Toprak bozulumunda Türkiye tablosu: Kaybımız büyük

Atlas

Toprak suyu süzer, karbonu saklar, hayatı taşır; bozulunca zincirleme kriz başlar. İnce üst toprak tabakası erozyonla kayboluyor ve geri getirmek uzun yıllar alacak. Tuzlanma ve sıkışma kökleri boğuyor. Bu kayıplar barajlara çamur, akarsulara kirlilik, havaya karbon olarak geri dönüyor.

Toprak bozulumunda Türkiye tablosu: Kaybımız büyük teaser
Teaser Image Caption
Yeraltı suyu ve sulama nedeniyle su gözeneklerden yukarı doğru çekilir ve tuzlar üst katmanlara taşınır; yüzeyde kristal tuz kabukları oluşur

Türkiye, iklim ve topoğrafya çeşitliliğiyle zengin bir tarım potansiyeline sahip. Ancak yanlış arazi kullanımı, yoğun mekanizasyon, hatalı sulama ve gübreleme ile iklim değişikliği toprakları hızla bozuyor. Üst toprak ve organik madde kaybı, toprağın su tutma kapasitesini ve köklenme derinliğini azalttığı için verim ve kuraklık direnci düşüyor. Oysa bir avuç üst toprak üretmek bir ömür alıyor. Toprak sağlığının ortak göstergesi olan organik maddenin birikmesi yıllar sürerken, yanlış uygulamalarla kaybolması an meselesi.

Türkiye’de en yaygın toprak bozulum türü, su ve rüzgar erozyonu. Ülke yüzeyinin yüzde 59’u erozyon riski altında ve yılda 642 milyon ton verimli üst toprak kayboluyor. Bu kaybın önemli bir kısmı (yaklaşık 150 milyon ton) barajlara sediman olarak taşınıyor. Su erozyonu ise toprak oluşum hızını katbekat aşıyor. Rüzgar erozyonu açısından başlıca risk alanları Konya ovası ve Orta Anadolu, iklim değişikliği ve kuraklıkla riskin daha da artması bekleniyor.

Erozyonla mücadelede yüzey akışını yavaşlatıp toprağı yerinde tutmak gerek. Eğime uygun teraslama, şerit ekim ve örtü bitkileri ile akış hızı düşürülebilir. Ağaçlandırma ve rüzgar kıran çit-çalı setleriyle yüzey koruması sağlanmalı. Tarla içi su hasadı, küçük setler ve akış kontrol yapılarıyla ani akışlar yumuşatılıp toprak taşınmasının azaltılması ve suyun tarlada tutulması hedeflenmeli.

toprakatlasi-2025-kapak-tr.jpg

Toprak Atlası 2024, verimli toprağın küresel ölçekte kaybının sonuçlarını ortaya koymakla kalmıyor; aynı zamanda iklimin korunması ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi için sürdürülebilir ve adil arazi kullanımının potansiyelini de gösteriyor.

Anız, ülkede yaygın olduğu üzere yakılmak yerine korunmalı. Türkiye’de hukuken yasak olan anız yakma, topraktaki nemi, organik maddeyi, faydalı mikroorganizmaları ve biyoçeşitliliği azaltıyor, ayrıca orman yangınına, can ve mal kaybına yol açabiliyor. Tümüyle terk edilmesi gereken bu yöntem, denetim ve yaptırım zayıflığı, bilgi eksikliği, yerleşik yanlış kanılar, maliyet baskısı, emek ve lojistik gereksinimleri ile teşvik ve pazar eksiklikleri gibi nedenlerle sürdürülüyor.

