Mutirão’nun iyimserliği Belém’deki COP30’da gerçeklerle yüzleşti

Analiz

Brezilya Başkanlığı, Belém’deki COP30’un iklim acil durumuyla yüzleşmek için küresel toplumun birlikte çalıştığı “Mutirão” ruhuyla düzenlenen bir “hakikat COP’u” ve “uygulama COP’u” olacağı sözünü vermişti. Ancak bunun yerine, bir hesaplaşmayla karşı karşıya kalındı.

Teaser Image Caption
Brezilya Başkanlığı, görüşmelerin Mutirão ruhu içinde yürütüleceğini vaat etmesine rağmen, son günlerdeki ve uzatmaya giren müzakereler bu strateji ve yaklaşımın çatlaklarını ortaya çıkardı.

Son üç iklim zirvesinin, sivil toplumun sesini ve alanlarını kısıtlayan otoriter rejimlere sahip ülkelerde yapılmasının ardından bu COP için beklentiler oldukça yüksekti. Buluşmanın, dünyanın en önemli tropikal ormanlarından biri olan Amazon’un girişindeki Belém’de düzenlenmesi ve Brezilya sivil toplumu ile hareketlerinin bilinen canlılığı göz önüne alındığında; aciliyetin, insan odaklılığın ve hakların iklim müzakerelerinin temel itici gücü olarak yeniden merkeze alınacağı umudu doğmuştu. Nitekim, katılımcı sayısı ve konferans alanı dışında sivil toplum tarafından düzenlenen yüzlerce etkinlik; genel anlamda çok taraflılığın, özelde ise uluslararası iklim rejiminin meşruiyet ve geleceklerine yönelik benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, sürece taze bir enerji getirdi.

Sonuç olarak, konferans alanı dışındaki konum ve halkın enerjisi beklenen iddialı sonuca dönüşmedi; her ne kadar bu dönemde, adil geçişlere ilişkin söylemin ilerletilmesi gibi bazı memnuniyet verici kararlar da dahil olmak üzere, üzerinde uzlaşılmış sonuç belgelerinin ortaya çıkması bir tür başarı olarak kutlanabilse de. Yine de, tropikal sıcaklar, sağanak yağışlar ve büyüyen bölünmelerin ortasında konferans merkezinde çıkan bir yangınla geçen iki haftalık müzakerelerin ardından Belém, acı bir gerçeği de ortaya koydu: Amerika Birleşik Devletleri katılsın ya da katılmasın, iklim hedeflerini engelleyen temel meseleleri, yani fosil yakıtlardan çıkış sürecini ve önemli ve acil iklim eylemlerinin gerçekleşmesini sağlayacak temel uygulama araçları olarak gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı aktarılmasını ele alma konusunda çok taraflı iklim rejiminde bir fikir birliği bulunmuyor. Bu durumla birlikte, Belém’in kalıcı mirası muhtemelen umutsuzca ihtiyaç duyulan uygulama hamlesi değil, BMİDÇS reformlarını ele alma ihtiyacına dair artan farkındalık olacaktır.

Bu durum, çok taraflı iklim rejimini, kabulünden on yıl sonra Paris Anlaşması’nı ve küresel ısınmayı sanayi öncesi dönemlerin 1,5 derece üzerinde sınırlama hedefini —hem bilim insanlarının hem de müzakerecilerin en azından geçici bir aşımın halihazırda kaçınılmaz göründüğüne dair ürkütücü itiraflarına rağmen— hayatta tutabilmek adına, 196 taraf ülkenin tamamının mutabakatı olmadığı durumlarda kararların nasıl alınabileceğini de içermelidir.

