İklim krizi dünya çapında derinleştikçe, şiddetli fırtına ve sel baskınları daha sık görülüyor. Sağlıklı topraklar aşırı hava koşullarının etkilerini hafifletmeye yardım edebilir. Bu yüzden toprağın korunması şimdi her zamankinden daha önemli. Fakat hâlâ ihmal ediliyor.
Dengeli gözenek yapısına sahip sağlıklı topraklar sünger gibi hareket ederek suyu emer ve gerektiğinde bırakır. Toprak ayrıca kirletici maddeleri filtreleyerek yeraltı suyunun kalitesini de korur ve iyileştirir. Mantar (fungus) ve bakteri gibi toprak organizmaları bazı kirleticileri parçalayarak toksik olmayan bileşiklere dönüştürür. Toprak düzgün biçimde yönetildiğinde bu işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilir.
Toprağın su depolama becerisi olmasaydı, tarım yapmak mümkün olmazdı. Dünyadaki ekili alanların yüzde 80 kadarı yapay olarak sulanmayıp, yalnız yağışlardan besleniyor. Türkiye rakamları da aynı eğilimi yansıtıyor. Toprağın su depolama kapasitesi, ürünün kuraklık döneminde de hayatta kalmasını sağladığı için tarım açısından hayati rol oynar. Toprağın korunması ve sürdürülebilir tarım uygulamaları sayesinde mümkün olduğunca fazla yağış topraktan süzülerek bitkiler tarafından kullanılabilir hale gelir. Toprak ağır makinelerle sıkıştırıldığında su geçirgenliği azalıyor ve şiddetli yağmurlar bölgesel olarak sellere sebep oluyor. Yonca ve acı bakla gibi örtücü bitkiler sağanak yağışlarda toprağın akıp gitmemesini, sıcak havalarda ise daha az su buharlaşmasını sağlar. Tepelik alanlarda yamaca oyulmuş basamaklar şeklindeki teraslar, yüzeydeki akışını azaltarak suyun arazide kalmasına yardım eder.
Yoğun kentsel altyapı da toprağın doğal su deposu işlevine engel oluşturabilir. Şehirlerde geniş alanlar asfalt veya betonla geçirimsiz hale getirildiğinde yağmur suyu kanalizasyona yönlendirilmek zorundadır, fakat şiddetli sağanak yağışlar bu sistemi aşıp sellere neden olabiliyor.
Avrupa toprak sızdırmazlığı bakımından en yüksek orana sahip kıta. 1990 ile 2006 yılları arasında AB’de kentsel gelişim için kullanılan arazi alanı 1,5 milyon hektar artıp Belçika’nın yarısı kadar bir yüzölçümüne ulaştı. Eğilim devam ederse, 100 yıl içinde Macaristan büyüklüğündeki bir alanda toprak geçirimsiz hale getirilmiş olacak.
Türkiye’de de kırsal alanlar şehirleşme ve betonlaşma nedeniyle kayboluyor. 1990’da Türkiye yüzey alanının yüzde 0,91’i yapay yüzeyler (yollar, binalar vb.) iken, bu oran 2018’de yüzde 1,97’ye çıktı. Diğer bir deyişle 1990-2018 arasında ülkedeki yapay alanlar yaklaşık 603 bin hektar artarken, aynı dönemde orman ve yarı doğal alanlar 1,5 milyon hektar azaldı. Bu artış özellikle İstanbul ve Ankara’da belirgin, her iki kentte de yaklaşık 100 bin hektar yapay yüzeye dönmüş durumda.
İklim krizi karşısında sürdürülebilir kentsel gelişimin önemi artıyor. Kopenhag bu konuda öncü bir örnek.
Son on yılda çok sayıda sel yaşayan Kopenhag sünger şehir olarak adlandırılan bir yapıya dönüştürüldü. Bunun için öncelikle, yapılaşmış ve asfaltlanmış alanlar yeşillendirilerek geçirimsizlikten kurtarıldı. Geçirim (sızdırma) özelliğini koruyan topraklar sel kontrolünde hayati rol oynuyor. Şiddetli yağmurlar sırasında suyu emip çevre alanlardaki baskıyı azaltıyor. Sünger şehirlerin yanı sıra sünger kırlara da ihtiyaç var. Longoz ve turbalık gibi alçakta kalan alanlarla sulak alanlar sele karşı doğal bir bariyer işlevi görürken, sıcak hava dalgaları sırasında da buharlaşma yoluyla çevreyi serinletir.
Fakat insan faaliyetleri bu alanlara ağır zarar veriyor. AB’de turbalık alanların neredeyse yarısı bozulmuş durumda; Genelde tarım, ormancılık veya turba çıkarımı amacıyla kurutuluyorlar. Buna karşılık yeniden ıslatılan alan sadece 120 bin hektar, yani toplam kurutulmuş alanın yüzde 1’i bile değil.
Toprağın, hayati öneme sahip bir su deposu olarak sürdürülebilir biçimde kullanılması, korunması ve yenilenmesi için hukuken bağlayıcı hedeflere ihtiyaç var. Haziran 2024’te AB Konseyi Avrupa’nın bozulmuş kırlarını onarma yükümlülüğü getiren Doğa Yenileme Kanunu’nu (NRL) çıkardı. Kanun 2030 yılına dek kurutulmuş turbalıkların en az yüzde 30’unun, 2050 yılına dek ise yüzde 50’sinin yenilenmesini öngörüyor; bunun için en az üçte birinin yeniden sulak hale getirilmesi gerek. Ancak NRL çiftçiler ve özel arazi sahipleri için bir muafiyet içeriyor: Turbalık alanların yeniden ıslatılması bu kişiler açısından gönüllü olacak. Keza tarımsal ekosistemlerin iyileştirilmesine yönelik hedefler de, yeterli gıda üretimi için gereken alanı daralttığı anlaşılırsa, istisnai koşullarda geçici olarak durdurulabiliyor.
Türkiye’de doğrudan doğa yenilemeye yönelik bir mevzuat bulunmasa da, Mayıs 2025 tarihli IV. Tarım Orman Şurası kararları arazi kullanımında iklim nötr hedefine yönelik çalışmaların güçlendirilip tarımsal ormancılığın yaygınlaştırılması, mera ve ormanlarda karbon yutak kapasitesini artırmak, orman ekosistemlerini iklim değişikliğine dirençli hale getirmek ve dayanıklı türlere yönelim gibi politikalar öneriyor.