Avrupa Gıda Güvencesindeki Zayıf Halka: Fosil Yakıta Dayalı Gübreler

Analiz

Avrupa tarımı fosil yakıta dayalı gübrelere bağımlı olduğu için fiyat dalgalanmaları ve tedarik şokları karşısında savunmasız kalıyor. Tartışmalar genellikle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) çevresinde dönse de fiyatları belirleyen asıl etken savaş, piyasa dinamikleri ve siyasi atalet. AB daha dayanıklı ve daha egemen bir gıda sistemini nasıl inşa edebilir?

2026 yılı başında kesin uygulama aşamasına geçen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) nedeniyle getirilen ithalat kısıtlamaları, gübre fiyatlarında son dönemde yaşanan artışlar ve Orta Doğu’da süren savaş, Avrupa’daki konvansiyonel çiftçiler arasında kaygıları artırıyor. Çiftçilerin birçoğu yaklaşan ekim sezonu için yeterli gübreyi önceden almış olsa da, yılın geri kalanı veya gelecek yıl için stok yapmak hayli pahalıya mal olabilir. Bu nedenle, Avrupa’da çiftçilerin ve tarımsal kooperatiflerin çatı birliği olan COPA-COGECA’nın SKDM’nin tamamen askıya alınmasını istemesi ve Avrupa Komisyonu’nun 2026’nın ikinci çeyreğinde yayımlayacağını duyurduğu AB Gübre Eylem Planı için tedarik güvenliğini başlıca talep olarak öne çıkarması hiç de şaşırtıcı değil.

Rusya’dan yapılan gübre ithalatı 2002’de AB’nin toplam gübre ithalatının yüzde 17’sini oluştururken, 2025 yılında bu pay yaklaşık yüzde 30’a çıktı.

Ne var ki, sadece SKDM’yi askıya almak, mevcut krizin asıl nedenini, yani Avrupa tarımının fosil yakıta dayalı gübrelere olan bağımlılığı meselesini gözden kaçırmak anlamına geliyor. Nitekim Avrupa liderleri bu meseleyi şimdiye kadar sistematik bir şekilde ele almadı. Daha dört yıl önce, Rusya’nın Ukrayna’yı geniş çaplı işgalinin ardından çok benzer bir durum yaşanmıştı: En yaygın kullanılan gübre türü olan sentetik azotlu gübrelerin üretiminde fosil gaz kullanıldığı için, gaz fiyatlarındaki sert artışla birlikte gübre fiyatları da yükselmişti. Gübre konusu 2025 Haziran ayına kadar AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları dışında tutulmuş olmasına rağmen, Avrupalı çiftçiler açısından azotlu gübre fiyatları Eylül 2021 ile Eylül 2022 arasında yüzde 149 arttı. Yani aslında savaşın kazananlarından biri Rus gübre üreticileri oldu: Nitekim Rusya’dan yapılan gübre ithalatı 2022’de AB’nin toplam gübre ithalatının yüzde 17’sini oluştururken, 2025 yılında bu pay yaklaşık yüzde 30’a çıktı. Mevcut krizle birlikte Rusya, AB ülkelerini yaptırımları gevşetmeye ikna etmek için oldukça avantajlı bir konuma gelmiş durumda. 2022 gübre krizinin küresel ölçekte en büyük kazananı ise Nutrien, CF Industries, Mosaic ve Yara gibi büyük gübre şirketleri oldu. En büyük dokuz gübre şirketi, 2022’de kâr marjlarını bir önceki yıla kıyasla ortalama yüzde 36 artırdı. Bugün de CF Industries ve Nutrien gibi üreticilerin hisselerinde ciddi yükseliş yaşanıyor. 