Mutirão: Birlikte çalışma ruhu

COP30’un temel sonuçlarından biri, teknik olarak bir “örtü kararı” (cover decision) niteliğinde olmasa da, Brezilya Başkanlığı’nın resmi gündemde yer almayan, önemli ve oldukça tartışmalı konuları bir araya getirme çabası olan “Mutirão kararı” idi. Bu konular özellikle; Belém’den hemen önce üçüncü kez sunulan ulusal katkı beyanları (NDC’ler) ve bu beyanların iddiaları (veya en son NDC Sentez raporunda kanıtlandığı üzere bu iddiaların eksikliği), Paris Anlaşması’nın 9.1 maddesi uyarınca gelişmiş ülkelerin yükümlülüğü olan iklim finansmanı sağlama zorunluluğu, tek taraflı ticari önlemler ve Başkanlık tarafından ikinci haftaya kadar sarkan ayrı istişarelerle üstlenilen şeffaflık çabalarına ilişkin söylemleri içeriyordu.

“Mutirão” kelimesi, topluluk ruhuyla ortak bir amaç için birlikte çalışan insanları ifade eder.

Mutirão“ kelimesinin kökeni yerli Tupi-Guarani diline dayanıyor ve topluluk ruhuyla ortak bir amaç doğrultusunda birlikte çalışan insanları ifade eder. Brezilya Başkanlığı görüşmelerin Mutirão ruhuyla geçeceği sözünü vermiş olsa da, son günlerdeki ve mesaiye kalan müzakereler bu strateji ve yaklaşımın çatlaklarını ortaya çıkardı. Bu çatlaklara Brezilya’nın mekik diplomasisi, kapalı kapı ardındaki görüşmeleri ve şeffaflık eksikliği de dahildi; nitekim kapanış oturumunda birçok ülke ve grup, Brezilya Başkanlığı’nın müzakerelerin son evresini yönetme biçiminden duydukları memnuniyetsizliği dile getirdi.

Mutirão kararıyla, ilk kez bir COP ana kararında ticaret önlemlerinden bahsediliyor. Bu, Bolivya ve Hindistan gibi benzer görüşteki ülkeler öncülüğünde gelişmekte olan ülkelerin, AB'nin Karbon Sınır Ayarlama Mekanizması (CBAM) gibi gelişmiş ülkelerin düzenleyici çabalarına karşı güçlü itirazını yansıtıyor. Karar, üç yıl boyunca sürecek bir dizi yıllık diyalog forumu oluşturuyor ve iklim önlemlerinin ticareti keyfi veya ayrımcı bir şekilde kısıtlamaması gerektiğini yineliyor.

Fosil yakıtların kademeli olarak kaldırılması: Yol haritası üzerinde anlaşma sağlanamadı

Brezilya’nın, görüşmelerin ikinci haftasında düzinelerce ülkenin desteğini alan fosil yakıtlardan kademeli çıkış ve ormansızlaşmayla mücadeleye yönelik iki yol haritasını Mutirão kararına dahil etme çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Nihayetinde, AB, AOSIS ve AILAC gibi ülke gruplarının güçlü baskısına ve Brezilya’nın desteğine rağmen; LMDC’ler, Arap Grubu, Rusya ve diğer ülke gruplarının müzakere edilen sonuç metninin bir parçası olarak resmi bir yol haritası sürecine yönelik her türlü çabaya karşı çıkması nedeniyle, üzerinde uzlaşma sağlanamadığı için karar metninde fosil yakıtlara dair herhangi bir atıf yer almadı.

Özellikle Kolombiya, liderliğini sürdürerek önümüzdeki yılın Nisan ayında, resmi bir COP30 sonucu olmasa bile gerçekleştirilecek olan hayati önemdeki ilk fosil yakıttan çıkış konferansına ev sahipliği yapma planlarını duyurdu. Benzer şekilde Brezilya COP Başkanlığı da, COP31’de rapor sunma sözü vererek, böyle bir fosil yakıttan çıkış yol haritasını önümüzdeki yıl boyunca kendi yetkisi dahilinde, ancak resmi müzakerelerin dışında ilerletme niyetini açıkladı (bu çaba, COP29’da müzakere edilmemiş bir sonuç metni olarak başlatılan ve 2035 yılına kadar yıllık 1,3 trilyon ABD doları tutarında iklim finansmanını hedefleyen Bakü’den Belém’e Yol Haritası çalışmalarına benzemektedir).

