 itibarıyla, CDM’den geçiş için 1515 başvuru yapılmış, bunların 208’i onaylanmış ve 11 proje ile 11 Faaliyet Programı (PoA) olmak üzere toplam 22 faaliyet resmen PACM kapsamında kaydedilmiş durumda. Kayda alınan geçiş hacminin neredeyse yüzde 94’ünün Bangladeş’te (8,38 milyon ton) ve Bhutan’da (2,92 milyon ton) yoğunlaşması dikkat çekici. Bu durum, ilk aşamadaki faaliyetlerin coğrafi dağılımının son derece dengesiz olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda mekanizma kapsamında 1248 yeni faaliyet önerilmiş. Bu faaliyetlerin yaklaşık üçte ikisi, CDM döneminden devralınan rüzgar ve hidroelektrik projelerinden oluşuyor. Buna karşılık, yeni ortaya çıkan proje havuzu daha ziyade güneş enerjisi, verimli pişirme ocakları, elektrikli araçlar, tarım arazisi yönetimi ve ağaçlandırma projelerine yönelik. Onaylanan ilk metodolojiler arasında metan yakma ve kullanma ile nitrik asit üretiminden kaynaklanan nitröz oksit (N₂O) emisyonlarının azaltılması yer almakta olup, bunlar hem CDM’den devralınan hem de yeni PACM faaliyetlerinden oluşan yaklaşık 90 projeyi içeriyor. 100’den fazla NDC’nin altıncı maddeye katılım konusunda açık bir tutum sergilediği ve CORSIA kapsamındaki uygunluk ölçütlerinin bu mekanizmaya dahil edilmesine yönelik müzakerelerin sürdüğü düşünüldüğünde, altıncı madde dördüncü fıkra hızla UNFCCC sürecinin en önemli kurumsal dayanaklarından biri haline geliyor.

Altıncı madde dördüncü fıkra kapsamındaki en önemli, ancak kamuoyunda en az gündeme gelen gelişmelerden biri, Sürdürülebilir Kalkınma Aracında (SD Tool) yakında yapılacak revizyon. Bu araç, mekanizmanın insan hakları, işçi hakları, Yerli Halkların hakları, arazi mülkiyeti, paydaş katılımı ile çevresel ve sosyal riskleri ele almayı amaçlayan başlıca koruma çerçevesi. Sivil toplum kuruluşları, Yerli Halkların temsilcileri, emek örgütleri ve hukuk alanında çalışan savunucular bu bakımdan, bağımsız risk değerlendirmeleri, özgür, önceden ve bilgilendirilmiş rızanın (FPIC) süreç boyunca gözetilmesi, zorla yeniden yerleştirmeye karşı koruma, geleneksel arazi haklarının tanınması, işçi haklarına dair daha sağlam güvenceler ve uluslararası insan hakları hukukuyla daha fazla uyum sağlanması gibi daha güçlü hükümlerin getirilmesine çalışıyor. Dolayısıyla yapılacak revizyon büyük önem taşıyor.

Geçmişteki karbon piyasası projeleriyle bağlantılı olarak belgelenmiş zararlar, sorunların sürdüğünü gösteriyor.

İlk revizyonun Mayıs 2026’daki Denetim Organı toplantısında (SBM021) ele alınması planlanmıştı. SBM ve Sekretarya, CDR (karbon giderimi) de dahil olmak üzere belirli faaliyet türlerine ilişkin eklere odaklanırken, araçta sadece sınırlı bir değişikliğe hazır görünüyordu. Ancak sivil toplum kuruluşlarının sürece yoğun katılımı, bu yaklaşımın yeniden gözden geçirilmesini sağladı. Bunun üzerine SBM, Temmuz ayı başında kamuoyundan görüş alınmasına karar verdi; sunulan görüşler Ekim 2026’daki SBM023 toplantısında değerlendirilecek. Bu toplantının ardından Sekretarya, önerileri de dikkate alarak SD Tool’un revize sürümünü hazırlayacak. Yenilenen çerçevenin, 2027’deki ilk SBM toplantısında sunulması bekleniyor.