Azotlu gübre: Küresel bağımlılıklar teaser

Gübre Fiyatları Üzerindeki Baskı: SKDM ve Hürmüz Ablukası

Peki, SKDM Avrupa’daki gübre arzını ve gübre fiyatlarını gerçekte ne kadar etkiliyor? SKDM, karbon yoğun ürünleri ithal edenlerin bu ürünlerin içerdiği emisyonlar için ödeme yapmasını zorunlu kılıyor. Amaç, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamında karbon bedeli ödeyen Avrupalı üreticilerin, AB’ye giren karbon yoğun ithalat yüzünden dezavantajlı duruma düşmesini önlemek. COPA-COGECA’ya göre bu yılın Ocak ayında gübre ithalatı Ocak 2025’e kıyasla yüzde 80 azaldı. Ancak bu veri, bundan yalnızca bir ay önce ithalatın bir önceki yıla göre çok daha yüksek olduğu gerçeğini hesaba katmıyor. Üstelik, Brüksel merkezli bağımsız iklim düşünce kuruluşu Sandbag tarafından yayınlanan bir analiz, SKDM’nin gübre fiyatlarının başlıca belirleyicisi olacağı iddiasını çürütüyor: Sandbag’in hesaplamasına göre, SKDM’nin üre gübresinin piyasa fiyatı üzerindeki enflasyonist etkisi ton başına yalnızca 1,40 ila 1,79 avro arasında olacak. Ekonomik risk bu kadar sınırlıyken, AB üyesi ülkelerin gübreleri SKDM’den muaf tutması, Avrupa pazarını daha bağımsız ve daha dayanıklı hale getirme fırsatını kaçırmak anlamına gelecektir.

Azotlu gübre: Küresel bağımlılıklar 3. görsel

Mevcut ABD-İsrail-İran savaşının gübre arzı ve fiyatları üzerindeki etkisi muhtemelen çok daha ağır olacak. Ucuz doğalgaz avantajı, Basra Körfezi çevresindeki ülkeleri önemli gübre üreticileri haline getiriyor; küresel üre ihracatının yaklaşık üçte biri de şu anda İran’ın ABD ve İsrail saldırıları karşılık olarak kapattığı Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor. Avrupa ülkeleri; Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan’dan gübre ithalatında ABD, Avustralya, Brezilya ve Hindistan kadar öne çıkmasa da, ticaretteki kesintilerden yine de etkilenecek. Nitekim şu anda 1,1 milyon tondan fazla gübre ve gübre girdisi Basra Körfezi’nde bekliyor. 26 Mart 2026 tarihi itibarıyla üre fiyatları, çatışmanın başlamasından bu yana yüzde 45’i aşan bir artış gösterdi.

Fransa, Almanya ve Polonya Gübre Krizine Nasıl Yanıt Veriyor?

Bu gelişmeler kimi Avrupa ülkelerini diğerlerinden daha fazla etkileyebilir. Örneğin Fransa, AB’nin toplam tarımsal üretiminin yüzde 17’sini gerçekleştiriyor; dolayısıyla Avrupa’nın başlıca tarımsal gücü sayılıyor. Üstelik, yılda 9 milyar avroluk ödeme ile Ortak Tarım Politikası (OTP) desteklerinden en fazla yararlanan ülke de yine Fransa. Buna rağmen, 2022’de Fransa’da kullanılan gübrelerin yüzde 80’i ithal edilmiş; bu da ülkenin hem üçüncü ülkelere hem de gübre üretiminde kullanılan fosil yakıtlara olan çifte bağımlılığını ortaya koyuyor. Her ne kadar 2026’da ülkenin gübre ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’inin karşılanması bekleniyor olsa da, ABD-İsrail-İran savaşının seyrine bağlı olarak orta ve uzun vadede tablo ağırlaşabilir.

