İnsan odaklı mülteci politikaları mümkün

Teaser Image Caption
Nisan 2011'den bu yana, yaklaşık 2 milyon insan Suriye'den Türkiye'ye kaçmak zorunda kaldı. Dıişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre, bu yılın Haziran ayında IŞİD'e yönelik hava operasyonları ve çatışmalar nedeniyle sadece on gün içinde yaklaşık 13.000 Suriyeli iki ayrı noktadan Urfa'ya giriş yaptı. Geçişlere izin verilmesini bekleyenlerin bir kısmı IŞİD militanları tarafından sınırdan geri çevrildi.

Ülkelerindeki savaş, zulüm, etnik çatışma ya da başka nedenlerde milyonlarca insan başka ülkelere göç etmek zorunda kalıyor. Uluslararası göçlerle birlikte, mültecilerin korunması, sığınma politikaları ve göç etmek zorunda kalan insanların yaşam koşulları, dünyanın en karmaşık sorunlarından biri haline geliyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre, 2014 yılı sonunda dünyada yaklaşık olarak 11.699.278 mülteci bulunuyor, 42.873.743 kişi ise ülkelerinde gördükleri baskı ve zulüm nedeniyle zorunlu olarak göç ediyorlar.1

Yine aynı rapora göre; 1994 yılından bu yana en yüksek rakamlara ulaşan zorunlu göçmen sayısındaki artışın en önemli nedenini Suriye, Afganistan, Somali, Irak ve Sudan’daki savaş ile Kongo ve Mali’de yaşanan çatışmalar oluşturuyor. Raporda, Suriye’deki savaş ise, “küresel zorunlu göçün en yeni ana faktörü” olarak öne çıkıyor.2

Uluslararası göç, özellikle de zorunlu göç, göç alan ulus-devletlerin varlığını, devamını ve gelişimini tehlikeye sokan ve kontrol edilmesi gereken bir olgu olmuştur ve uluslararası göç politikaları da özellikle göçmenlerin ve mültecilerin göç ettikleri ülkeye uyumunu esas almıştır. Son dönemde Avrupa’ya geçmeye çalışan Suriyeli mültecilerin durumu üzerinden tekrar tartışılmaya başlanılan AB ve sınır ülkelerinin göç politikalarının göç akışını kontrol etmeyi amaçladıkları; göçmenlere ve mültecilere ekonomik kaynakları kullanan topluluk olarak baktıkları için yetersiz kaldığı görülmüştür. Avrupa’nın zorunlu göçü kısıtlamak üzere uyguladığı son dönemdeki politikalar ise insan kaçakçıları için kârlı bir uluslararası iş alanı yaratmıştır.

Ulusal ve uluslararası mülteci ve sığınmacı politikalarını eleştiren akademik çalışmalar, politikaların insan faktörünü yeteri kadar dikkate almadığı konusunda hemfikirdir. Uluslararası göç ve sığınmacı politikaları ülkeden ülkeye değişse de ulus devletlerin sınırlarını kontrol etmek, ulusal kimliklerini, vatandaşlarını korumak ve sığınmacılara sundukları kalacak yer, eğitim ve sağlık hizmetlerini sınırlandırmak üzerine yoğunlaşmıştır (Schuster, 2003).

Türkiye’de ise mülteci ve sığınmacılarla ilgili ilk genel düzenleyici belge, 1934 yılında çıkan İskân Kanunu’dur. Kanun, Türkiye’ye yapılacak sığınma ve göç hareketleri ve ülke içi iskân ile ilgilidir ve ulus devlet yaratma surecinde milliyetçi zihniyetle yapılan bir kanundur. Bu kanunda, Türkiye göçmenleri “Türk soyundan ve kültüründen gelen kişiler” olarak tanımladı.

Toplu ve bireysel sığınma vakalarının artması nedeniyle 1994 yılında, sığınma durumuna ilişkin yönetmelik kabul edilmiştir. Bu yönetmelik çerçevesinde, sığınmacı ya da mülteci niteliğine uygun kişilerin ülkeye girişlerinden sonra 10 gün içerisinde yetkili makamlara başvurmaları koşulu, çatışma ortamından kaçan kişilerin sığındıkları ülkelerin hukukunu bilmeleri gerektiğini öne sürmektedir. Türkiye’nin AB üyelik sürecinde göç ve sığınma ile ilgili yasaların yapılması gerektiği belirtildi. 2006 yılında yenilenen yasada da 1934 yılındaki kanunda yer alan göçmen tanımı kullanılmaya devam etti.

