Toprak alınan her kararın gölgesini saklıyor. Türkiye’de izler Marmara’nın sanayi kuşağında, güneyin sera merkezlerinde, madencilik alanlarında ve otoyol hatlarında koyulaşıyor. Görünmeyen birikim topraktan sofraya uzanan bir risk tablosu yaratıyor. Etkin politika; kaynağı kısmak, toprağı düzenli izleyip haritalamak, biyolojik/ biyoteknik mücadele, arıtma çamuru ile sanayi atığını kontrollü yönetmek üzerine kurulmalı. Böylece izler sıcak noktalarda yoğunlaşmadan sönümlenebilir.
Türkiye’de toprak kirliliği noktasal (sanayi, madencilik, rafineri, eski pestisit depoları) ve yaygın (yoğun gübre ve pestisit kullanımı, tarımsal plastikler, arıtma çamuru) kaynaklarla büyüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın (TAGEM) toprak veri tabanı projesiyle tarım topraklarının ağır metal miktarları belirlense de bu veriler henüz paylaşıma açılmadı.
Ulusal ölçekteki araştırmalarda; Osmaniye ve Uşak’ta tarım kaynaklı ağır metal birikimi, Karadeniz’de jeolojik nedenli yüksek değerler, otoyol kenarlarında metal artışı, yoğun seracılıktan ötürü Antalya çevresinde yanma kaynaklı PAH birikimi, Çanakkale’de insektisit kalıntıları ve başta Bursa Kocaeli hattı olmak üzere Marmara çevresinde sanayiye bağlı kirleticiler öne çıkıyor. Sanayi tesislerinin yüzde 60’ının Marmara’da olması riski bölgesel olarak yoğunlaştırıyor.
Toprak kirliliğinin en görünmez ama yaygın kaynağı aşırı gübre kullanımı. AB fosforlu gübrelerde kadmiyumu sınırlandırırken Türkiye’de kimyasal gübreler için bağlayıcı bir limit bulunmuyor; yalnızca organik gübrelerde kilogram başına 3 miligram sınırı var. Fosfor eklenmiş organomineral gübrelerde ise kadmiyum için her zaman analiz istenmiyor. Pestisit kullanımı 2022’de 55 bin 374 tona ulaştı: Önceki yıla göre yüzde 4,5 artış. 2008 ile 2015 arasında 40 bin ton civarındayken, 2016’dan sonra 50-55 bin tona çıktı. En çok mantar ilaçları (fungusitler), ardından ot (herbisit) ve böcek ilaçları (insektisitler) kullanılıyor. Bölgesel kullanımda Akdeniz, Ege ve İç Anadolu başı çekiyor.
Madencilik ve hayvancılık da kirlilikte kilit etken. 2022’de madencilik faaliyetlerinde (örtü toprağı hariç) 26,3 milyon ton, örtü toprağı dahil 860,6 milyon ton atık üretildi; neredeyse tamamı mineral içerikli. Açık kömür ocakları ve metal madenleri ağır metalce zengin parçacıklar bırakıyor; bunlar rüzgar ve suyla tarlalara taşınıyor. Altın madenleri çevresinde bakır, kurşun, çinko, manganez, molibden ve kadmiyum artışı saptanıyor. Hayvancılıkta yılda yaklaşık 200 milyon ton atık oluşuyor; bunun yalnızca yüzde 5’i biyogaz gibi tesislerde değerlendiriliyor. Kalanı çoğu yerde kontrolsüz biçimde tarlalara bırakılıyor. Bu birikme, başta östrojen olmak üzere dışkılardaki hormon ve antibiyotik kalıntılarının toprağa taşınmasını hızlandırıyor. Türkiye’de büyütme amaçlı antibiyotik kullanımı halihazırda yasak. 2024 yılında getirilen düzenlemeyle bazı kritik antimikrobiyaller hayvanlarda tamamen yasaklandı. Ancak denetim ve kayıt zinciri yetersiz kaldığında yasakların etkisi de sınırlı olabiliyor.