Bu konu son derece önemli, zira geçmişteki karbon piyasası projeleriyle, özellikle REDD+ ile ve daha yakın dönemde verimli pişirme ocakları, arazi temelli karbon denkleştirme projeleri ve yoğun kaynak kullanımına dayanan diğer uygulamalarla bağlantılı olarak belgelenmiş zararlar, sorunların sürdüğünü gösteriyor. En sağlam güvenceler bile, temel amacı karbon kredisi üretmek olan bir sistem içinde ortaya çıkan zararları olsa olsa hafifletebilir. Dolayısıyla söz konusu güvencelerin sınırları açık. Yani SD Tool, sömürgecilikten ve küresel eşitsizliklerden kaynaklanan temel sorunları ortadan kaldıramaz; hele ki altıncı madde dördüncü fıkra içerdiği çelişkiler devam ederken bunu yapabilmesi hiç mümkün değil. Bu çelişkiler arasında emisyon azaltımlarının metalaştırılması, ekolojik süreçlerin finansallaştırılması, proje geliştiricileri ile projelerden etkilenen topluluklar arasında süregelen güç eşitsizlikleri, dil engelleri, kültürel sömürü ve bir yerde devam eden emisyonların, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen başka yerlerde yürütülen kredilendirilmiş faaliyetler aracılığıyla gerekçelendirilmesine imkan veren bir piyasa yapısı yer alıyor. Bu anlamda SD Tool kapsamındaki güvencelere ilişkin tartışma, tam da bu güvencelerin sınırlarını ve karbon piyasalarının kendi yapısından kaynaklanan sorunları görünür kıldığı için önem taşıyor.

COP31’e doğru 

Dikkatler artık Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’e çevrilirken, SB64’e damgasını vuran ve çözüme kavuşturulamayan gerilimler de gündemdeki yerini koruyor. Beklendiği üzere, finansman bir yandan neredeyse tüm gündem maddelerini kesen başlıca ayrışma noktası olmayı sürdürürken, bir yandan da uyum, azaltım, adil geçiş, uygulama ve karbon piyasalarına ilişkin tartışmaları şekillendiriyor. Uyum ve azaltım müzakereleri tıkanmış durumda; hem Küresel Uyum Hedefi hem de Azaltım Çalışma Programı 16. kural kapsamına alınırken, anlamlı iklim eylemi için takvim giderek daralıyor.

Beklendiği üzere, finansman neredeyse tüm gündem maddelerini kesen başlıca ayrışma noktası olmayı sürdürdü.

Sonuçta karşımıza artık aşina olduğumuz bir tablo çıkıyor: Uygulama, hedefler ve işbirliği konusunda uzun tartışmalar yapılırken, fosil yakıtların aşamalı olarak hızla kullanımdan kaldırılması ve iklim krizinden etkilenen toplulukların desteklenmesi için gerekli yapısal dönüşümlere yeterince odaklanılmıyor. Küresel iklim felaketleri şiddetini artırırken, krizin boyutu ile siyasi eylemlerin hızı arasındaki uçurum giderek genişliyor.

Bir yandan da altıncı maddenin kurumsal yapısı gelişmeye devam ediyor. Kayıt sistemleri kuruluyor, yöntemler onaylanıyor, raporlama sistemleri genişletiliyor, blokzincir bağlantıları oluşturuluyor, uzmanlar görüş bildiriyor ve iklim yönetişimine yeni teknik ve bürokratik katmanlar ekleniyor. Altıncı maddenin iki, dört ve sekizinci fıkralarıyla CORSIA’nın entegrasyonu hakkındaki tartışmaların tümü, küresel bir karbon piyasası yapısının hızla kurumsallaştığına işaret ediyor. Taraflar ile müzakerecilerin üzerinde durup düşünmesi gereken bir gelişme bu. İklim rejiminin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, altıncı maddenin emisyonları azaltmakta başarısız olması değil, sistemin içine köklü biçimde yerleşmesi ve dayandığı temel varsayımların hiçbir zaman yeterince sorgulanmaması olabilir.

Karbon varlıkları UNFCCC kapsamındaki müzakere alanlarında (yani Küresel Uyum Hedefi (GGA)) finansal sistemlere entegre edildikçe ve genişleyen bir karbon bürokrasisi içinde yeni uzmanlık ve yetki biçimleri yoğunlaştıkça, bugün oluşan kurumsal yönelimler de gitgide katılaşıyor. Şu anda karbon piyasaları için inşa edilen kurumların ve bürokratik yapıların, ileride siyasi ve ekonomik açıdan sorgulanamayacak kadar kök salması ihtimali ciddi ve haklı bir kaygı uyandırıyor.

Bu arada, söz konusu toplantılara katılan cesur gözlemcilerin görüşleri müzakereciler tarafından bir formalite gibi algılanırken, gecikmenin giderek ağırlaşan maliyetini krizin ortaya çıkmasında en az payı olanlar ödemeye devam ediyor. Bunlar arasında ise iklim krizinin etkilerini en doğrudan haliyle yaşayan topluluklar, çevre savunucuları, savaş mağdurları, kadınlar, Yerli Halklar, dezavantajlı gruplar ve tüm yaşamın bağlı olduğu doğa yer alıyor.


Bu makale ilk olarak burada yayınlandı: www.boell.de