Türkiye’ye Yönelik Etkili Bir Fransız-Alman Diplomasisi Üzerine Düşünceler

E-Makale

Ankara’nın demokrasi bakımından gerilemesi ve hırslı dış politikası, AB’deki birçokları için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Ancak AB siyasetçileri Türkiye ile işleyen bir ilişkinin tercih değil, kaçınılmaz olduğunun da farkında.

Hearing of Josep Borrell

2020 Eylül’ünde Avrupa Parlamentosu’nun genel kuruluna hitap eden Joseph Borrell, Avrupa’ya tehdit oluşturan “yeniden ortaya çıkan üç imparatorluk” arasında Rusya ve Çin’in yanına Türkiye’yi de ekledi. AB-Türkiye ilişkileri o zamandan beri nispeten sakin. Türkiye 2023’te yapılacak seçime doğru giderken, Avrupa başkentlerinde temkinli bir bekleyiş hâkim. Bir yandan Ankara’nın demokrasi bakımından gerilemesi ve hırslı dış politikası, AB’deki pek çok kişi için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Aynı zamanda, AB siyasetçileri Türkiye ile AB arasındaki geniş ekonomik ve toplumsal bağlar, coğrafi yakınlık ve AB’nin güneyindeki değişken güvenlik durumu nedeniyle Türkiye ile işleyen bir ilişkinin tercih değil, kaçınılmaz olduğunun da farkında.

Ancak geçen yılki Doğu Akdeniz krizi sırasında, Türkiye’ye yaklaşım konusunda Fransa ve Almanya arasında ortaya çıkan farklı tutumlardan da görüleceği üzere, AB’nin hâlâ ortak bir stratejik yaklaşımı yok. İşbirliği ve diyaloğu tehlikeye atmadan çatışma ve ayrılıkları etkin bir şekilde ele almanın anahtarı, AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde eşgüdümlü bir Avrupa politikası oluşturmak. Böyle bir yaklaşım, AB’nin dış politikasını işbirliği içinde şekillendirmesi için liderlik ve açıksözlülük gerektirir.

Farklı çıkarlar, farklı perspektifler

2020’deki Doğu Akdeniz krizi sırasında Fransa ve Almanya, Türkiye’ye yönelik farklı yaklaşımlar sergiledi. Fransa, özellikle egemenlik ve askeri güç gösterisine yapılan vurgu bakımından, Türkiye’ninkine oldukça benzer, çatışmacı bir yaklaşımı savundu. Almanya ise Türkiye ile Yunanistan arasındaki diplomatik kanallara ve arabuluculuk çabalarına öncelik verdi.

Bu farklı bakış açılarının altında iki ülkenin Türkiye’yle ilgili başka çıkarlarının olması yatıyor. Fransa Türkiye’yi özellikle Afrika’da giderek büyüyen stratejik bir rakip olarak görüyor. Almanya içinse Türkiye her şeyden önce pazar potansiyeli ve tedarik zincirindeki rolü nedeniyle ekonomik bir öneme sahip. Bunun yanı sıra Ankara’nın Almanya’da yaşayan, Avrupa’nın en büyük Türkiye diyasporasını etkilemeye yönelik planlı çabaları nedeniyle, Türkiye Almanya için aynı zamanda bir iç politika meselesi.

Paris ve Berlin, söylem düzeyinde olsa da, AB’nin transatlantik ittifaktaki yeri açısından da ayrışıyor. Macron’un 2019’da NATO’nun “beyin ölümü”nü ilan etmesi ve Avrupa’nın “Rusya ile durumunu yeniden gözden geçirmesi” konusunda ısrar etmesinden anlaşılacağı üzere Fransa stratejik olarak daha özerk bir AB üzerinde diretiyor. Öte yandan Almanya, ortak bir Avrupa güvenlik ve dış politikasına duyulan ihtiyacın farkında olmasına rağmen, NATO’dan bağımsız özerk Avrupa konusunda herkese ihtiyatlı davranmaya davet ediyor. Ancak Almanya, NordStream2 örneği ve Şansölye Merkel’in Avrupa Parlamentosu'ndaki muhalefete ve Biden’ın itirazlarına rağmen 2020’nin sonunda AB ile Çin arasında bir ticaret anlaşması yapılması konusunda bastırmasından da görüleceği üzere, ABD’den bağımsız hareket etmekten çekinmiyor.

Türkiye konusundaki zorluk nedir?

Özerk bir dış politika, Türkiye’nin dış politikasına dair ülke içinde süren tartışmaların da merkezinde yer alıyor. Ankara’nın bağımsız bir dış politika arzusunun Rusya’ya (ve Çin’e) bağımlılığını artırması da ironik bir durum olarak ortaya çıkıyor. Bu da haliyle, sözümona büyük güç rekabetinin damgasını vurduğu bir dünyada, AB içinde Türkiye’nin transatlantik güvenlik mimarisi bakımından güvenilmez bir müttefik olduğu görüşünü doğruluyor.