Hava kirliliği de toprağa yük bindiriyor. Düşük kaliteli linyit kullanan santraller çevresinde ağır metaller artıyor: Afşin-Elbistan’da 10-15 km yarıçapta uçucu kül etkisi; Yatağan-Yeniköy-Kemerköy çevresinde duman kaynaklı kirleticilerle birlikte metal artışı; Çan’da nikel-krom-kurşun-çinko değerlerinin sınıra yaklaşması; Seyitömer’de arsenik-cıva-bor sinyali; İskenderun- Payas hattında demir-çelik ve enerji tesislerine bağlı demir-mangan-çinko-kurşun yükselişi raporlanıyor. Kentlerde tablo daha da ağır: 2020 ile 2022 arasında yılda 30,3 milyon ton belediye atığı toplandı; bu rakam kişi başı günlük 1 kilodan fazla atığa denk geliyor. Bunların büyük kısmı tesislerde işleniyor olsa da uygunsuz bertaraf sürüyor.
Arıtma çamuru uygulamaları da belirleyici. 2022’de belediye arıtma tesislerinde yaklaşık 348 bin ton (kuru madde) çamur üretildi. Doğrudan doğaya bırakılması yasak; üstelik önemli kısmı endüstriyel kaynaklı olduğundan analiz zorunlu ve tarımsal kullanımda AB ile uyumlu ağır metal eşikleri geçerli. 22 ilde yapılan değerlendirmeler kimi numunelerde kritik sınırlara yaklaşan değerler gösteriyor (örn. Bursa’da çinko ve bakır). Farmasötik kalıntılar da arıtma sonrasında bütünüyle kaybolmayabildiği için dikkatli izleme şart.
Bir yandan da hızla mikroplastik birikiyor. 2023’te Akdeniz, Ege ve Marmara tarım topraklarında kilogram başına ortalama 193, kentsel topraklarda 127 parça saptandı. Adana Karataş’ta sera filmleri ve sulama borularının yoğun olduğu alanlarda birikim belirgin. Süre uzadıkça birikim de artıyor: Konya Hüyük’te plastik malç kullanılan tarlalarda beş yılda kilogram başına 75,5 parça, 14 yılda ise 377,5 parça polietilen ölçüldü.
Radyoaktif kirlilik riski yerel. Enerji ve sanayi birikimleri, mineral gübreler ve olası kazalarla ilişkili. Öncelik; düzenli radyoaktivite izlemi, gıda ve su kontrolleri, kirlenmiş alanlarda hızlı sınırlama ve güvenli bertaraf olmalı. Burada amaç, maruziyeti düşük tutarken tarımsal üretimi ve halk sağlığını korumak.
Doğal kökenli kirlilikte volkanik arsenik ile bor ve ofiyolitik kayaçlardan ayrışan nikel ve krom yer yer yüksek. Kütahya Seyitömer ve Afşin Elbistan çevresinde topraktaki nikel-krom düzeyleri yönetmelik eşiğini aşıyor. Doğal asbestin topraktaki varlığı genelde düşük risk oluştursa da, rüzgarla taşınıp solunduğunda sağlık tehdidi doğurabilir. 87 ilçede asbest zuhur ve yatakları var. Büyük kısmı yerleşim yeri dışında olsa da örneğin Eskişehir Mihalıççık’ta atıklar 50 yıldır halk sağlığını olumsuz etkiliyor.
Türkiye’de toprak kirliliği tek tip bir krizden ziyade sıcak noktalarda yoğunlaşan çok kaynaklı bir tablo sergiliyor. Gıda ve sanayi üretimi büyürken, atık yönetimi, temiz teknoloji, doğru tarım uygulamaları ve sıkı denetim belirleyici. Kaynağında önleme, saha haritalama ve düzenli izleme, riskli alanlarda hızlı müdahale, tarımsal girdilerin kalitesi ve denetimi öncelik olmalı. Zira kirleticiler toprağa bir kez bağlandığında temizlenmesi zor ve maliyetli, etkileri ise uzun ömürlü oluyor.