Ormanlar: Orman korumaya yönelik şüpheli girişimler

Brezilya ayrıca, iklim müzakereleri süreci dışında başkanlık liderliğinde benzer bir orman koruma yol haritası çalışmasının başladığını duyurdu. Bu adım, Brezilya’nın birkaç yıldır üzerinde çalıştığı ve COP30 Liderler Zirvesi’nde resmen başlattığı “Tropikal Ormanları Koruma Yatırım Fonu” (TFFF) girişimini tamamlıyor. Müzakereler sırasında (esas olarak Norveç ve Almanya’dan) 6,6 milyar ABD doları toplayan – ki bu miktar, sermaye piyasalarından 100 milyar dolar daha kaynak yaratmak için gereken 25 milyar dolarlık başlangıç sermayesinin altında – TFFF; Amazon veya Kongo Havzası gibi bölgelerde tropikal ormanlarını bozmadan korudukları için tazminat alacak olan tropikal orman sahibi ülkeler de dahil olmak üzere toplam 53 ülke tarafından resmen desteklendi.

150’den fazla sivil toplum örgütü ve yerli halk grubu bu yaklaşımı reddetti.”

Ancak, BMİDÇS finansal mekanizmasının dışında kalan ve bu nedenle iklim rejimi altındaki iklim finansmanı sağlama çalışmalarını güçlendirmek yerine bu çabaların daha fazla parçalanmasına yol açan bu tesis; hesap verebilirlik ve sermaye piyasası yatırımcılarına yapılacak ödemelerin, tropikal orman ülkelerine sağlanacak faydaların önüne geçirilmesi hususlarında ağır eleştirilerle karşı karşıya kalıyor. TFFF’nin lansmanından sonra 150’den fazla sivil toplum kuruluşu ve yerli halk grubu bu yaklaşımı reddetti; özellikle, halihazırda yüzde 20 olarak belirlenen mali desteğin, orman koruma ve bütünlüğünün ana koruyucuları olan yerli halklara ulaşmak üzere ayrılan kısmının çok düşük olmasına itiraz ettiler ve bu girişimin ormansızlaşmanın ardındaki yapısal nedenleri ele almadığını belirttiler.

Finans: Küresel Kuzey sorumluluğu üstlenmekten kaçmaya devam ediyor

Geçen yıl gelişmekte olan ülkeler için 2035 yılına kadar yıllık 300 milyar ABD doları seferber edilmesini vadeden yeni kolektif sayısal hedefin (NCQG) kabul edildiği COP29’un hemen ardından gelen COP30, resmi olarak bir iklim finansmanı zirvesi olmasa da Bakü’den kalan hayal kırıklıklarıyla mücadele etti. Kamu desteği düzeyleri belirsiz, uyum finansmanı veya kayıp ve zararların karşılanması için hedefleri eksik ve muğlak bir seferberlik hedefi olan NCQG sonucundan derin rahatsızlık duyan gelişmekte olan ülkeler; azaltım, uyum, ilk küresel durum değerlendirmesinin (GST) sonuçlarının uygulanması ve ikinci değerlendirme hazırlıkları gibi tüm müzakere akışlarında, gelişmiş ülkelerin BMİDÇS ve Paris Anlaşması kapsamındaki iklim finansmanı yükümlülüklerini yeniden teyit edecek ve somut gelecek taahhütleri belirleyecek net ifadeler elde etmeye çalıştılar. Gelişmekte olan ülkeler, özellikle COP30 Başkanlık istişarelerinin de bir parçası olan ve Paris Anlaşması’nın 9.1 maddesi uyarınca gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere yönelik kamu finansmanı sağlamasına odaklanan yeni bir müzakere süreci için baskı yaptılar.