Mevcut krize yanıt olarak Fransa Tarım Bakanlığı, sosyal güvenlik primlerinin ödeme süresinin ertelenmesi veya kredi taksitlerinin ötelenmesi için bankalarla görüşülmesi gibi çoğu kısa vadeli önlemlerden oluşan bir paket açıkladı. Bakanlık, Covid-19 pandemisi veya Rusya’nın Ukrayna’yı işgali gibi başka birçok tarımsal krizde de çiftçilere destek olmak amacıyla bu tür kısa vadeli çözümleri devreye sokmuştu. Ancak uzun vadede bakıldığında, bu acil durum önlemleri ne ekonomik ne de çevresel açıdan dayanıklı bir model kurmaya yetiyor. Bu nedenle, Friends of the Earth, Terre de Liens ve Confédération Paysanne de dahil birçok Fransız sivil toplum kuruluşu ve çiftçi örgütü, sentetik gübre ve pestisitlerden çıkış için özellikle baklagil ekimini teşvik eden agroekolojik dönüşümü destekliyor. Zira baklagiller, tıpkı kimyasal girdiler gibi, toprağa azot bağlanmasına yardım ediyor; ancak bunu nitröz oksit (N2O) salmadan yaptıkları için söz konusu gazın yarattığı hava kirliliği ve sera etkisi önlenmiş oluyor.

Gübre kullanımının yüksek olması, yeterince iyi planlanmamış gübreleme uygulamaları nedeniyle özellikle sulardaki nitrat kirliliği gibi kalıcı çevre sorunları yaşanıyor.

Almanya 2018’den bu yana nitröz oksit kaynaklı hava kirliliği ve nitratın yol açtığı su kirliliği nedeniyle Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde hukuki süreçlerle karşı karşıya kalmasına rağmen, görevdeki Tarım Bakanı çiftliklerdeki azot girdilerini izlemeye yarayan temel araçlardan biri olan besin akış dengesi uygulamasını askıya aldı. Oysa gübre açısından henüz yeterince kullanılmayan, ama kolayca yaygınlaştırılabilecek çok büyük bir kaynak mevcut: insan atığı. “Zirkulierbar” (döngüsel, yeniden kullanılabilir) adlı kapsamlı araştırma projesi, üç yıl boyunca hem idrarın hem de kuru tuvaletlerden çıkan katı atığın tarımda nasıl kullanılabileceğini inceledi. Sonuçlar hayli çarpıcı: Hem çiftçiler hem de toplum genelinde kabul düzeyi beklenenden çok daha yüksek; gübrenin kullanımı çiftçiler açısından kolay; mineral gübreyle yetiştirilen ürünlerle benzer bir verim sağlıyor ve dikkatli işlendiği takdirde patojenler ile ilaç kalıntıları açısından da güvenli oluyor. Yani şayet politikacılar hukuki engelleri kaldırmaya ve kapalı besin döngülerine yatırım yapmaya istekli davransaydı, azot ve fosfor arzı sürdürülebilir biçimde güvence altına alınabilirdi.

Mevcut tablo, AB’nin tarımsal üretiminin yaklaşık yüzde 7’sini gerçekleştiren Polonya açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Polonya aynı zamanda Avrupa Birliği’nin en büyük azotlu gübre üreticilerinden biri; toplam AB üretiminin yaklaşık yüzde 15’ini tek başına karşılıyor. Ancak güçlü yerel üretime rağmen, özellikle neredeyse tamamı dışarıdan alınan potasyumlu gübrelerde ithalata bağımlı olmayı sürdürüyor. Gübre kullanımının yüksek olması, yeterince iyi planlanmamış gübreleme uygulamaları nedeniyle özellikle sulardaki nitrat kirliliği gibi kalıcı çevre sorunları yaşanıyor. Şimdiye kadar izlenen politikalar ise çoğunlukla kısa vadeli finansal destek ve piyasa istikrarını sağlamaya odaklanmış durumda; sentetik gübrelere bağımlılığı azaltacak tutarlı ve uzun vadeli bir strateji geliştirilmiş değil. Gübre sübvansiyonları gibi kısa vadeli destekler, gıda sisteminin yapısal sorunlarına çözüm sunmuyor.

