Müşterekler: BU TOPRAKLAR HEPİMİZİN

Toprak kimin denetiminde? Bireylerin mi, hükümetlerin mi yoksa yöredeki halkların mı? Özel mülkiyet olmadan insanları yatırıma teşvik etmek zor. Fakat yöre halkları tarafından idare edilen müşterekler milyarlarca insan için hayati öneme sahip. Toprak Atlasından bir makale;

Gelişmiş dünyada toprakların, en azından yerleşim yerlerinin çoğu birilerine ait. Özel mülkiyet bazı hakları da beraberinde getiriyor; toprağın sahibi burada tarım yapabilir, hayvan besleyebilir, burayı satabilir, varislerine miras bırakabilir, gerekli izin ve ruhsata sahipse üzerinde inşaat yapabilir ve çevresine bir tel çekip başka insanların buraya girmesini engelleyebilir.

Fakat dünyanın büyük kısmı bu şekilde parsellenmiş durumda değil. Bazı topraklar yasal olarak ulusal hükümetin mülkiyetinde olsa da onu kullanan insanlar tarafından müşterek olarak idare ediliyor. İnsanlar bu topraklarda hayvan besliyor, avlanıyor, odun topluyor, su kullanıyor, hatta ev inşa edip tarım yapıyor. Müşterek topraklar fakir insanların temel geçim kaynağıdır. Uluslararası Arazi Koalisyonu (International Land Coalition) araştırma grubuna göre yaklaşık 2.5 milyar insan müşterekler sayesinde ya da müşterek topraklar üzerinde hayatını sürdürüyor.

Kesin rakamları elde etmek güç ama 8.5 milyar hektar, yani Antarktika’yı saymazsak dünyanın yüzölçümünün %65’i müşterek toprak olarak kabul edilebilir. Bunun 1.7 milyar hektarını milli parklar gibi koruma altındaki alanlar oluşturuyor. Geriye kalan 6.8 milyar hektar, yani %52’lik oran ise müşterek kullanıma açık. Geniş kurak alanlar ve ormanlar, aynı zamanda dünyadaki pek çok çöl de bu müştereklere dahil. Bu alanlar yerküreye eşitsiz bir biçimde dağılmış durumda, çoğunluğu Sahraaltı Afrika’da, Avrupa ve Asya’da. Ama dünya nüfusu da eşitsiz bir dağılıma sahip olduğundan kırsalda yaşayan insanlar için kişi başına düşen en büyük müşterek alanın Okyanusya ve Amerika kıtasında olduğunu söylemek mümkün.

Amerikalı çevrebilimci Garret Hardin 1968 tarihli makalesinde “müştereklerin trajedisi” kavramına dikkat çeker. Ona göre müşterekleri kullanan herkes buradan maksimum seviyede fayda sağlamayı amaçlar. “Bu durum,” der Hardin, “buraların aşırı kullanılmasına ve geri dönüşü olmayan bir bozunmaya sebep olur.” Daha sonra Nobel ödüllü ekonomist Elinor Ostrom bu durumun zannedildiği kadar yaygın olmadığını kanıtladı. Bu kaynakları kullanan insanlar genellikle aşırı kullanımı engellemek için yöntemler geliştiriyorlar, kaldı ki ortak kullanımın faydaları dezavantajlarından fazla. Sorun genellikle dışarıdan gelen birileri duruma müdahil olduğunda ve geleneksel idare yöntemlerinden vazgeçildiğinde ortaya çıkıyor.

Buna rağmen hükümetler ve şirketler dünyanın geriye kalan sahipsiz topraklarını özelleştirmek için bastırıyor. Kereste şirketleri ağaçları kesmek, madenciler mineralleri kazıp çıkarmak, yatırımcılar ise “atıl” durumda olan bu arazileri çiftliklere ve plantasyonlara çevirmek için bekliyor.

Bundan etkilenen insanlar ise bu talana direniyor. Örgütleniyor; araziyi terk etmiyor ve hakları için mücadele ediyorlar. Müşterekleri geri alma talebiyle kırsal alanda ortaya çıkan toplumsal hareketler geleneksel olarak toprakların kullanım, idare ve paylaşımı ile ilgili denetim haklarını yeniden istiyorlar. Kapitalist olmayan, kamu ya da özel sektör idaresine dayanmayan alternatif mülkiyet rejimleri ile karşımıza çıkıyorlar. Aynı zamanda müştereklerin kamu tarafından  kabulünü ise tekrar tahsis etmiş oluyorlar.