Bu girişimler büyük ölçüde başarısızlıkla sonuçlandı. Hayal kırıklığı yaratan bir şekilde, Mutirão kararı 9.1 maddesi de dahil olmak üzere 9. maddenin tamamı üzerine sadece iki yıllık bir çalışma programı vadediyor; bu, oldukça zayıf bir taahhüt ve zaten altı ay önce Bonn’da böyle bir yaklaşımı önermiş olan AB için bir zafer niteliğinde. Bunun yerine COP30, Paris Anlaşması’nın uygulanmasında kilit rol oynayan Küresel Çevre Fonu (GEF), Yeşil İklim Fonu (GCF) veya Kayıp ve Zararlara Müdahale Fonu (FRLD) gibi çok taraflı iklim fonlarıyla ilgili olanlar da dahil olmak üzere tüm müzakere odalarında, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere mali destek sağlama konusundaki mevcut yükümlülüklerini daha da sulandırmaya yönelik birleşik çabalarına sahne oldu ve böylece NCQG kararının artçı sarsıntıları devam etti. AB’nin başı çekmesiyle (ve müzakerelerde artık Amerika Birleşik Devletleri’nin yokluğunda, yeni iklim finansmanı taahhütlerine karşı çıkarken Amerikalı müzakerecilerin arkasına saklanma imkanı kalmadığından), gelişmiş ülkeler kendi rollerine yapılan atıfları metinden çıkardılar; bunun yerine “durumu uygun olan tüm ülkeleri” iklim eylemleri için ödeme yapmaya teşvik eden ve finansman açıklarını kapatmak için özel sektörün harekete geçirilmesi çağrısında bulunan ifadeler için baskı yaptılar.

Özel sektör  finansmanından yararlanmaya ve yerel kaynakların harekete geçirilmesine odaklanılması, aynı zamanda COP29 ve COP30 Başkanlıklarının Bakü NCQG kararının bir takibi olarak ve müzakere edilmemiş bir sonuç metni şeklinde Belém’de taraflara sunduğu “1,3 trilyon ABD dolarına giden Bakü’den Belém’e Yol Haritası”nın da temelini oluşturuyor; ancak bu metin temel hedefler, zorunlu eylemler veya atanmış sorumluluklar içeren net bir uygulama planından yoksun. Gelişmekte olan ülkeler, başkanlıkların bu çabasını Mutirão kararında onaylamak yerine sadece “not ederek” memnuniyetsizliklerini ortaya koydular.

Belém’de ayrıca, tüm finans akışlarının Paris Anlaşması ile uyumlu hale getirilmesine (Madde 2.1.c. uyarınca) ilişkin diyaloğun sürdürülmesi yönünde iklim finansmanı kararları alındı; ancak bu tür çabaların tümünün ulusal düzeyde yürütülmesi gerektiği, ulusal egemenliği zedeleyemeyeceği veya cezalandırıcı olamayacağı not edildi. Bunun yanı sıra, gelişmiş ülkelerin önümüzdeki iki yıl boyunca sağlamayı planladıkları iklim finansmanı desteğine dair geleceğe dönük raporlamalarının şeffaflığının ve ayrıntı düzeyinin artırılmasına yönelik kararlar da kabul edildi.

Uyum: Küresel Uyum Hedefi için finansman ve göstergeler

Belém’e giderken, COP30’un uyum finansmanı da dahil olmak üzere uyum konusunda önemli sonuçlar doğurabileceğine dair umutlar artmıştı. Burada da beklentiler karşılıksız kaldı. Mutirão kararı, geçen yıl Bakü’de onaylanan NCQG kapsamındaki taahhütlerle uyumlu olarak uyum finansmanının 2035 yılına kadar üç katına çıkarılması vaadini içerse de; bu, gelişmekte olan ülkelerin ve sivil toplumun Belém’e gelirken talep ettiği 2030 yılına kadar 120 milyar ABD doları tutarında uyum finansmanı sağlanması taahhüdünün çok altında. “İkiye katlanmışın üç katı” talebi, Glasgow’daki COP26’da belirlenen ve uyum finansmanının 2019 seviyelerinden (yaklaşık 20 milyar dolar) 2025’e kadar ikiye katlanarak 40 milyar dolara çıkarılmasını öngören eski uyum finansmanı hedefinin beş yıl içinde üç katına çıkarılması anlamına gelecekti. 2024 ve 2025 yıllarında iklim finansmanı seviyelerinde önemli düşüşler görüldüğü için yerine getirilmesi pek mümkün görünmeyen Glasgow hedefi, gelişmiş ülkelerin kamu finansmanı sağlaması konusunda net bir sorumluluk içeren bir tedarik hedefiydi; oysa Belém’deki üç katına çıkarma hedefi artık on yıllık bir zaman dilimine yayılmış durumda, net bir baz çizgisi yok, finansman seferberliği bağlamında ele alınıyor ve paranın sağlanmasından kimin sorumlu olduğunu belirtmiyor. Yeni uyum finansmanı hedefi, aynı zamanda Küresel Uyum Hedefi (GGA) ile de güçlü bir şekilde bağlanamadı.

