Besin maddesi dengesizliği: Toprağın terazisi

Atlas

Toprak bitki besin maddelerini eşit pay edemez; kimi yerde noksan, kimi yerde fazladır. Kireç, pH yüksekliği ve organik madde noksanlığı gibi faktörler dengeyi bozabilir; fosforu bağlar, çinko gibi mikro element alımını azaltır. Bozulan dengeyi haritalarla anlarız. Çözüm ise analize dayalı, etkin gübre kullanımı ve döngüsel yaklaşımlarla verimi artırıp çevreye olan olumsuz etkileri azaltmaktan geçiyor. 

Besin maddesi dengesizliği: Toprağın terazisi teaser
Teaser Image Caption
2002-2019 arasında üre ve DAP fiyatına paralel şekilde buğday alınabiliyor iken, 2021 itibariyle 1 ton buğday karşılığı alınabilecek gübre miktarı yarıya indi.

Dünya nüfusunun 2030’da 8,3 milyara ulaşması bekleniyor. Gıda büyük oranda topraktan sağlanırken, bir santim toprağın oluşması iki asır sürüyor. Nüfus artışı, iklim krizi ve tarım arazilerinin sınırlı oluşu, topraktaki besin dengesi sorununu kritik hale getiriyor. Akdeniz kuşağındaki Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında. Zaten sınırlı olan toprak ve su kaynakları, bilinçsiz arazi kullanımı, erozyon ve bozulum nedeniyle daha da daralıyor.

Besin maddesi dengesizliği, bitkinin ihtiyaç duyduğu makro (azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, kükürt) ve mikro (demir, mangan, çinko, bakır, bor, molibden) elementlerin yeterlilik sınırları dışında kalması durumudur. Eksiklik kadar fazlalık, antagonizm (yani birinin fazlalığının diğerini baskılaması) ve pH, kireç gibi besin alımını sınırlayıcı etmenler de buna dahil.

Türkiye topraklarının büyük kısmında kil oranı yüksek, organik madde düşük olduğundan suyun hareketi ve topraktaki havalanma kısıtlanıyor, mikrobiyal etkinlik azalıyor. Yüzde 70’i organik madde yönünden yetersiz toprakların karbon-azot dengesi bozulmuş durumda. Kil fazlalığı nedeniyle toprakların yüzde 40’tan fazlası potasyum yoğunluğuna sahip.

toprakatlasi-2025-kapak-tr.jpg

Toprak Atlası 2024, verimli toprağın küresel ölçekte kaybının sonuçlarını ortaya koymakla kalmıyor; aynı zamanda iklimin korunması ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi için sürdürülebilir ve adil arazi kullanımının potansiyelini de gösteriyor.

Buna karşın besin maddesi alımı yapısal ve kimyasal engellere takılıyor. Zira toprakların çoğu aynı zamanda kireçli ve alkali. Bu durum özellikle fosfor, demir, çinko ve magnezyum alınabilirliğini düşürüyor. Bölgesel farklar da belirgin: İç Anadolu’da kalsiyum yeterliyken, Karadeniz’de yüksek yağış ve asitli topraklar nedeniyle kalsiyum ve magnezyum eksikliği görülüyor, aynı zamanda demir ve alüminyum çözünürlüğü toksisite riski yaratıyor.

Olumsuz toprak yapısı fosfor fiksasyonunu artırarak bitkinin gübreden yararlanma oranını yüzde 20’nin altına düşürüyor. Bu da çiftçiyi verimi korumak için daha fazla fosforlu gübre kullanmaya itiyor. Fakat geleneksel gübrelerin yüzde 70’i toprak, su ve hava yoluyla kayboluyor ya da toprak tarafından bağlanıyor.

Atmosferik kükürdün azalması ve gübre profilindeki değişimle kükürt eksikliği yaygınlaşıyor. Değişen iklim koşulları da dengesizliği büyütüyor: Yağış ve sıcaklık değişimleri besin alımını zorlaştırıyor, verim ve kalite düşüyor, maliyetler artıyor. Aşırı gübreleme ise yeraltı sularında nitrat birikimini ve sera gazı emisyonlarını yükseltiyor.

Besin maddesi dengesizliği: Toprağın terazisi 2. görsel
Bitkilerin beslenmesinde denge esastır. Her element yaşam döngüsünde ayrı ve
vazgeçilmez bir rol oynar.

Bu tablo, organik, organomineral ve mikrobiyal alternatiflerin önemini artırıyor. Biyokömür azot, fosfor ve mikro elementlerle zenginleştirilerek toprağı iyileştirmede kullanılabilir. Tarımsal atıklar işlenip gübre ve toprak düzenleyiciye dönüştürülebilir. Koyun yünü hidrolizinden elde edilen aminoasitler de verim ve su tutumunda etkilidir. Böylece hem maliyetler düşer hem de kimyasal bağımlılık azalır, toprak sağlığı ve gıda güvenliği desteklenir.

Verim kayıplarını önlemek için bilimsel temelli süreç yönetimi gerekli. 4R gübreleme ilkesi (doğru besin, doğru doz, doğru zaman, doğru yer) esas alınmalı. Toprak ve bitki analizine dayalı programlar, yavaş veya kontrollü salımlı, nano, biyogübre ve organomineral gübrelerle desteklenmeli. Serbest ve simbiyotik azot bağlayıcı bakteriler, mikorizalar, fosfor çözücü bakteriler ve bitki gelişimini teşvik eden rizobakteriler besin yarayışlılığını artırır. Yapay zeka destekli hassas tarım uygulamaları, girdi verimliliğini yükseltirken çevresel etkiyi azaltır. Tuzluluk sorunlarına karşı etkin drenaj ve taban suyu yönetimi de şart. Bölgesel veri üretimi, alternatif gübre kaynaklarının yaygınlaştırılmasında rehber olmalı. On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028), analiz temelli gübrelemeyi ve organik/organomineral gübrelerin yaygınlaştırılmasını hedefliyor. Topraktaki besin dengesini korumak,

AB’nin Yeşil Mutabakatı ve Nitrat Direktifi kapsamında tarım politikalarının merkezinde yer alıyor. Bu düzenlemeler gübre kullanımının azaltılmasını teşvik ederek çevresel sürdürülebilirliği güçlendiriyor. Uygun ürün seçimi, verim tahmini ve planlı gübreleme tarımda dayanıklılığı artırır. Ancak fosforlu gübre gibi sınırlı kaynaklara dayalı ürünler hammadde kıtlığı ve verimsiz kullanım nedeniyle sürdürülebilirliği tehdit ediyor. Bu nedenle gübre kullanım etkinliğinin artırılması hayati öneme sahip.

Kaynak verimliliğini yükseltip çevresel etkileri azaltarak tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini ve gıda güvenliğini sağlamak mümkün. Yenilikçi gübre teknolojileri, döngüsel ekonomi, mikrobiyal girdiler ve analize dayalı gübreleme bir arada uygulandığında toprak karbonu artacak, kirlilik azalacak, ekosistem hizmetleri güçlenecek ve iklim ve biyoçeşitlilik hedeflerine doğrudan katkı sağlanacak.

Besin maddesi dengesizliği: Toprağın terazisi 3. görsel
Suni gübre kısa vadede üretimi artırsa da toprağı zayıflatır, toprak sağlığına odaklı yaklaşımlar ise uzun vadede verimi, direnci ve besin değerini korur.