Ermenistan ve Türkiye Arasındaki Normalleşmede Feminist Bir Yaklaşım Benimsemek

Dış politikada ya da barış sürecinde feminist bir yaklaşımın benimsenmesi genellikle yalnızca sürece katılan kadınların sayısının artırılması olarak algılanır. Eşit temsil önemli bir unsur olsa da tek unsur değildir. Dr. Pınar Sayan, bu makalede Ermenistan ve Türkiye arasındaki normalleşme sürecinde benimsenebilecek bazı feminist ilkeleri ele alıyor.

Yazarın notu: Kalbim 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye ve Suriye’de gerçekleşen depremlerin kurbanlarıyla birlikte. Türkiye bir yandan kayıplarının yasını tutarken, depremlerin ardından sergilenen dayanışma pek çok kişi için kolay kolay unutulmayacak bir nitelikte. Ermenistan da böylesi bir tavırla, neredeyse otuz yıldır kapalı olan Alican/Margara sınır kapısını kullanarak Türkiye’ye bir arama-kurtarma ekibi ve insani yardım gönderdi. Bir kez daha, bir felaket, bizlere komşular arasındaki işbirliğine dayalı ilişkilere sahip olmanın ne denli önemli olduğunu hatırlattı. Depremlerden önce kaleme alınan bu makale, bu konuya feminist bir bakış açısıyla odaklanıyor.

Ermenistan ve Türkiye arasında otuz yıldır herhangi bir resmi diplomatik ilişki yok. Tarihi düşmanlıklar hiç şüphesiz hâlâ sürüyor olsa da, diplomatik ilişkilerin olmamasının ve sınırların kapanmasının resmi nedeni Birinci Dağlık Karabağ savaşıydı. Türkiye, 1993 yılında Azerbaycan’ı desteklemek için Ermenistan’la olan sınırlarını tek taraflı olarak kapattı. Türkiye, bu sürede Azerbaycan’ı desteklemekle birlikte, 2020’deki İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’na dek diplomatik bir çözüme varılmasını tercih ediyordu. Ancak Türkiye, dış politikasındaki çarpıcı bir değişiklikle İkinci Dağlık Karabağ Savaşı sırasında uyuşmazlığın askeri yollarla çözümü için Azerbaycan’a diplomatik ve askeri destek verdi. Savaşın Azerbaycan açısından daha avantajlı sonuçlar getirmesiyle birlikte de Bakü, Türkiye’ye Ermenistan ile bir normalleşme sürecine girmesine rıza gösterdi.

Öte yandan, Türkiyeli yetkililer tarafından sıklıkla dile getirildiği üzere, Ermenistan ve Türkiye arasındaki normalleşme, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki normalleşme sürecine bağlı. Dolayısıyla Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki müzakerelerin gidişatı, Türkiye ve Ermenistan arasındaki süreci de belirliyor. Ermenistan ve Azerbaycan arasında sınır ihlalleri ile şiddetin devam ettiği ve Türkiye’nin de yukarıda ifade edildiği üzere Azerbaycan’ı desteklediği göz önünde bulundurulduğunda, Ermenistan ve Türkiye arasında gerçek bir normalleşmeyi beklemek gerçekçi değil. Dolayısıyla savaşın ardından ortaya çıkan yeni jeopolitik gerçekler bir yandan Ermenistan ve Türkiye arasındaki yeni bir normalleşme sürecinin önünü açarken, diğer yandan da Ermenistan’a karşı duyulan güvensizliğin derecesini artırdı. Bu koşullarda sürece feminist bir pozisyonu sürece nasıl dahil edebiliriz?

Normalleşmeden ne kastedildiğini anlamak

Öncelikle “normalleşme” ile ne kastedildiğinden başlayalım. Normalleşme, resmi düzeyde, ilki diplomatik ilişkilerin kurulması ve ikincisi de sınırların açılmasından ibaret olan iki ana adımı kapsıyor. Bu adımların her ikisi de feminist hedeflerle uyumlu olsa da, şimdilik hiçbiri kapsayıcılık, kesişimsellik, toplumsal cinsiyet eşitliği, barışa bağlılık, düşünümsellik, empati, vs. gibi feminist ilkeler üzerinden yürütülmüyor. Ermenistan ve Türkiye 2021 yılından beri doğrudan görüşmeler gerçekleştiriyor. Türkiye, eski ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç’ı, Ermenistan ise Ermenistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı Ruben Rubinyan’ı özel temsilci olarak atadı. Bu özel temsilciler arasındaki doğrudan görüşmelere ilaveten Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da çeşitli görüşmelerde bulundu. Şimdiye dek yürütülen müzakereler üç somut adımla sonuçlandı: İstanbul ve Erivan arasında charter uçuşlarının yeniden başlatılması, hava sahalarının hava yolu taşımacılığına açılması için tüm engellerin kaldırılması ve sınırların üçüncü ülke vatandaşlarına açılması- ki bu sonuncusu hâlâ hayata geçirilmeyi bekliyor.