Belém’de uyum müzakereleri, ülkelerin Küresel Uyum Hedefi (GGA) yolundaki ilerlemelerini ölçmeleri için bir dizi gösterge üzerinde uzlaşmaya odaklandı; bu süreçte son iki yıl boyunca binleri bulan ilk gösterge listeleri ayıklanarak Belém’de kabul edilen 59 göstergeye kadar indirildi. Ancak kritik bir nokta olarak GGA sonuç metni, iki yıllık bir çalışma programı aracılığıyla işlevsel hale getirilecek olan bu göstergelerin gönüllü ve bağlayıcı olmayan niteliğini vurgulamakta. GGA kararı, kabul edildikten sonra genel kurulda AB ve İsviçre’nin yanı sıra Sierra Leone, Panama gibi ülkeler, diğer AILAC ülkeleri ve küçük ada devletleri dahil olmak üzere birçok ülke tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Teknik uzman grupları ve çalıştaylarda büyük bir titizlikle hazırlanan teknik göstergelerin son dakikada şeffaf olmayan bir şekilde, finans dahil uygulama araçlarına ilişkin çok zayıf olanlar da dahil olmak üzere siyasi saikli bir dizi göstergeyle değiştirilmesinin ardından, bu ülkeler kararı ve hedefi “neredeyse uygulanamaz” olarak nitelendirdi.

Madde 6 karbon piyasaları: NDC’lerin merkezinde yanlış çözümler

Madde 6 ve karbon piyasaları üzerine resmi müzakerelerin yokluğuna rağmen, bu tür “sahte çözümler” önemli bir yer işgal etti. Özellikle, COP30’dan bir hafta önce, Brezilya hükümeti tarafından Uyum Karbon Piyasaları İçin Açık Koalisyon (Open Coalition for Compliance Carbon Markets) başlatıldı ve 17 hükümet bu koalisyona katıldı. Gönüllülük esasına dayalı olsa da bu girişim, karbon piyasası savunucularının “parçalanmış bir manzara” olarak gördüğü ulusal uyum karbon ticareti sistemlerini uyumlu hale getirmeyi amaçlıyor. Ancak, bu sistemlerin Madde 6 aracılığıyla daha sıkı bir şekilde entegre edilmesinin, karbon piyasalarının derin yapısal sorunlarından herhangi birini nasıl düzelteceği henüz belirsizliğini koruyor.

Resmi müzakereler açısından, 6.2 ve 6.4 “müzakere dışı” süreçlerinden pek bir şey çıkması beklenmiyordu. Buna rağmen, bu müzakere dışı süreçler uzun toplantılar ile erişilemez ve şeffaf olmayan karar alma mekanizmaları şeklinde uzayıp gitti. Somut bir sonuç, Kyoto Protokolü kapsamında karbon denkleştirmeyi kolaylaştıran ve Madde 6’nın öncülü olan Temiz Kalkınma Mekanizması’nın (CDM) nihayet sona erdirilmesi kararıdır. Aynı zamanda, CDM projelerinin yeni Madde 6.4 mekanizmasına geçiş talebinde bulunma süresi altı ay daha uzatılarak yeni son tarih Haziran 2026 olarak belirlendi. Bu durum, 6.4 mekanizmasına 760 milyon tona kadar ek CO2 eşdeğeri kredinin girmesine izin verebilir. Ayrıca, Madde 6 mekanizmasındaki karbon tutma işlemlerinin kalıcılığı ve karbonun geri salınımı konusundaki kritik zayıflıklar devam ediyor. Madde 6 kurallarının tam bir incelemesi 2028 yılı için planlandı ve o zamana kadar, Paris Anlaşması kapsamındaki karbon piyasaları için halihazırda zayıf ve yetersiz olan mevcut kuralların daha da sulandırılmasına ve yeniden tartışmaya açılmasına yönelik daha fazla girişim bekleyebiliriz.

