İstanbul’da kent tarımı bir hobi konusu değil. Kent hafızası, ekoloji ve dayanıklılığın ortasında duran bir mesele. Artan yaşam maliyetleri ve sağlıklı gıdaya erişimdeki tıkanmalar, üretimle kent arasındaki mesafeyi yeniden tartışmaya açıyor. Bir yanda rant ve inşaat baskısı, diğer yanda mahalle bostanlarından kooperatiflere uzanan yeni dayanışma biçimleri var.
Sanayi Devrimi sonrasında endüstri ve ticaret odağı olarak kurgulanan kent, tarımsal faaliyetten uzaklaşmıştı. Ancak sağlıklı gıdaya erişim, gıda enflasyonu, işsizlik ve özellikle pandemi sonrası kentin kendine yeterliliği konusundaki kaygılar, tarımı kent içinde ve çeperinde koruma gerekliliğini öne çıkardı. Dünyadaki örnekler, kentsel/yarı-kentsel tarımın dört ana biçimde yürütüldüğünü gösteriyor: Ev bahçeciliği, topluluk temelli bahçeler, ticari bitkisel üretim ve kurumsal gıda yetiştiriciliği.
İstanbul tarım açısından zengin bir geçmişe sahip. 18. yüzyıl kayıtları, akarsu ve dere yataklarında ürün çeşitliliğine sahip bostanlara işaret ediyor. Bizans’ta Langa, Bayrampaşa, Kumkapı ve Kadırga bostanları bunların en eskileri arasında. Alibeyköy, Kağıthane, Göksu, Küçüksu, Çubuklu ve Dedeoğlu dereleri etrafında da üretim yapılırdı. Daha bir buçuk asır önce Beykoz fasulyesi ve patlıcanı, Çengelköy hıyarı, Bayrampaşa enginarı, Yedikule marulu, Langa hıyar ve marulu, Kavak inciri, Tuzla bamyası, Arnavutköy çileği gibi ürünler kent kimliğinin parçasıydı. Ancak 19. yüzyıl sonunda modern kent yönetimi ve nüfus artışıyla bostanların kent dışına çıkarılması fikri güç kazandı ve Cumhuriyet döneminde iyice yaygınlaştı. Kontrolsüz göç ve çarpık kentleşmeye rağmen İstanbul’da kırsal nitelik taşıyan alanlar varlığını sürdürüyor.
6360 sayılı Kanun kırsal alan tanımını fiilen ortadan kaldırsa da, TÜİK’in 2023 güncellemesiyle kent yoğunluğuna göre üçlü bir sınıflama getirildi. Buna göre İstanbul kırsalında yaklaşık 145 bin kişi yaşıyor. Kent genelinde beş binden fazla kayıtlı çiftçi bulunuyor. Tarım alanları yüzölçümün yüzde 14’ünü, kuzeydeki ormanlar ise yaklaşık yüzde 44’ünü oluşturuyor. Mera ve nadas alanları daha küçük olmakla birlikte kırsal dokunun devamlılığını sağlıyor. Yoğun rant baskısına karşın, üretim potansiyeli tamamen kaybolmuş değil. Tarla bitkilerinde buğday, silajlık mısır, arpa ve yulaf; meyvede fındık, elma, armut ve ceviz; sebzede domates, salatalık ve karpuz öne çıkıyor. Hayvancılıkta manda yetiştiriciliği, kıyılarda balıkçılık önem taşıyor. Silivri, Çatalca ve Arnavutköy ile Şile ve Beykoz çevresi üretimin yoğunlaştığı bölgeler.
Ancak üçüncü köprü, İstanbul Havalimanı ve Kanal İstanbul gibi mega projeler özellikle kuzey kuşaktaki tarım ve orman alanlarını dönüştürüyor. Kanal İstanbul güzergahındaki 440 mera, yaylak ve kışlak vasıflı taşınmazın 418’inin vasfı değiştirildi. Bu alanların çoğu, manda üretiminde üçüncü il konumundaki İstanbul’da manda varlığının yüzde 27’sini içeren Arnavutköy’de bulunuyor. Mandacılar ya hayvanlarını elden çıkarmak ya da bölünen yollar nedeniyle yeni rotalar yaratmak zorunda kalıyor.
Öte yandan artan farkındalık, pandemi ve Ukrayna işgali sonrası gıda güvenliği kaygıları ile artan yaşam maliyetleri, farklı toplumsal kesimleri kent dışına ve yeniden tarıma yöneltti. Beykoz, Şile, Çatalca ve Silivri’de küçük ölçekli üretime dönüş girişimleri görülüyor. Üretici ve organik pazarlar, kooperatifler, e-ticaret ve dayanışma ağları üzerinden doğrudan satış yaygınlaşıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) organize ettiği üretici pazarları taze gıdaya aracısız erişim sağlarken, nakliye azaldığı için sera gazı emisyonları da azalıyor. Kent bostanları ise mahallelileri buluşturuyor, toprağa temas ve gıda farkındalığı yaratıyor. Kooperatifleşmenin ivme kazanması kentte de belediyelerin aktif rolüyle görünür hale geliyor. İBB ve ilçe belediyesinin desteğiyle kurulan Şile Arıcılık Merkezi buna iyi bir örnek. Tarım merkezleri, araştırma ve raporlama çalışmaları, köy pazarlarına destek, toplu fide dağıtımı, ürün festivalleri, permakültür alanları gibi belediye hizmetleri kamusal bilinci canlı tutuyor.
İstanbul’un agroekolojik varlığı kısıtlı olsa da hâlâ direniyor. Kendine yeterlilik kısa vadede gerçekçi görünmese de, bostanlarıyla anılan bu metropolün elde kalan tarımsal mirasını korumak ekonomik, sosyal ve ekolojik dayanıklılık için elzem.