Sermayenin gücü: Faillerin kazandığı düzen

Atlas

Aşırı suni gübre kullanımı toprak için olduğu kadar, azotlu gübre söz konusu olduğunda iklim için de kötü. Üstelik pestisitler topraktaki faydalı organizmaları da tüketiyor. Fakat bu ürünler büyük şirketlere dev paralar kazandırıyor, onlar da hükümetleri etkileyip insan ve çevreyi koruyacak politika değişikliklerini engelliyor.

Sermayenin gücü: Faillerin kazandığı düzen teaser
Teaser Image Caption
Birkaç dev şirketin piyasadaki gücü yıllar içerisinde katbekat artarken, pestisitlerle tohumların bir arada satılması da karı katlayarak büyütüyor.

2023 yılında dünyada yaklaşık 73 milyar dolar değerinde pestisit ve 200 milyar doları aşan suni gübre satıldı. 2022’deki yüksek fiyatlar dev üreticilerin kârını sıçrattı. Hem pestisit hem gübre endüstrisi 1990’ların ortasından beri tekelleşme eğilimi sergiliyor. 1996 ile 2009 yılları arasında yüzlerce tohum ve pestisit şirketi altı büyük holding altında birleşti. En büyük dört şirket – Syngenta, Bayer, Corteva ve BASF – 2020 yılında küresel pazarın yüzde 62’sini oluşturuyordu. Gübre endüstrisi de son yirmi yılda çok sayıda birleşme ve devralma işlemi sonucunda Nutrien CF Industries, Mosaic ve Yara gibi şirketler elinde yoğunlaştı.

Türkiye’de ise dönüm başına gübre kullanımı son 20 yılda 6-7 kilogramdan 8-9 kilograma çıktı. Yıllık 6-7 milyon ton tüketimin yarıdan fazlası ithal. Yerli üretimde özelleştirmeler sonrası yedi büyük firma etkili, pazarlamada oyuncu sayısı daha da az: Toros Gübre, İGSAŞ ve Tarım Kredi Kooperatifleri. 

Kârlı gübre ve pestisit pazarı çiftçi maliyetlerini yükseltiyor. Avrupa’da azotlu gübre fiyatı Eylül 2021 ile Eylül 2022 arasında yüzde 149 arttı. Kârlılığı besleyen unsurlardan biri, kullanımın ekolojik maliyetlerinin (biyoçeşitlilik kaybı, toprak organik maddesinin tükenmesi, tuzluluk ve asidite artışı) hesaba katılmaması. Pek çok pestisit AB’de yasaklı olsa da özellikle Küresel Güney’de satılmaya devam ediyor. 2018’de AB Üye Devletleri ve Birleşik Krallık (BK), Avrupa’da yasaklı olan 81 bin ton pestisit ihracatına onay verdi. En büyük üç ihracatçı BK, İtalya ve Almanya oldu.

Pestisit ve gübre şirketleri piyasa güçlerini alandaki politikalara nüfuz etmek amacıyla da kullanıyor. Yıllardır AB’de, Yeşil Mutabakat kapsamındaki Çiftlikten Çatala Stratejisi karşıtı lobi faaliyetleri yürütüyorlar. Bu stratejinin hayati unsurlarından biri, 2030 yılı itibariyle pestisit kullanımının yüzde 50 oranında azaltılmasını amaçlayan Bitki Koruma Ürünlerinin Sürdürülebilir Kullanımına ilişkin Tüzük (SUR) önerisiydi. Araştırmacı gazetecilik sayesinde, pestisit şirketleri ve endüstriyel tarım birliği temsilcilerinin Ocak 2020 ile Temmuz 2023 tarihleri arasında Avrupa Parlamentosu’nun (AP) önde gelen muhafazakar isimleriyle 400’den fazla görüşme yaptığı ortaya çıkarıldı. Nitekim Kasım 2023’teki SUR oylamasına bakıldığında, söz konusu lobiciler tarafından özellikle hedef alınan muhafazakar vekillerin kritik maddelere karşı çıktığı görülüyor. Yani AP’nin bu mevzuatı onaylamamış olması kısmen endüstrinin çabaları sonucunda oldu. Komisyon’un Şubat 2025’te açıkladığı Gıda ve Tarım Vizyonu da Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik hedeflerinden geri adım atıp hayvancılıkta rekabetçiliği öne çıkardı ve 2030 gübre ve pestisit azaltım hedefleri fiilen rafa kalktı. Yeni komisyonun zehirli kimyasalları sınırlayıp sınırlamayacağı ise belirsiz. 

