ECOLARSHIP için kavramsal çerçeve

ECOLARSHIP için kavramsal çerçeve

Yeryüzü insan etkinliklerden kaynaklanan ağır bir baskı altında. Enerji, sanayi, tarım, kentleşme, ulaşım ve diğer insan faaliyetleri birbirleriyle yakından ilişkili biçimde doğayı tüketiyor, doğal döngüleri bozuyor ve başta iklim olmak üzere, yeryüzünde hayatı ve insan uygarlıklarını mümkün kılan büyük sistemleri tahrip ediyor. Fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma ve endüstriyel tarım ve hayvancılığın ortaya çıkardığı karbon dioksit ve diğer sera gazları yeryüzünün ortalama sıcaklığını yüz yıl öncesine göre 1 derece artırdı. İklim felaketleri, kuraklık, su ve gıda krizi bütün dünyaya yayılıyor. Hem iklim değişikliği hem de doğal alanların yok edilmesi sonucunda canlı hayatın hızla tükenmesi, insan kaynaklı altıncı büyük yok oluş diye anılıyor.

Çevre kirliliği ve aşırı tüketim nedeniyle okyanuslar asitleniyor, yağmur ormanları ve mercan yatakları yok oluyor, verimli toprak ve tatlı su kaynakları tükeniyor. Hava kirliliği başta olmak üzere insan sağlığını etkileyen kirleticiler her yıl milyonlarca insanın ölümüne yol açan bir kriz olarak karşımızda duruyor. İnsan faaliyetlerinin gezegenin bütün işleyişini tahrip eden devasa bir güç haline gelmesi nedeniyle içinde bulunduğumuz jeolojik çağ artık Antroposen, yani İnsan Çağı olarak adlandırılıyor.

Ancak yaşadığımız kriz sadece insan uygarlıklarının ve canlı hayatın geleceğini tehdit etmekle kalmıyor. Bu kriz aynı zamanda insanlar arası eşitsizliklerin daha da büyümesine, toplumsal ve küresel adaletin daha da bozulmasına, insan haklarının daha fazla ihlâl edilmesine neden oluyor. Dünyayı tüketen ekonomik büyüme ve kâr odaklı anlayış iklim krizinin etkilerine uyum sağlayamayacak yoksul ülkeleri; toprakları sular altında kalmaya başlayan ada devletlerini; tropik fırtınalar, seller ve kuraklıkla boğuşan az gelişmiş ülke halklarını daha çok etkiliyor. Dünya nüfusunun en zengin, en çok tüketen yüzde 10’unun küresel karbon emisyonlarının yarısından sorumlu olduğu, sanayileşmiş ülkelerin ekolojik ayak izinin her yıl 3 dünyayı kaplayacak düzeye ulaştığı günümüzde çevre adaleti mücadelesi az gelişmiş ülkelerle toplumun yoksul ve dezavantajlı kesimleri için hayati önem taşıyor. İklim değişikliği ve ekolojik kriz kadınların toplumsal yaşamın her alanında karşılaştıkları eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Yerli halklar, yaşlılar, çocuklar, engelliler ve diğer dezavantajlı kesimler de krizin etkilerini daha derinden yaşıyor. Bilgi edinme hakkından halkın kararlara katılımına, şeffaflıktan protesto hakkına kadar demokratik mekanizmalar ve yerel katılım süreçleri de sorunların çözümü için kritik önem taşıyor. Bu nedenle demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesi bugün çevre ve ekoloji politikalarının merkezinde yer alıyor.

Aslında iklim krizini ve yeryüzünü tahrip eden ekolojik yıkımı durdurmak için neler yapmamız gerektiğini biliyoruz. Ekonominin daha fazla büyüme ve kâr için değil, doğanın korunması, eşitsizliklerin giderilmesi ve toplumsal gelişme için yeniden örgütlenmesi gerekiyor. Bu nedenle artık demokrasiyi geliştirmekle yeni teknolojiler geliştirmek eşit düzeyde önem taşıyor.

İnsan haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve doğanın korunmasını odağına alan politikaları savunurken bilimi, fikir özgürlüğünü ve akademik özgürlükleri de savunmamız gerekiyor. Halkın haber alma ve bilgiye ulaşma hakkıyla temiz havaya, suya ve gıdaya erişim hakkı aynı düzlemde yer alıyor. Bu nedenle akademiye, bilim insanlarına ve eğitimcilere ayrı bir görev düşüyor: Doğanın sürdürülebilirliğini, gelecek kuşakların yaşam hakkını ve çevre adaletini odağına alan bilimsel üretimde bulunma görevi; doğru bilgiyi kamuoyuyla paylaşma ve yeni kuşakları bilim doğrultusunda eğitme görevi.

