Bazen gezegenin derisi olarak anılan toprak yüzlerce, hatta binlerce yılda oluşuyor; dolayısıyla insan zamanı ölçeğinde yenilenemez bir kaynak. İnsan yaşamının temelini oluşturuyor ve toprağın sağlığı yediğimiz yiyeceği, içtiğimiz suyu ve soluduğumuz havayı etkiliyor.
Toprak minerallerden, organik maddelerden, gazlardan ve sudan oluşur. Organik maddeler arasında bakteri, mantar, solucan, böcek, mikrop ve bitki kökü gibi canlı organizmaların yanı sıra hayvan ve bitki artıkları gibi çürüyen materyaller de bulunur. Toprak parçacıkları, kaya ve madenlerin ayrışıp parçalanmasıyla oluşur. Bu parçacıklar çürümüş organik madde ve atmosferik çökelmelerle birleşerek bitki, hayvan ve insanlar için bir ekosistem oluşturur. Toprak tür ve özellikleri, dünyadaki geniş bitki örtüsü ve iklim farklarına bağlı olarak çeşitlilik gösterir. Canlı organizmaların yaklaşık üçte ikisi toprakta yaşar.
Gıdanın yaklaşık yüzde 95’i toprakta yetiştirilir. Sağlıklı topraklar sünger, tampon ve filtre işlevi görerek ağır metal ve pestisit gibi kirleticileri kendi içinde hapseder. Başta bakteri ve mantar olmak üzere toprakta bulunan milyonlarca mikroorganizma sürekli çalışıp zararlı maddeleri parçalar. Böylece tehlikeli kimyasalları daha az toksik olan bileşiklere dönüştürüp gıdanın daha güvenli olmasını sağlar.
Toprak ayrıca kalsiyum, karbon, magnezyum, azot, fosfor, potasyum ve kükürt gibi yaşamsal elementleri depolayıp dönüştürerek ve geri dönüştürerek besin döngülerinde önemli bir rol oynar. Topraktaki besinler çürümüş organik madde, aşınmış kayaç ve atmosferik birikimden gelir. Bitki büyüdükçe, kökü aracılığıyla bu besinleri topraktan emer.
Toprağın desteklediği en kritik besin döngülerinden biri azot döngüsüdür. Azot, bitkinin büyümesi için hayati öneme sahiptir, ancak çoğu bitki atmosferdeki azotu doğrudan kullanamaz. Topraktaki mikroorganizmalar, atmosferik azotu amonyak ve nitrat gibi bitki tarafından kullanılabilir forma dönüştürür. Bitki bu besinleri emerek temel molekülleri üretir. Bitki ve hayvanlar öldüğünde, azot ayrışma yoluyla yeniden toprağa karışır ve döngü tamamlanır.
Toprak yağmur suyunu depolamak, süzmek, arıtmak ve bitki için erişilebilir hale getirmek suretiyle su kalitesine ve taşkın önlemeye katkıda bulunur. Fazla su topraktan süzülüp yeraltı su tabakasına katılır. Ancak aşırı otlatma ve ağır tarım makineleri sebebiyle toprak sıkıştığında suyun toprak içine işlemesi zorlaşır, bu da yüzey akışına neden olup sel ve toprak kaymasına yol açar. Kuraklık ve su kıtlığı arttıkça, sürdürülebilir toprak yönetimi daha da önemli hale geliyor: Sağlıklı toprak metreküp başına 250 litre yağmur suyu depolayabilir.
Organik madde miktarı yüzde 1 arttığında, hektar başına 150 bin litre daha fazla su tutulabilir. Sağlıklı toprak temiz hava için de şart, zira su ve rüzgar erozyonuyla havaya karışan toz ve kum parçacıkları hava kalitesini düşürüyor.
Toprak iklim değişikliğiyle mücadele açısından da elzem. Bitki örtüsü ve atmosferin toplamından daha fazla karbon depoluyor. Bitkiler karbonu atmosferden emer ve kökler aracılığıyla toprakta depolar. Toprak yüzeyinin sadece ilk 30 santimetresi yaklaşık 694 gigaton karbon tutar. Toprak doğru şekilde yönetilmezse, bu karbon bir sera gazı olan karbondioksit (CO₂) şeklinde atmosfere salınabilir. Turbalıkların kurutulması ve ormanların tarım arazisi uğruna yok edilmesi sonucunda, işlenen topraklar karbon stokunun yüzde 50-70’ini kaybetmiş durumda.
Toprak, insanlara doğanın zenginlik ve güzelliklerini takdir edebilecekleri estetik değerlerin yanı sıra eğlence ve dinlence imkanı da sunar. Toprakla doğrudan temasın tedavi edici yönü gitgide daha çok fark ediliyor. Topraklama adı verilen terapi yönteminin insanın esenliğini desteklediği, zihinsel ve duygusal sıkıntıları hafiflettiği ve olumlu fizyolojik değişiklikler sağladığı kanıtlandı.
Birçok kültürde toprak, inanç sisteminin temeli olarak maneviyat ve din açısından derin önem taşıyor. And Dağları’ndaki yerli halklar, toprağı, ruhani Pachamama kavramı üzerinden canlı bir varlık sayıyor. Toprakla ilgili bir faaliyete girişmeden önce, ona besin vermek ve onu onurlandırmak üzere törenler düzenliyorlar.
Toprak ayrıca, geçmiş uygarlıkların mirasını saklayan bir depo olarak, ortak tarihimize dair bilgiler sunan eser ve yapıları da muhafaza ediyor.
Toprağın genel sağlığı, fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerindeki dengeye bağlı. Fakat bu denge birçok şekilde bozulabiliyor. Yanlış ve aşırı gübre kullanımı toprağı asitli, tuzlu veya kirli hale getiriyor. Yoğun işleme de toprağın yapısına zarar veriyor, organik maddelerin parçalanmasına ve karbondioksit salımına yol açıp toprağın yüzeyini erozyona açık hale getiriyor. Gıda üretimi, konut ve yol inşası gibi sebeplerle arazi kullanım değişikliği ve toprak bozulumu kaçınılmaz olsa da, toprak üzerindeki olumsuz etkilerin en aza indirilmesi şart.
Biz toprağa iyi bakarsak, toprak da bize bakar.