 

Müşterekler özellikle Hindistan gibi 49 milyon hektarın üzerinde ortak kullanım alanı olan ülkelerde büyük bir kamuoyu tartışması yaratmış durumda. Hindistan’daki müştereklerin kapladığı alan toplam ekilebilir toprakların %40’ına denk geliyor. Nüfusun neredeyse %70’i gıda, yakacak, otlak, inşaat malzemesi ve hayvan yeminin temini için bu topraklara bağımlı. Fakat ülkedeki acil kalkınma hevesi müşterek alanlara çıkış yolu bırakmayacak gibi görünüyor. Yeni fabrikalar, yollar, büyüyen şehirler, yepyeni 500 “özel ekonomik alan” ve genişleyen biyoyakıt plantasyonları müşterek arazilerden yiyor ve her sene bu toprakların %2’si kaybediliyor. Geçimleri için tamamen müşterek topraklara bağımlı olan gruplar için bu durum ayrıca zor. Bunlar toplamda nüfusun %24’ünü oluşturan genellikle tarihsel olarak dezavantajlı kabileler, hayvancılıkla uğraşan köylüyer ve balıkçılar.

Bu sorunun kökeni derinlerde gizli. İngiliz koloni yönetiminde çıkarılan orman ve arazi kanunları geleneksel hakları tanımak yerine bunları “ayrıcalık”, “imtiyaz” ve “tahsis” adı altında devam ettirmiş. Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra da hükümet, bu yasaları yerel toplulukların ihtiyaçlarına uygun hale getirmek yerini merkezi hükümetin elini güçlendirecek düzenlemeler yapmış. Müştereklerin yönetimi ve idaresi hâlâ çoğunlukla devletin elinde. Kanun ve yönetmelikler, optimal kullanım ve eşitlik prensiplerini görmezden geliyor; doğal kaynakların, şirketlerin mülkiyetine geçmesini teşvik ediyor. Ülkedeki 676 bölgeden 200 kadarını etkileyen çatışmanın temel sebebi bu.

Dünyadaki en büyük kırsal hareketlerden biri olan “Ekta Parishad” (Birleşik Forum), Gandhi gibi şiddet karşıtı 10.000 örgütün bir araya geldiği bir platform.

 

Değişimi sağlamak üzere bir dizi kitlesel protesto yürüyüşü düzenlediler. 1999 ve 2000 yıllarında yapılan ve 25.000 kişinin katıldığı bir protesto gösterisinin sonunda, topraksız köylülere 350.000 arazi tapusu dağıtıldı ve Orman Bakanlığı, orman kullanım kanunu ihlal etmekle suçladığı 558.000 kabile mensubu hakkındaki davayı geri çekti. 2012 yılında Delhi’de sonlanan 350 km’lik “adalet yürüyüşü”ne 60.000 kişi katıldı. Ve yürüyüş sadece bir hafta sonra hükümetin, göstericilerin taleplerini kabul etmesiyle zafere ulaştı. Bu zaferlerin en önemli yanı, toprak reformu için ortak bir görev timi oluşturmasıydı. Hindistan’daki politikalar karmaşık ve ilerleme yavaş olabiliyor. Fakat bu protesto yürüyüşleri anlamlı bir dönüşüm sağlanması için gereken baskıyı canlı tutuyor. 

 

-----------------------------------

Kaynak bilgisi:

s.54: Mohd Sadiq Salman et al., Common land resources: The present status and need for their conservation in North India, in: Shabbir A. Shahid et al., Developments in Soil Classification, Land Use Planning and Policy Implications, 2013, s.598-600, http://bit.ly/130R1nz. s.55: Rights and Resources Initiative, What Future for reform? Progress and slowdown in forest tenure reform since 2002, 2014, s.19-21, http://bit. ly/16jjnf0. World Resources Institute, Securing rights, combating climatechange, 2014, s.29, 33, http://bit.ly/1yL7ogY