***

İklim değişikliği ve hava kirliliği başta olmak üzere ekolojik sorunların en önemli nedeni olan fosil yakıtlara dayalı ekonomik sistemin hızla dönüşmesi bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor. İklim değişikliğini küresel bir felakete yol açmadan durdurmak amacıyla bütünüyle karbonsuz bir ekonomiye geçmek için önümüzde sadece 30 yıl kaldı. Bu sürede öncelikle kömürlü termik santrallardan elektrik üretimini ve petrole dayalı ulaşım biçimlerini hızla tedavülden kaldırmamız gerekiyor. Enerji dönüşümü denen bu süreç başladı. Ancak yeterince hızlı değil. Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği teknolojileri artık alternatiflerine kıyasla daha ucuz ve daha kolay uygulanabilir hale gelmeye başladı. Ancak fosil yakıt bağımlılığı henüz toplumsal ve ekonomik olarak aşılamadı. Bu nedenle enerji dönüşümünü hızlandırmak için hem daha iyi ve daha ucuz teknolojiler geliştirmeye devam etmemiz, hem de dönüşümü ekonomik, sosyal ve siyasi olarak uygulanabilir hale getirmemiz gerekiyor. Bir yandan enerji dönüşümüne, diğer yandan çevre adaletine odaklanarak hem bugünkü hem de gelecek kuşaklar için yaşanabilir bir dünya yaratılmasına katkıda bulunmak istiyoruz.

***

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği’nin 10 yıldır sürdürdüğü yüksek lisans burs programı enerji dönüşümü ve çevre adaleti odağında devam ediyor.

Enerji dönüşümüyle ilgili yapılacak araştırmalar iklim değişikliğiyle mücadele başta olmak üzere fosil yakıtların tedavülden kaldırılması; ekonominin karbonsuzlaştırılması ve düşük karbonlu alternatiflerin geliştirilmesi; güneş ve rüzgâr başta olmak üzere yenilenebilir enerji; elektrik iletim ve dağıtım hatlarının yenilenebilir enerjiye uygun hale getirilmesi; dağıtık üretim, yurttaşın enerji santralleri ve enerji kooperatifleri; enerji verimliliği teknolojileri, uygulama biçimleri ve yönetimi; yenilenebilir enerjinin ve verimlilik uygulamalarının finansmanı; fosil yakıtlara dayalı ulaşım sistemlerinden motorsuz ulaşıma, toplu taşımaya ve elektrikli araçlara geçilmesi; enerji politikaları ve enerji demokrasisi gibi konuları kapsıyor.

Çevre adaletiyle ilgili yapılacak araştırmalar ise iklim adaleti, iklim ve toplumsal cinsiyet, iklim ve insan hakları, iklim değişikliği ve çevre kirliliğinden yoksul ve dezavantajlı toplumsal kesimlerin etkilenmesi; çevre sağlığı ve toplumsal eşitsizlikler; kentleşmenin yarattığı sosyal ve çevresel sorunlar; iklim krizine karşı bir çözüm odağı olarak kentler; tarım, su ve gıda politikaları; kırsal kalkınma; sürdürülebilirlik ve hak temelli ekonomi alternatifleri; yerel katılım, bilgiye erişim hakkı ve demokratik süreçler; ekoloji ihtilafları ve yerel çevre mücadeleleri; doğa hakları, biyoçeşitlilik ve ekolojik adalet; çevre ve ekoloji hareketleri, yeşil düşünce, yeşil politika, çevre etiği, kuşaklararası adalet ve gelecek kuşakların hakları gibi konuları kapsıyor.

Amacımız, bir yandan bu alanlardaki nitelikli bilimsel araştırmaları desteklerken, bir yandan da bu, geleceğin en önemli araştırma alanlarına olan akademik ilgiyi ve lisans sonrası eğitimde enerji dönüşümüne ve çevre adaletine yönelen gençlerin, geleceğin uzman, araştırmacı ve bilim insanlarının sayısını artırmak. Böylece hayati öneme sahip bu konuların üniversitelerin, araştırma kuruluşlarının ve bilim enstitülerinin gündemine daha fazla gelmesine katkıda bulunmak.

Enerji dönüşümü ve çevre adaleti alanları, temel bilimlerden mühendisliğe, sosyal bilimlerden yönetim bilimlerine kadar çok çeşitli alanlara ve multidisipliner bir bakış açısıyla yapılan araştırmalara ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle teknoloji araştırmalarından sosyal bilim araştırmalarına kadar geniş bir akademik ilgiyi harekete geçirmeyi umuyoruz. Burs programına katılmak isteyen genç, yaratıcı ve toplumsal duyarlığa sahip öğrencileri bekliyoruz.

0 Yorumlar

Yeni yorum ekle

Yeni yorum ekle