Yine de Ankara, NATO içindeki birçok yükümlülüğüne bağlı kalmaya devam ediyor ve Afganistan konusundaki son girişimlerinin gösterdiği gibi, işe yararlığını transatlantik topluluğa kanıtlamaya istekli. Kılavuz istemeyen bu paradoks, Türkiye’nin AB açısından yarattığı zorlu durumu değerlendirmeyi gerektiriyor. Örneğin Türkiye’nin Doğu Akdeniz krizine uyguladığı dış politika, ortak bir Avrupa dış politikasının öncelikler, çıkarlar ve tehdit algıları açısından neyi içermesi gerektiği konusunda üye devletler arasındaki zayıflıkları ve kafa karışıklığını ortaya çıkardı. Buna karşılık Ankara’nın dış politikası da kendi kırılgan alanlarını yansıtıyor.

Türkiye, diplomatik olarak şekillendirebilecek bir “güç”ten çok yıkıcı bir “kuvvet” olarak tanımlanıyor. Biden’ın seçilmesinden bu yana ABD, AB, Mısır, İsrail ve Suudi Arabistan ile uzlaşma çabaları, Türkiye’nin zaman zaman konjonktürel değişikliklere yanıt veren tutarsız taktik hamlelerin bir karışımından mürekkep çatışmacı dış politikasındaki katı sınırları ortaya koyuyor.

Ancak Ankara’nın ülkenin ekonomik gerçekleriyle uyumlu, tutarlı bir dış politika stratejisi geliştirmedeki yetersizliği münferit bir olay değil. Bu dış politika stratejisi daha çok zayıflayan kurumsal kapasite ve elitler arasındaki daha da kötüleşen tutarsızlığın beslediği siyasi kakofoniyi yansıtıyor. 2020’de 36,7 milyar dolarlık cari açık ve 2021 Haziran’ındaki yaklaşık 121,7 milyar dolarlık kısa vadeli dış borç stoku ile birlikte ortaya çıkan devlet içindeki güç parçalanması Ankara’yı kırılgan kılıyor. Bu kırılganlık, Türkiye’nin Fransa, Yunanistan ve Kıbrıs gibi üye devletlerle rekabetinde pazarlık gücünü zayıflatıyor ve bir fırsat olarak görülebilir. Tabii bu kırılganlığın sebep olduğu ve AB açısından daha önemli bir mesele olan güvenlik sorunu göz ardı edilmemeli. Türkiye’de yaşanacak bir ekonomik çöküş veya çalkantılı bir siyasi geçişin yayılma etkisi olası bu kapsamda önemli bir risk.

Türkiye konusunda etkili bir Fransız-Alman yaklaşımının üç ayağı

Bu durum, AB-Türkiye ilişkilerine cüretkâr ama dengeli bir Fransız-Alman yaklaşımını gerekli kılıyor. Üç noktanın üzerinde önemle durulmalı. Öncelikle, AB düzeyinde politika oluşturma sürecini ikili gerilimlerin ya da ikili çıkarlar belirlememeli. Fransa ve Almanya’nın, Türkiye’nin tek taraflılığına karşı koymak ve işbirliği alanlarını güçlendirmek arasında dikkatli bir dengeyi muhafaza etmesi için kendi politikalarını daha iyi koordine etmeleri zorunlu. Bu, AB’nin Ankara için dış politikada izlediği tek taraflılığın maliyetini yükseltmesi ve Türkiye’nin uluslararası hukuka uymasında ısrar etmesi gerektiği anlamına geliyor.

İkinci olarak, etkili bir Fransız-Alman işbirliği silah üretimi ve satışı konusunu da ele almalı. Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelişmeler, Ankara’nın son birkaç yılda giderek artan düzeyde sert güç kullanma yaklaşımında önemli bir role sahip. Türkiye’deki yetkililere göre bugün savunma sanayisinin neredeyse yüzde 70’i yerli üretim. Orta gelirli ülkelerin askeri kapasitelerini artırmalarının engellenip engellemeyeceği ve engellenecekse bunun nasıl olacağı üzerinde düşünmeye değer bir nokta. Yine de böyle bir düşünce, ancak yüksek gelirli ülkelerin kendi silah ihracatlarını düzenlemeye ilişkin paralel bir tartışma yürütmeleri durumunda hakkaniyetli olur. Dünya çapında ilk beş silah ihracatçısı arasında yer alan Almanya ve Fransa’nın tartışması gereken çok şey var.

Sonuncu ama bir bu kadar önemli husus da, Türkiye konusunda etkili bir Fransız-Alman işbirliğinin, AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde transaksiyonelliği statüko haline getirmekten kaçınması ve kural temelli bir çerçevenin korunacağını temin etmesi. Katılım müzakerelerinin fiilen sona erdiği göz önünde bulundurulduğunda, AB Türkiye’nin demokratikleşmesi üzerinde baskı gücü olmaktan çıktı. Üstelik bu güce sahip olduğu zamanlarda bile, katılım müzakereleri genellikle ikili anlaşmazlıklar nedeniyle sekteye uğruyordu. Yine de insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında çoktaraflı ilkelerin devamlılığı önemli. AB, ister AİHS’den ister İstanbul Sözleşmesi gibi Avrupa Konseyi Sözleşmelerinden kaynaklanıyor olsun, Ankara’nın taahhütleri söz konusu olduğunda, Türkiye’yi sorumlu tutmalı. Türkiye’den hesap sormak ve insan hakları normlarını ihlalinde tek taraflılığın bedelini artırmak, AB içinde ve dışında, çoktaraflı ilkeleri ihlal etme yönünde benzer bir eğilim taşıyan ülkelere net kırmızı çizgiler çizmek için de gerekli.