“Madde 6 karbon ticareti birçok NDC’nin önemli bir bileşeni haline geldikçe, yanlış çözümlerin yaygınlaşmaya devam ettiğini görüyoruz.”

Madde 6 karbon ticareti, başta Küresel Kuzey ülkeleri (örneğin AB) olmak üzere birçok NDC’nin (Ulusal Katkı Beyanı) temel bir bileşeni haline geldikçe, sahte çözümlerin çoğaldığını ve iklim krizinin temel nedenlerini ele alma konusundaki isteksizliğin devam ettiğini görmeye devam ediyoruz. Karbon piyasası finansmanı, NCQG taahhütlerinin bir parçası olarak 1,3 trilyon ABD dolarlık Bakü’den Belém’e Yol Haritası’nın temel unsurlarından biri de dahil olmak üzere, giderek daha fazla iklim finansmanı olarak lanse ediliyor.

Cinsiyet Eylem Planı: Cinsiyet karşıtı tepkilerle mücadele

COP30, Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Grubu’nun kilit ülke ve kurumsal müttefikleriyle birlikte yürüttüğü birkaç yıllık koordineli ve ısrarlı savunuculuğun bir sonucu olan Belém Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nı onayladı. Bu plan, en son Bakü’deki COP29’da on yıl süreyle uzatılan BMİDÇS’nin Toplumsal Cinsiyet Üzerine Lima Çalışma Programı kapsamındaki toplumsal cinsiyete duyarlı iklim eylemini şekillendirecek hem ilerlemeleri hem de kayıpları yansıtıyor. Planın yapısal olarak dışlanmış çeşitli grupları açıkça tanıması, kadın çevre savunucularını korumaya ve kollamaya yönelik yönergeler geliştirilmesini zorunlu kılması ve bakım emeği, sağlık ve kadına yönelik şiddet gibi uzun vadeli ve yeni ortaya çıkan meselelerin ulusal bildirimler aracılığıyla ele alınması için alan yaratması olumlu bir gelişme.

Olumsuz tarafta ise, müzakerelerde toplumsal cinsiyet haklarına yönelik geniş çaplı tepki, kesişimsellik üzerine açık bir dil kullanılması yerine faaliyetler genelinde “çok boyutlu faktörlere” yönelik zayıflatılmış bir atıfta bulunulmasına izin verdi ve toplumsal cinsiyet açısından çeşitlilik gösteren (gender-diverse) bireyleri tanımakta başarısız oldu. Lima Toplumsal Cinsiyet Çalışma Programı’nın başlangıç kısmındaki temel insan hakları dili, Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’ndan çıkarıldı. Plan ayrıca, hesap verebilirliğini zayıflatan net göstergelerden de yoksun. Finansman konusunda genel olarak zayıf olan (Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı kapsamındaki faaliyetler BMİDÇS ana bütçesi tarafından desteklenmiyor, bağışçıların ek desteğine dayanıyor) plan, en azından Yeşil İklim Fonu (GCF) bünyesindeki toplumsal cinsiyet çalışmaları aracılığıyla finansman desteğine bir bağlantı kuruyor.

Yerli hakları: Protesto ve alan talebi

COP30, 42 ülkeden 385 halka mensup 3.500’den fazla insanın katılımıyla, Yerli Halkların en yüksek katılım gösterdiği COP zirvesi oldu. Bu güç, resmi konferans alanlarının (Mavi ve Yeşil Bölge) koridorlarında da kendini gösterdi; COP30’un ikinci gününde onlarca Yerli protestocu, Brezilya’daki Yerli topraklarının sınırlarının belirlenmesini talep etmek ve hükümetlerin bu toplulukları etkileyen kararlarda onlara danışmasını, kültürlerine saygı göstermesini, toprak, doğal kaynaklar ve kendi tanımladıkları kalkınma öncelikleri üzerindeki haklarını tanımasını gerektiren bir Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmesi olan ILO 169 kapsamındaki güvenceler aracılığıyla yerli grupların dev projelere karşı daha fazla korunmasını sağlamak amacıyla müzakerelere girmek için güvenlik görevlileriyle arbede yaşadı.

