Mevsimler değişiyor, yağmurun yeri ve zamanlaması, rüzgarın yönü değişiyor. Haritada renkler kayarken Akdeniz ve bozkır iklimi genişliyor, yangın mevsimi uzuyor. Tarlaların takvimi şaşıyor. Fındık, üzüm, kayısı ve zeytin eşikte, başta buğday olmak üzere bazı tahıllar sıkıntıda.
İnsan kaynaklı sera gazları iklim sisteminin dengesini bozuyor; sıcaklık artışı kuraklık, sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve ani taşkınları artırıyor. Özellikle kurak bölgeler ile alçak kıyı kuşaklarındaki büyük kentler altyapı yetersizliği, su baskını, kuraklık, yeraltı sularının tuzlanması ve fırtına kabarmasına daha açık. Ekosistemlerin bağlı döngüleri nedeniyle bu sarsıntı, hava olaylarının ötesinde toprak sağlığını, biyolojik çeşitliliği ve gıda güvencesini de tehdit ediyor.
Türkiye’de temel gıda ürünü buğdayın yüzde 78’i kuru tarım alanlarında üretiliyor. Uzayan kuraklık ekim ve başaklanma da su açığı yaratıp verimi düşürüyor. Buğday rekoltesi 2007-2008 kuraklıklarında uzun dönem ortalamasına göre sırasıyla yüzde 14,3 ve 10,7 azaldı; 2021’deki kuraklıkla yüzde 11,6 düşerek 17,65 milyon tona indi. Aynı yıl arpa 5,75 milyon tonla son 32 yılın en düşük seviyesine geriledi. Kurak yıllarda tarımsal kaybın ekonomik bedeli hızla artıyor ve daha da artması öngörülüyor.
Artan sıcaklık, buharlaşma ve yağış miktarı ile mevsimselliğindeki değişimler, iklim kuşaklarını daha kurak tiplere itiyor. Türkiye öngörüleri, 1961- 1990’a kıyasla 1991-2020’de kaymanın başladığını, 2041-2099’da yarı-kurak bozkır ile sıcak ve kurak yazlı Akdeniz iklim kuşaklarının genişleyeceğini gösteriyor. Akdeniz ikliminin Karadeniz ormanları ile Amanoslar, Kazdağı ve Uludağ gibi dağ ekosistemlerine yayılması büyük orman yangınları olasılığını artırırken, tarımda su açığı ve ısı stresi risklerini büyütüyor. Bu tablo tarım, orman, yerleşim geçişlerinde ekolojik bakış ve planlamayı zorunlu kılıyor.
Bu iklimsel kayış Karadeniz’in temel ürünü olan fındığı iklim eşiklerine daha sık yaklaştırıyor. 2021-2050 projeksiyonları, Karadeniz’in monokültürü fındığın yetiştiği ilçelerin neredeyse yarısında verimin düşeceğini, özellikle Doğu Karadeniz’de daha belirgin kayıplar yaşanacağını gösteriyor.
Ülke geneline yayılmış 450 bin hektar bağ alanı özellikle Ege’de yoğun; en geniş üretim Manisa’da. Bu mekansal dağılış, iklim dalgalanmalarına karşı hassasiyeti de artırıyor. 2021-2050 projeksiyonları, tüm ülkede üzüm veriminde azalma, fenolojik dönemlerde, özellikle de hasatta öne kayma; üzüm bölgelerinde 0°C altı ve 37°C üstü gün sayılarında artış öngörüyor. Bu değişimler, bağların uygun ısı pencerelerinden uzaklaşabileceğine işaret ediyor.
Türkiye’nin en önemli ihracat ürünlerinden kayısı ihracatının merkezi Malatya’da, Nisan 2025’teki tarımsal don örneğinde olduğu gibi, geç bahar donları son yıllarda belirgin verim kaybına yol açıyor. 2021-2050 projeksiyonları olumsuz etkinin süreceğini, bazı ilçelerde kayıpların yüzde 40’a çıkabileceğini gösteriyor. Daha uzun vadede ısınma ve kuraklaşma
hızlandıkça riskler artacak. Bu yüzden üretim, iklim kaynaklı dalgalanmalar gözetilerek planlanmalı. Zeytin Akdeniz ikliminde kadimden beri yetişen bir tür. Ancak Kuzey Ege’de yapılan çalışmalar, yüksek salım senaryosunda 2049-2073’te yıllık sıcaklıkların 5-6°C artabileceğini, “yüksek uygun” alanların daralıp “orta uygun” alanın yaygınlaşacağını gösteriyor. 2074-2098’de kurakça yarı-nemli ve yarı-kurak Akdeniz biyoiklimlerinin genişlemesiyle kıyıdaki dar şeritler dışında geniş alanlarda uygunluğun zayıflaması olası. Uygunluk, daha serin yüksek platolara ve uygun bakılı yamaçlara kayabilir. Bu da ovalarda yerleşik zeytinliklerin iklimsel baskı altına girmesi demek.
Kuraklık tarım açısından en belirleyici olumsuzluklardan biri: Küresel afet kaynaklı ölümlerin yüzde 34’üyle ilişkili yoksulluk, eşitsizlik ve yerinden edilmeyi de derinleştiriyor. 1980’lerden beri dünya kara alanlarının yüzde 37’sinde toprak nemi belirgin azalmış, çok sayıda nehir ve akiferin su seviyesi düşmüş durumda. Tarım en hassas sektör: Kurak yıllarda ürün verimi yüzde 22’ye kadar gerileyebilir. Bugün bir kuraklık dönemi, 2000’e kıyasla en az iki kat daha pahalıya mal oluyor ve maliyetlerin 2035’e dek yüzde 35- 110 artması öngörülüyor.
Türkiye’de son yıllardaki sıcaklık artışı, yağış düzensizlikleri ve kuraklık, tarımsal verim ya da kalite kaybına, su kaynakları üzerinde baskıya ve ekosistem bozulmasına yol açıyor. Öte yandan iklim değişikliğinin ana nedeni olan atmosferik CO₂ birikiminin artışı, “CO₂ gübrelemesi” ile yaprak terlemesini sınırlayıp fotosentezi hızlandırarak su kullanımını iyileştirebilir ve pirinç gibi ürünlerde verimi artırabilir. Buna karşın iklim değişikliğinin tarımsal ürünler ve karasal gıda üretimi üzerindeki olumsuz etkileri, olumlu etkilerden çok daha açık ve yaygın. Belirgin pozitif etkiler yalnızca bazı yüksek enlemlerle sınırlı. Bu nedenle tarım, su ve toprak yönetiminde iklimi dikkate alan uyum yaklaşımlarının geliştirilmesi, izleme ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının yaygınlaştırılması şart.