AB’nin Artık Adım Atması Gerekiyor

Avrupa tarımı diğer bölgeler kadar sert etkilenmeyecek olsa bile, AB üyesi devletlerin fosil yakıta dayalı gübrelere bağımlılığı azaltmak için hiçbir adım atmamış olduğunu bilerek yeni bir gübre krizini daha izlemek gerçekten kaygı verici. Birçok ülke, başka nedenlerin yanı sıra, fosil yakıt ithalatına bağımlılığı azaltmak amacıyla yenilenebilir enerjiye büyük yatırım yapmış durumda. Buna karşın Avrupa gıda sisteminde gerçek bir ilerleme kaydedilmiş değil.

Yeşil suni gübre: Sabır ister teaser

Avrupa Komisyonu ile üye devletlerin şu aşamada öncelikle odaklanması gereken konu, azot kullanım verimliliğini artırmak olmalı. Bir önceki Komisyon, Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde, sadece azot verimliliğini iyileştirmek suretiyle sentetik gübre kullanımını en az yüzde 20 azaltma hedefi benimsemişti. Bu aslında oldukça mütevazı bir hedefti. Ancak 2022’de Hollanda’da azot politikalarına tepki olarak başlayan (ve hatta yeni bir sağ-popülist partinin yükselişiyle sonuçlanan) büyük çiftçi protestoları ve 2024 başında Avrupa’nın birçok ülkesine yayılan yeni protesto dalgası sonrasında bu hedefi gerçekleştirmeye yönelik herhangi bir politika geliştirilemedi. Tam tersine, COPA-COGECA, pestisit ve gübre endüstrisi ile muhafazakâr parlamenterlerden oluşan bir ittifak, çiftçi protestolarından yararlanarak Sürdürülebilir Pestisit Kullanımı Tüzüğü olarak anılan düzenlemeyi engelledi ve başlangıçta Toprak Sağlığı Yasası olarak planlanan Toprak İzleme Yasası’nı büyük ölçüde zayıflattı. Dahası, mevcut Avrupa Komisyonu da düzenlemeleri gevşetme çizgisini sürdürüyor; bunun bedelini ise Avrupa tarımındaki çevre standartları ödüyor.

Sürdürülebilir toprak restorasyonu: Gelecek için toprağını onar teaser

Oysa asıl yapılması gereken şey, hazırlanmakta olan Gübre Eylem Planı’nda önceliği azot verimliliğinin artırılmasına vermek olmalı. Bunun için çiftliklerdeki kullanım yakından izlenmeli ve aşırı kullanım yaptırımlara tabi kılınmalı. Ayrıca yerel biyogübre üretimi desteklenmeli, araştırmalar ve çiftçiden çiftçiye iyi uygulama aktarımı teşvik edilmeli, insan atığından elde edilen gübrelerin güvenli kullanımı için hukuki zemin hazırlanmalı ve organik tarıma ya da agroekolojik uygulamalara geçiş için destek ve teşvikler artırılmalı. Birçok agroekolojik uygulama aslında çiftliklerin pek çoğunda hemen hayata geçirilebilir. Örneğin iyi planlanmış ekin nöbeti sistemleri, verim kaybetmeden gübre ihtiyacını azaltabilir. Ancak bu potansiyelin açığa çıkartılabilmesi için OTP araçlarının güçlendirilmesi gerekiyor. Bu araçların başında, daha etkili eko planlar, doğal gübreler ve biyogaz yatırımlarına destek ile daha iyi danışmanlık hizmetleri geliyor. Ne var ki bunların mevcut etkisi bürokratik engeller, yetersiz ölçek ve gübre kullanımında gerçek bir azalmayı zorunlu kılan bağlayıcı kuralların yokluğu nedeniyle sınırlı kalıyor.

İlerici çiftçi örgütleri ve çevre hareketleri, ithal ve fosil yakıta dayalı gübrelere bağımlılığın sona erdirilmesi gerektiğini uzun zamandır dile getiriyor. Son yıllarda, jeopolitik krizler çoğaldıkça ve temel tarım girdilerinin fiyatları arttıkça bu talep daha da güç kazandı. Söz konusu bağımlılığı azaltmak yalnızca gıda egemenliğimizi güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda çok daha düşük maliyetli bir çözüm sunacak.