Pestisit endüstrisi, BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile önde gelen beş pestisit şirketini (BASF, Bayer, Corteva, FMC ve Syngenta) temsil eden CropLife International isimli ticaret birliği arasında kurulan yeni bir stratejik ortaklık sayesinde siyasi nüfuz kazandı. 2020’de imzalanan bir niyet mektubuyla kurulan bu ortaklık, FAO’nun agroekolojiye verdiği destekle çeliştiği için pek çok sivil toplum kuruluşu tarafından ağır şekilde eleştirildi. Nihayetinde FAO, Mayıs 2024’te CropLife ile ortaklığını resmen sonlandırdı.

Sermayenin gücü: Faillerin kazandığı düzen 2. görsel
BASF, Bayer ve Syngenta AB'de yasaklı olan tehlikeli pestisitleri Küresel Güney ülkelerine satarak da karına kar katıyor.

Gübre endüstrisi de uluslararası iklim politikası alanında görünürlük kazanıyor: Dubai’deki COP28’de Uluslararası Gübre Sanayi Birliği etkinlikler düzenledi. OCI, OCP, Nutrien, Yara ile BASF, Bayer ve Syngenta “Toprak Sağlığı Günü” adlı bir etkinliği destekleyerek kendilerini toprak sağlığını iyileştiren aktörler olarak tanıttılar.

Sivil toplumdan yükselen baskılara karşı stratejiler geliştiren pestisit ve gübre endüstrisi, aynı zamanda yeni gelir kapıları arıyor. Amonyak ticaretinin en büyüğü Yara, üretimini karbonsuzlaştırmak için yenilenebilir enerjiyle “yeşil hidrojen” kullanmayı hedefliyor, ancak rekor kârlılığına rağmen fabrikasını yenilemek için Alman devletinden destek istiyor. Oysa amonyak sentezi “yeşil” olsa da son derece enerji yoğun. Pestisit ve gübre endüstrisi, özellikle sivil toplumdan yükselen ve giderek artan siyasi baskılara çeşitli stratejilerle yanıt verirken, bir yandan da yeni gelir kaynaklarının peşine düşüyor. Örneğin, dünyanın en büyük amonyak ticaret ağını da işleten gübre şirketi Yara, kendi karbon emisyonlarını azaltarak üretimini karbonsuzlaştırmayı hedeflediğini açıkladı. Öyle ki, yeşil amonyak üretiminde kullanılacak “yeşil hidrojen maddesini üretmek için yenilenebilir enerji kullanmayı planlıyor. Yara bu sektörel dönüşüm için, rekor düzeyde kâr elde etmesine rağmen, Almanya’nın kuzeyinde yer alan Brunsbüttel’deki fabrikasını dönüştürmek üzere Alman hükümetinden devlet yardımı istedi. Gelin görün ki, amonyak sentezleme süreci – yeşil olsun veya olmasın – çok yüksek miktarda enerji kullanımı gerektiriyor.

Halbuki gübre üretimini karbonsuzlaştırmak yerine gübre kullanımını azaltmak çoğu zaman daha ucuz ve iklim dostu bir çözüm. Üstelik verimlilik de düşmüyor: 2022 yılında Britanyalı çiftçiler son on yılın ortalamasına göre yüzde 25 daha az mineral gübre kullanmalarına rağmen verimlerini artırmayı başardılar. Fakat endüstri, kimyasal gübre ve pestisit girdisini azaltmak yerine sadece tarımsal üretim yöntemlerini “karbonsuzlaştırmayı” tercih ediyor. Zira böylelikle endüstrinin esas faaliyeti kesintiye uğramadan sürdürülmüş oluyor.

toprakatlasi-2025-kapak-tr.jpg

Toprak Atlası 2024, verimli toprağın küresel ölçekte kaybının sonuçlarını ortaya koymakla kalmıyor; aynı zamanda iklimin korunması ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi için sürdürülebilir ve adil arazi kullanımının potansiyelini de gösteriyor.

Öte yandan, yepyeni bir iş modeli olarak dijital tarım öne çıkıyor. Bayer, dijital platformu FieldView ile pazarda lider konumda. Yara da IBM ile işbirliği yapıp tarımdaki en geniş dijital platformu kuracağını duyurdu. Google ve Amazon gibi çokuluslu şirketler de pazara girmeye çalışıyor. Pestisit ve gübre şirketleri “hassas tarım” diye adlandırılan yöntemlere dev yatırım yapıyor; GPS güdümlü, sürücüsüz tarla robotları yabani otları tespit edip tarım ilaçlarını doğrudan hedefe yönelik şekilde uygulayabiliyor. Böylece kullanılan toplam pestisit miktarının azaltılacağı vaat ediliyor. Fakat uzmanlar, dijital platformların lider konumdaki pestisit, gübre ve tarım ekipmanı üreticilerinin elinde olması nedeniyle, dijitalleşme sonucunda bu piyasanın daha da tekelleşeceğine işaret ediyor. Bu platformlar sektörde ve tarımsal ticaret piyasasındaki

diğer sermayedarlarla ortaklık yapıp bağımsız çiftçiler üzerinde nüfuzunu artırabilir.