Türkiye’de toprak bozulumuna yol açan bir diğer etken, tuzluluk. Yaklaşık 1,5 milyon hektar tarım alanı, yani sulanan arazilerin yüzde 32,5’i tuzluluktan etkileniyor. Toprağın bir kısmında verim düşerken, bir kısmı tamamen üretim dışı kalıyor. Tuzlanma özellikle Konya-Ereğli, Çukurova, Iğdır, Bafra, Söke, Harran ve Amik ovalarında yaygın. Çimlenme ve kök gelişimi azalıyor, su-besin dengesi bozuluyor ve arazi giderek çoraklaşıyor. Taban suyunun ve yüzeyde biriken tuzun drenajla düşürülmesi, düşük tuzluluğa sahip sulama suyu kullanılması ve sorgum gibi tuza dayanıklı türler çözüm olabilir.

Toprak bozulumunda Türkiye tablosu: Kaybımız büyük 2. görsel

Ülke topraklarının yaklaşık 900 bin hektarı asidik; büyük kısmı Karadeniz Bölgesi’nde. İklim değişikliği, aşırı gübre kullanımı ve yanlış arazi yönetim uygulamaları asitleşmeyi artırıyor. Kireçlemeyle topraktaki pH’ın yükseltilmesi, organik gübre ve biyokömür uygulamaları ve asitliğe dayanıklı türlere yönelmek çözüm olabilir. 

Bir fail de sıkışma. Islak zeminde işleme ve ağır makine kullanımı sonucunda topraktaki gözenekler kayboluyor, ortaya çıkan sert tabaka (pulluk tabanı) kök ve su hareketini engelliyor. Türkiye’de yaklaşık 7,1 milyon hektarı etkileyen sıkışma sorununu azaltmak için doğru zamanda işlemek, ağır ekipmanları sınırlamak, kontrollü trafik, organik madde, kompost ve örtü bitkileriyle yapıyı onarmak ve hatta azaltılmış ya da işlemesiz sistemlere yönelmek gerek.

Ülkede yılda 2,3 milyon ton kimyasal gübre ve 55 bin ton pestisit kullanılıyor. Verim artırmak için yanlış ve dengesiz gübre ile pestisit uygulaması hem maliyeti yükseltiyor hem de, endüstriyel atıklarla birlikte toprak kirliliğini ciddi boyuta taşıyor. Gübrenin toprak ve bitki analizine ve hassas tarım tekniklerine göre uygulanması ve organik ya da organomineral seçeneklerin öne çıkarılması şart. Böylece girdi verimliliği yükselirken, toprak, hava ve su da kirletilmemiş olur.

Topraktaki organik karbon (TOK) miktarı toprağın sağlığını gösterir. Türkiye’de ortalama TOK miktarı genel olarak düşük. Yanlış işleme ve erozyon yüzünden bu kayıp gitgide hızlanıyor ve tarımla yılda 26 milyon ton karbon havaya karışıyor. Organik madde azalınca toprağın besin tutma gücü ve pH dengesi de bozuluyor; gübre olarak verilen besinin bir kısmı suyla akıp gidiyor.

Dengesiz gübreleme tabloyu ağırlaştırıyor: Fazla azot ve fosfor, suları alg patlamasıyla (ötrofikasyon) kirletirken, yüzde 70’lere varan fosfor eksikliği kalite ve verimi düşürüyor. Bu kısır döngüyü kırmak için bir yandan anızın korunması ve doğrudan ekim, örtü bitkileri ve yeşil gübreleme, organik gübre ve kompost uygulamaları ile organik madde artırılmalı, bir yandan da toprak ve bitki analizine dayanan, doğru zaman ve dozda uygulanan organik ve organomineral gübrelerle besin dengelenmeli.

Bozulumu önlemek ve toprağı onarmaya yönelik uygulamalar sahaya özgü yürütüldüğünde daha düşük maliyetle daha yüksek etki üretiyor. Bu yüzden sahaya özgü teşhis, izleme ve haritalama sistemlerini güçlendirmek, sürdürülebilir tarım yönetimini yaygınlaştırmak ve çiftçiye destek sunmak şart.

Toprak bozulumunda Türkiye tablosu: Kaybımız büyük 3. görsel