“COP30, yerli halkların en yüksek katılımıyla gerçekleşen COP toplantısıydı.”

Nitekim COP30, Mutirão kararında Yerli Halkların toprak haklarını tanıdı ve onları üzerinde uzlaşmaya varılan adil geçiş mekanizmasına açıkça dahil etti. Ek olarak, COP30 Başkanlığı tarafından düzenlenen üst düzey bir etkinlikte, Orman ve Toprak Mülkiyeti Taahhüdü’nün bir parçası olarak 2026’dan 2030’a kadar Yerli halkların ve Afro-kökenlilerin mülkiyet haklarını desteklemek için 1,8 milyar ABD doları tahsis edilmesi taahhüt edildi. Ancak şu anda çok az sayıda NDC, Yerli halkların toprak haklarını kabul ediyor. Yerli liderler de müzakereler boyunca, ilgi gösteren Brezilyalı Yerli temsilcilerin yalnızca bir kısmının COP30’a katılmak üzere resmi olarak akredite edilmesi gibi, resmi müzakerelerdeki katılımın ve kapsayıcılığın zayıf kalmaya devam etmesi konusundaki hayal kırıklıklarını dile getirdiler.

Bunun yerine birçok Brezilyalı Yerli grup, seslerini konferans merkezinin önünde duyurmaya çalıştı; ancak ikinci gün Yerli protestocular ile BM güvenlik personeli arasında yaşanan ilk arbedenin ardından, müzakerelerin geri kalanı boyunca ağır silahlı askeri polisin yoğun varlık gösterdiği askerileştirilmiş bir bölgeyle karşı karşıya kaldılar. Brezilya kuvvetlerinin bu yoğun ve göz korkutucu varlığı, BMİDÇS İcra Direktörü’nün talebi üzerine gerçekleşti ve sivil toplum tarafından sert bir şekilde eleştirildi.

Sivil toplum ve halk zirvesi

Otoriter hükümetlerin ev sahipliği yaptığı ve geniş çaplı sivil toplum buluşmaları ile örgütlenmelerini yasaklayan art arda üç iklim zirvesinin ardından, Belém’deki COP30, özellikle konferans alanı dışındaki sivil toplum katılımının ve etkileşiminin dinamizmiyle de dikkat çekiciydi. Özellikle, Heinrich Böll Stiftung tarafından desteklenen ve 25.000’den fazla kişinin akredite olduğu beş günlük Halk Zirvesi, iklim değişikliğinin en ön saflarında yer alan bölgelerde yaşayanların bakış açılarına ses verdi; eylemler ve tartışmalar aracılığıyla iklim krizinin yapısal nedenlerini ve her ikisi de kapitalizm ile madenciliğe/sömürüye (ekstraktivizm) dayanan sahte çözüm yollarını ifşa etmeye odaklandı. COP30 Başkanlığına sunulan nihai deklarasyonda 15 öneri sunuldu. Bunlar, Yerli Halkların ve yerel toplulukların toprak haklarını korumayı ve onların bilgi ve uzmanlıklarına dayalı iklim çözümleri inşa etmedeki öncü rollerini savunmayı amaçlıyordu. Ayrıca, bölgesel hakları savunan uluslararası araçların güçlendirilmesi talebinin yanı sıra, fosil yakıt sömürüsüne son verilmesi, şirketlerin ve en zengin bireylerin vergilendirilmesinin artırılması, agroekolojinin teşvik edilmesi ve çevresel ırkçılıkla mücadele gibi çeşitli alanlarda bir dizi eylem çağrısı yapıldı.