1951 yılında imzalanan Cenevre Sözleşmesi’nde mülteci, “ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasî düşünceleri yüzünden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahıs” olarak tanımlanmıştır.

Cenevre Sözleşmesi’ni imzalayan ülkeler bu tanım çerçevesinde sözleşmede belirtilen kriterleri kabul etmiştir. Türkiye’nin mülteci hukuku, anayasasının 1968 yılından itibaren 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne dayanmasına rağmen, uluslararası hukuk tanımlarından farklı olarak mülteci ve sığınmacı kavramları coğrafî kısıtlamaya göre belirlenmiştir. Bu nedenle Türkiye sadece Avrupa Konseyi üyesi ülke vatandaşlarına mülteci statüsü verebilmektedir.

Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerden gelen kişiler mülteci olarak kabul edilmemiş; 1994 İltica ve Sığınma Yönetmeliği ile Suriyeli sığınmacılar hukuken “makul bir süre için Türkiye’de kalma” iznine ve “üçüncü bir ülke tarafından mülteci olarak kabul edilene kadar geçici sığınma hakkına sahipler. Üçüncü bir ülke tarafından mülteci olarak kabul edilinceye kadar Türkiye’de ikamet etmelerine izin verilerek “geçici koruma” sağlanmaktadır.3 Türkiye’ye sığınan Suriyeliler coğrafî kısıtlama nedeniyle mülteci statüsü almamışlardır. Bu durum da Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin hakları ve güvenlikleri ile ilgili engeller doğurmaktadır.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların statüsü

Suriyeli sığınmacılar için açık kapı politikası izleyen Türkiye, Suriyelileri de sınır kapılarına yakın bölgelerde kurulan mülteci kamplarına kabul etti. İlk sığınmacı kafilesi, 29 Nisan 2011 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptı.4 252 kişilik bu ilk kafile, önce “misafir” olarak tanımlandı. Ardından Nisan 2012’de Başbakanlık tarafından yayımlanan genelge ile sığınmacıların “geçici koruma” altında oldukları bildirildi.5 Böylece, Suriye’deki durum normale dönene kadar Türkiye’de bir anlamda “misafir” konumunda barındırılmaktadırlar. Sığınan kişilerin sayıca çok olması bu statünün verilmesinde en büyük etkendir.6

Bu hukukî statü kapsamında söz konusu kişilerin sınırdan giriş ve çıkışlarına izin verilmekte olup her türlü insanî ihtiyaçları karşılanmakta ve güvenlikleri sağlanmaktadır. Genelgede yer alan “geçici koruma”, TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu raporunda aşağıdaki sınırlar içinde tanımlanmıştır:

“Geçici Koruma: Ülkelerine dönemeyen üçüncü ülke kişilerinden kaynaklanan kitlesel bir akının meydana gelmesi ya da derhal meydana gelebilecek olması durumunda, özellikle söz konusu kişilerin ya da koruma gerektiren diğer kişilerin yararına olarak, bu kişilere acil ve geçici koruma sağlamak amacıyla sağlanan istisnai özellikteki prosedürdür.”7

İstanbul-Edirne otoyolu. Otobüs şirketlerinin bilet satmayı reddettikleri Suriyeliler, yürüyerek Edirne'ye ulaşmaya çalışıyor.
Haklara dair hiçbir bilginin yer almadığı bu tanıma göre, “geçici koruma”nın kapsamı ve sınırları da belirgin değildir. 4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen ve 2014 yılının Nisan ayında yürürlüğe giren “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu”, Suriyeli sığınmacıların ihtiyaçlarını ve güvenliğini sağlamaya yönelik bir hukukî çerçeve sunsa da, sığınmacıların hakları ve insanî koşullarda yaşamlarını sürdürmeleri ile ilgili kalıcı çözümler önermiyor.8 Yönetmeliğin 22. maddesi geçici koruma kapsamındaki yabancılara Türkiye’deki yasal ve sosyal işlerini yürütmeleri için geçici koruma kimlik belgesi verilmesini öngörüyor. Kimlik belgesine sahip olan kişilere sağlık, eğitim, iş piyasasına erişim, sosyal yardım ve hizmetlerin sağlanacağı yönetmelikte belirtilmiştir.