Süreçte farklı seslerin olmayışı

Önceki yıllardaki normalleşme çabalarının aksine, mevcut görüşmelerin sadece üst düzeyde gerçekleşiyor olması bir sorun. Ermenistan ve Türkiye arasında bir barış sürecinden ziyade sadece gizli ve üst düzeyde yürütülen müzakereler var. Bunun en temel sonucu ise süreçte farklı seslerin olmayışı. Resmi normalleşme süreci gerekli olsa da, bu, toplumlar arasındaki normalleşmenin de sağlanması için yeterli değil. Zira normalleşme, ilk olarak sadece resmi düzeyde gerçekleşmemelidir. Normalleşme, düşman imajının ve güvensizliğin aşılmasını, ekonomik, kültürel ve sosyal etkileşimlerin artırılmasını, ilişkilerin kurulmasını ve kurulan bu ilişkilerin sürdürülmesini, vb. içerecek şekilde toplumlar arasında bir normalleşmeyi de içermelidir. Toplumlar bu sürecin aktif bir parçası olmadığı için, böylesi çok katmanlı, kapsamlı bir yaklaşım henüz benimsenmiş değil. Yine bununla bağlantılı olarak, devlet ve hükümet başkanları, dışişleri bakanları, özel temsilciler ve muhtemelen de süreçte yer alan diplomat ve bürokratların çoğu da erkek. Bunu ifade etmekle beraber, kadınların müzakere masasında temsil edilmesi tabii ki önemli, ancak yeterli değil. Nitekim hükümetler, bu tür değişiklikleri bir makyaj mahiyetinde, yani özde bir değişiklik olmaksızın yapabiliyor.

Ermenistan ve Türkiye arasında normalleşmede feminist bir yaklaşım benimsemek

Bu bağlamda, yalnızca resmi düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde de feminist bir yaklaşımın benimsenmesi, Ermenistan ve Türkiye arasındaki normalleşmenin sağlanmasına ve sürdürülmesine katkıda bulunacak. İlk olarak, feminist empatik düşünümsellik doğrultusunda Ermenistan ve Türkiye arasındaki asimetrik güç ilişkilerini kabul etmek son derece önemli. Türkiye tarafı, Ermenistan’ın tarihsel travmasını ve savaş travmasını tanımak ve güven inşa edici tedbirleri hayata geçirmek suretiyle toplumlar arasındaki normalleşmeye katkıda bulunabilir. Her iki tarafın da tahrik edici ve incitici bir dilden kaçınması bu yönde atılacak çok temel bir ilk adım olabilir.

Müteakip adımlar da yalnızca Türkiye hükümeti ve toplumunca değil, uluslararası kuruluşlar ve uluslararası camia tarafından da takip edilebilir. Dolayısıyla ikinci olarak, süreç, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki müzakerelerin ne şekilde sonuçlanacağıyla doğrudan bağlantılı olduğundan, ileride doğabilecek mağduriyetlerin ve şiddet döngüsünün önüne geçilmesi için taraflar arasında eşitlikçi ve adil bir barış sürecini desteklemek bir diğer katkı sağlayıcı unsur olacak.   

Üçüncü olarak, normalleşmeden en fazla etkilenecek grupların tespit edilmesi ve bu grupların, kesişimsel bir mercekle süreçlere dahil edilmeleri güvence altına alınması gerekiyor. Nitekim sınır bölgelerinde yaşayan kadınlar gibi bu grupların karar alma süreçlerinin dışında bırakılmaları son derece muhtemel. Öte yandan, böylesi bir dahil etme salt temsili değil, aynı zamanda bu grupların ihtiyaçlarının ve kaygılarının dinlenmesi ve entegre edilmesi için net zaman çizelgeleri ve hesap verebilirlik prosedürleri de olan düzenli istişare toplantıları gibi etkili mekanizmaları içermesi de sağlanmalı.

Dördüncü olarak, sınırların açılmasının her iki taraf için de iktisadi fırsatları beraberinde getireceği varsayılıyor. Bu tür bir kararın alınması halinde, ekonomik adalet, iklim adaleti ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelindeki iktisadi girişimler teşvik edilmelidir.

Son olarak, tüm bunların sivil toplumun katılımı olmaksızın başarılmasının mümkün değil. Daha içerici, kapsamlı ve çok katmanlı bir barış süreci için STK’ların yanı sıra tabandan gelen hareketler, ağlar ve meslek örgütleri de sürece dahil olmalıdır.

Ermenistan ve Türkiye arasında feminist prensiplere dayalı bir barışın inşa edilmesi süreci, kalıcı, eşitlikçi ve adil bir barışın yaratılması şansını daha da artıracaktır.

 


[1] Dağlık-Karabağ ihtilafının çözümüne ilişkin olarak Türkiye’nin dış politikasında yaşanan değişikliği münferit bir olay şeklinde yorumlamak mümkün değil. Bu değişim esasen ülke içi, bölgesel ve uluslararası siyasetle kuşkusuz bir şekilde bağlantılı olan Türkiye dış politikasının genel militarizasyonunu yansıtıyor. Konuyla ilgili kısa bir değerlendirme için, bkz: Gamaghelyan, P. ve Sayan, P. (2022). “In Armenia-Turkey Normalization, Where is Civil Society?”, Eurasianet. https://eurasianet.org/perspectives-in-armenia-turkey-normalization-whe…

[2] "Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Her zaman can Azerbaycan’ın yanındayız, can Azerbaycan hiçbir zaman yalnız değildir." Anadolu Ajansı, 13 Eylül 2022 https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-cavusoglu-her-zaman-can-azerbaycan-in-yanindayiz-can-azerbaycan-hicbir-zaman-yalniz-degildir/2683619