Halkın gücünün enerjisi ve canlılığı, nihayet 15 Kasım’da gerçekleştirilen ve Belém sokaklarında 70.000 katılımcıyı bir araya getiren büyük iklim protestosu yürüyüşünde kendini gösterdi; bu yürüyüş iklim adaleti için neşeli, renkli ve gürültülü bir çağrıydı. BMİDÇS bünyesindeki sivil toplum alanının daha da kısıtlandığı bir dönemde, bu güç gösterisi, tüm çeşitlilikleriyle insanların kaygılarını ve seslerini resmi müzakerelerde duyurma haklarını geri kazanmalarına hizmet etti ve böylece müzakerelerin orta noktasında anlamlı, adil ve hakkaniyetli bir Belém COP30 sonucu için baskıyı artırdı.

Geleceğe bakış: Gerekli BMİDÇS reformları ve Türkiye’deki COP31

COP30 müzakere masasında Amerika Birleşik Devletleri’nin yer almadığı ilk zirveydi; dürüst olmak gerekirse eksikliği de hissedilmedi. Zira orada olsalardı Adil Geçiş Mekanizması, Belém Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı veya her ne kadar zayıf ve yetersiz olsa da uyum finansmanını 2035’e kadar üç katına çıkarma vaadi gibi zorlukla kazanılan (kısmi) zaferleri muhtemelen baltalarlardı. Yine de içinde ABD olmasa bile, engelleyiciler listesi hala uzun. Bir şey çok net: Katılımlarını engelleyecek ve çoktan yürürlüğe girmesi gereken bir çıkar çatışması politikasından yoksun BM iklim rejimi altında, fosil yakıt lobisi Belém’de capcanlıydı ve (ülke delegasyonlarında çok sayıda yer alarak) dizginlenemez bir güçle boy gösteriyordu.

“COP30, BMİDÇS prosedürlerinin yeniden düşünülmesi gerektiğini gösterdi.”

COP30, “konsensüsün” nasıl belirlendiği ve güvence altına alındığı da dahil olmak üzere BMİDÇS prosedürlerini yeniden düşünmenin gerekliliğini ve bazı ülkelerin her ne pahasına olursa olsun savundukları dar ulusal çıkarlarına odaklanmaya devam etmelerini aşmak için bir uzlaşmaya varmanın mümkün olup olmadığını gösterdi. Bu durum; fosil yakıtlardan çıkışın desteklenmemesinde, Küresel Güney’e yeterli ve yükümlülük arz eden mali desteğin sağlanmasının reddedilmesinde, tek taraflı ticari önlemlerin uygulanmasında veya son Uluslararası Adalet Divanı Danışma Görüşü de dahil olmak üzere hukuki yükümlülükler çerçevesinde ülkelerin kendi en iyi NDC’lerini (Ulusal Katkı Beyanı) sunmadaki başarısızlıklarında açıkça görüldü. Paris Anlaşması’nın onuncu yılında bilanço düşündürücü: Ülkeler, bizi iklim felaketine ve yaşanmaz bir dünyaya daha da yaklaştıran eylemlerine devam ediyor.

Gelecek yılın COP31 zirvesi, Türkiye ve Avustralya arasındaki COP31 Başkanlığı yarışının muhtemelen işlemeyecek bir uzlaşıyla sonuçlanmasının ardından Antalya’da Türkiye tarafından düzenlenecek. Bu uzlaşıya göre Türkiye, fiziki COP31’e ev sahipliği yapacak; ancak siyasi müzakerelerin yürütülmesini ve Pasifik Hazırlık Zirvesi’ne (pre-COP) ev sahipliği yapılmasını Avustralya üstlenecek. Yenilikçi bir çözüm olarak sunulsa da bu durum, çok taraflı iklim rejiminde daha büyük ve ortak bir iyi için uzlaşmanın hâlâ uzak olduğunun ve COP30 ev sahibi Brezilya tarafından cesurca çağrısı yapılan “Mutirão” ruhunun Belém’de karşılık bulamadığının bir başka işareti.


Bu makale ilk olarak burada yayınlandı: us.boell.org