Kamp dışında yaşayan Suriyeli sığınmacılara barınma hakkı sağlanmıyor. Kalacakları konutları kendi imkânlarıyla temin etmek zorunda kalan sığınmacılar maddî imkânların yetersizliği nedeniyle kötü şartlarda, yetersiz koşullarda yaşamak zorunda kalıyorlar. Eylül 2014’te yayımlanan yabancıların eğitime erişimine ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı genelgesine göre, geçici koruma altındaki yabancıların her ildeki il Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından denetlenen okullar ve geçici eğitim merkezlerinde eğitim hizmetlerine erişimi vardır. Ancak, okullara veya geçici eğitim merkezine kaydolmak için ikâmet izni, geçici koruma kimlik belgesi, veya Yabancı Tanıtma Belgesi’ne sahip olmak gerekiyor. Bu durum da kayıtsız sığınmacıların eğitim hizmetlerine erişimini engelliyor. Türkiye’de üniversite eğitimlerine devam etmek isteyen Suriyelilerin ise üniversiteler tarafından düzenlenen Yabancı Öğrenci Sınavı’nı (YÖS)’u geçmeleri gerekiyor.

Sığınmacıların sağlık hizmetlerine erişim hakkı bulunuyor, fakat bu hak kısıtlı. Yönetmeliğe göre, organ nakli, protez, ortez, hemodiyaliz veya uzun süreli tedaviyi gerektiren kronik hastalıkların tedavisinde sığınmacıların tedavi ücretlerini kendilerinin karşılamaları bekleniyor.

Türkiye’de mülteci ve sığınmacıların çalışma izni ise 4817 sayılı “Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun”a tabidir. Kasım 2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği’nde de geçici koruma kimlik belgesine sahip olanların, yani kayıtlı mültecilerin, Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek sektörlerde, iş kollarında ve coğrafî bölgelerde çalışma izni almak için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na (ÇSGB) başvurabilecekleri belirtildi. Şubat 2015’te ÇSGB Suriyeli mültecilere yönelik bir takım düzenlemeler yapmayı planladıklarını belirtti, fakat düzenleme henüz yürürlüğe girmedi.

Yönetmelik çerçevesinde Suriyeli mültecilerin temel haklara erişimine dair bir takım düzenlemeler yapılmış olsa da, Türkiye’de Suriyeli sığınmacılar hala geçici bir kriz, sorun gibi algılanıyor; hak ve özgürlüğü esas alan bir yaklaşım sergilenmiyor.

Kamp dışında yasayan Suriyeli sığınmacıların durumu

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) 2015 Eylül verilerine göre, Türkiye’de toplamda 1.938.9999 kayıtlı Suriyeli sığınmacı olduğu bildirildi. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Ağustos ayında açıkladığı rakamlara göre, 262.134 Suriyeli ve Iraklı sığınmacı 10 ilde bulunan 25 mülteci kampında kalıyor. Kampların kalabalık olması, ülke içinde hareket özgürlüğünün kısıtlı olması ve Türkiye’de kalıcılıklarının uzun süreli olması ihtimaliyle, Suriyeli sığınmacıların yüzde 90’ı şehirlerde yaşıyor. Kendi imkânlarıyla konut bulan Suriyeli sığınmacıların çoğu yüksek konut kiralarını ödemekte zorlanıyor. Çoğu kötü koşullarda, küçük dairelerde birkaç aile birlikte yaşıyorlar. Görüştüğüm Suriyeli sığınmacılar, statülerinin belli olmamasından, çalışamamaktan, emek sömürüsünden, eğitim hakkına erişimin sınırlı olmasından ve yüksek konut kiralarından dolayı mağdur olduklarını ve gündelik hayatta maruz kaldıkları ayrımcılık ve ırkçılık nedeniyle Türkiye’de yaşamlarını devam ettirmekte zorlandıklarını dile getiriyorlar. Türkiye’de sahip olmadıkları statü ve haklara Avrupa’da sahip olmak ve yaşanabilecek bir hayat kurmak için Avrupa’ya gitmek istediklerini söylüyorlar.

2011 yılından itibaren ülkelerindeki savaş ve çatışma ortamı yüzünden komşu ülkelere göç etmek zorunda kalan Suriyeli sığınmacıların durumları, ne yazık ki 2015 yılının Ağustos ayında Alan Kurdi’nin sahile vuran cesedinin fotoğrafının yayımlanmasından sonra dünyanın gündeminde yer aldı. Suriyeli sığınmacıların durumu kapsamında son iki aydır süregelen AB üyesi ülkelerin dahil olduğu tartışmalar da insan odaklı olmaktan ziyade, ülkelerin sınırlarını nasıl koruyacakları üzerinden devam ediyor. Her geçen gün Akdeniz’den hayatını kaybeden göçmenlerin sayısı artıyor.

Resmî rakamlara göre, 2014 yılında 4077 kişi Avrupa’ya ulaşma yolunda hayatını kaybederken 2015 yılının ilk çeyreğinde bu sayı 1500’ü aşmış durumda. Ülkelerindeki savaş nedeniyle tehlikeli yollardan Avrupa ülkelerine gitmeye çalışan göçmenlerin trajik hikâyeleri, devletlerin güvenlik ve sınır korumaya yönelik politikalar yerine insan merkezli politikalar üretmesi, mevcut mülteci politikalarını gözden geçirmeleri gerektiğini gösteriyor. Mültecileri sorun ya da maddî fayda sağlamaya çalışan kişiler olarak gören devletlere insanların savaş bölgelerinden kaçtığı gerçeğini hatırlatmak için mültecilerin hikâyelerini paylaşmak gerekiyor.

Ayrıca, savaş koşullarının oluşmasına neden olan ülkelerin savaştan kaçan kişilere yardım etme, ülkelerine alma sorumluluğunu da üstlenmesi gerekiyor. AB mülteci politikasını değiştirmeye, AB içinde eşitsizlik yaratarak, sınırdaki ülkelere sorumluluğun büyük kısmının verilmesini öngören Dublin II Anlaşmasını kaldırarak başlamalı.

Kaynakça

Brookings Enstitüsü ve Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), ‘Suriyeli Mülteciler Krizi ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik’, 201http://www.brookings.edu/~/media/research/files/reports/2013/11/18%20sy…

Çiçekli, B. edts., Göç Terimleri Sözlüğü, Uluslararası Göç Örgütü (IOM), İsviçre, 2009, s.20İltica, uluslararası göç ve vatansızlık: Kuram, gözlem ve politika, UNHCR, 2011, http://www.unhcr.org.tr/uploads/root/i.bölüm.pdf

İnsan hakları ve mazlumlar için dayanışma derneği, Türkiye’de Suriyeli mülteciler İstanbul örneği, 2013,

http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013…

Schuster, L. (2003) ‘Common sense or racism? The treatment of asylum-seekers in Europe’, Patterns of Prejudice, 37, 3: 233-256.

TBMM İnsan haklarını inceleme komisyonu, Çadırkentler hakkında inceleme raporu, 2012,

https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/docs/2012/raporlar/28_02_…

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), ‘Sınırlar arasında yaşam savaşı Suriyeli Mülteciler’, Rapor No: 13- 04, 2013, http://www.usak.org.tr/images_upload/files/suriyeli%20mülteciler%20film…

UNHCR Global Appeal 2015 Update, http://www.unhcr.org/5461e5ec3c.html

UNHCR Statistical Yearbook 2012, http://www.unhcr.org/52a722c49.html

1    UNHCR Global Appeal 2015 Update, http://www.unhcr.org/5461e5ec3c.html

2    UNHCR Statistical Yearbook 2012, http://www.unhcr.org/52a722c49.html

3    Bkz.: İltica, uluslararası göç ve vatansızlık: Kuram, gözlem ve politika, UNHCR 2011, sayfa 47, http://www.unhcr.org.tr/uploads/root/i.bölüm.pdf

4    Bkz.: Sınırlar arasında yaşam savaşı Suriyeli Multeciler, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Rapor No: 13- 04, http://www.usak.org.tr/images_upload/files/suriyeli%20mülteciler%20film…

5    Bkz.: İnsan hakları ve mazlumder için dayanışma derneği, Türkiye’de Suriyeli mülteciler İstanbul örneği http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013…

6    https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/docs/2012/raporlar/28_02_…

7     (Çiçekli, B. edts., Göç Terimleri Sözlüğü, Uluslararası Göç Örgütü (IOM), İsviçre, 2009, s.20).

8    Bkz.: Suriyeli Mülteciler Krizi ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik, Kasım 2013, Brookings Enstitüsü ve Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), sayfa 41 http://www.brookings.edu/~/media/research/files/reports/2013/11/18%20sy…

9    http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php