Kimin için entegrasyon?

Kimin için entegrasyon?

Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin entegrasyon süreçleri

Entegrasyon, üzerinde çokça konuşulan tartışmalı ve karmaşık bir kavramdır. Castles vd.’nin öne sürdüğü üzere “Göçmen ve mülteci entegrasyonuna dair genel kabul gören bir tek tanım, teori ya da model yoktur. Kavram halen anlaşmazlıklara konu olup hararetle tartışılmaktadır”. Bu kavram, pek çok politika yapıcı, akademisyen, göçmen, mülteci ve sığınmacı tarafından bizzat kullanılmakta, ancak çoğunlukla farklı anlaşılıp yorumlanmaktadır (Robinson, 1998). Entegrasyonun tanımı sadece onu tanımlayan kişiye göre değil, aynı zamanda farklı göçmen gruplarına göre de değişmektedir. Örneğin, göç etme amaçlarının ve göç alan ülkedeki koşulların gösterdiği farklılıklar sebebiyle mültecilerin entegrasyonu, göçmen işçilerinkinden ayrılmaktadır (Phillimore, 2012). Bu yazıda entegrasyon politikaları incelenecektir; bunu yaparken de politika yapıcıların entegrasyonu nasıl yorumladıkları ve mültecilerin bu yorumlarda nasıl yer buldukları dikkate alınacaktır.

Farklı göçmen gruplarına atfedilen yasal statüler, entegrasyon süreçlerinde önemli bir role sahip olabilir. Örneğin, Türkiye’deki Suriyeliler “mülteci” olarak adlandırılmıyor; onlar geçici koruma statüsünde bulunuyorlar. Bu da, onların entegrasyon süreçlerinin mültecilerinkinden farklı olabileceği anlamına geliyor. Entegrasyon hakkındaki kavramsal tartışmaların, özellikle devletlerin kendi içlerinde yürüttüklerinin çoğu, göç alan ülke mensuplarıyla yeni gelenler arasındaki farklıkları vurgulayan ulus devlet çerçevesinin hâkimiyetindedir. Bu entegrasyon anlayışı, kavramı tek yönlü bir süreç olarak tanımlar; bu süreçte de sadece yeni gelenler sorumlu tutulmakta ve onların sözde “entegrasyon” sürecinde yaşadıkları deneyimler dikkate alınmamaktadır.

2003’te Avrupa Komisyonu, “Göç, Entegrasyon ve İstihdam Bildirisi”nde (1) entegrasyon politikaları hakkında kapsamlı bir rapor yayınladı. Raporda entegrasyon, “üçüncü ülke vatandaşları ve ev sahibi toplumların hak ve sorumluluklarının karşılıklılık esasına dayandığı ve göç eden kişinin tam katılımının öngörüldüğü iki yönlü bir süreç” olarak tanımlanmıştır. Böylece entegrasyon bir hak ve yükümlülükler dengesi olarak düşünülmekte, entegrasyon politikaları da entegrasyonun tüm boyutlarını (ekonomik, sosyal ve siyasal hakları; kültürel ve dinsel çeşitliliği; yurttaşlık ve katılımı) bütüncül bir yaklaşımla ele alabilmektedir. Entegrasyon sorumluluğunun göç alan toplum üyeleriyle kurumlarına verilmesi yukarıdan aşağı/hiyerarşik entegrasyon anlayışından da kaçınılmasını sağlamaktadır.

Entegrasyonun iki yönlü bir süreç olarak tanımlanması, göçmenler, mülteciler, sığınmacılar ile ev sahibi toplumun diğer üyeleri arasında oluşan sosyal bağların önemini de vurgulamaktadır (Ager ve Strand, 2008; Kazlowska, 2014; Phillimore, 2012). Ancak yeni gelenlerin entegrasyon süreçleri, göç etme amaçlarına ve göçmen statülerine bağlı olarak göç alan ülkede yaşadıkları deneyimlere göre farklılık göstermektedir (Castles vd., 2002). 2010’da Avrupa Komisyonu entegrasyonun “sadece ulusal, bölgesel ve yerel otoritelerin çabalarını değil, aynı zamanda ev sahibi toplulukla göçmen, mülteci ve sığınmacıların büyük bağlılık göstermelerini” gerektirdiğini bir kez daha ısrarla vurgulamıştır (EC, 2010).

Yakın zamanda Suriye’ye komşu ülkelere gelen mültecilerin entegrasyon süreçleri, pratikte haklara erişim bakımından Almanya, Danimarka ve Kanada’dakilerden farklıdır. Mesela -en fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan- Türkiye’de, politika belgelerinde entegrasyon kelimesi kullanılmamaktadır. Bunun yerine, sosyal uyumu vurgulamak adına “uyum” terimi tercih edilmiştir; bu da, mültecilerin entegrasyonu söz konusu olduğunda resmi belgelerde haklara erişim konusuna hiç değinilmediği anlamına gelmektedir (çünkü entegrasyon sadece sosyal yönden ele alınmaktadır). Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun (YUKK) 2013’te kabulüne kadar Türkiye’de somut bir entegrasyon politikası yoktu. Kanunun 96. maddesi “entegrasyon” yerine özellikle “uyum” terimi kullanmaktadır; bu, entegrasyon meselesine çok temkinli bir yaklaşımın yansımasıdır. Mültecilerin çoğu Avrupa dışındaki ülkelerden geldiği için Türkiye, YUKK’nın onaylanmasına kadar, ulusal bir entegrasyon politikası oluşturma mecburiyeti hissetmedi, göçmen entegrasyonuna ilişkin hükümler ilk kez Nisan 2013’te bu kanunda yer aldı. Bu nedenle, Avrupa dışından gelen sığınmacıların entegrasyonu Türkiye için yeni bir kavramdır (İçduygu ve Şimşek, 2016).

Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin, siyasi entegrasyonun önemli öğeleri olan temel haklara (sağlık, eğitim, istihdam ve sosyal yardıma) erişimi var. Ancak pratikte bu haklara erişimleri zordur. Örneğin, çalışma izni almaları, işverenin iş sözleşmesi yapmak isteyip istememesine bağlıdır, o da en az 6 aydır Türkiye kimlik belgelerine sahip mülteciler için geçerlidir. Çoğunlukla işverenler, Suriyeli çalışanları için çalışma iznine başvurmayı tercih etmiyorlar. Bir milletvekilinin Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezinden (CİMER) talebi üzerine verilen rakamlara göre, geçici korumadan yararlanan Suriyelilere 1 Ocak 2016 ve 30 Eylül 2018 tarihleri arasında 25.457’si erkeklere, 2.473’ü de kadınlara olmak üzere toplam 27.930 çalışma izni verilmiştir. Bu da gösteriyor ki Suriyelilerin büyük kısmı kayıt dışı ekonomide sosyal güvenlikten yoksun bir durumda; fazla çalıştırılıyor, düşük ücret alıyor ve güvenli çalışma koşullarının sağlanmamasından dolayı sömürüye maruz kalıyorlar. Sonuç olarak bu etkenler, onların toplumdan dışlanmasına yol açıyor (Şimşek, 2018b: 7). Güvenli çalışma koşullarının sağlanmaması sonucunda pek çok mülteci iş kazalarında hayatını kaybediyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinden elde edilen rakamlara göre 2018’de 108 mülteci iş kazasında hayatını kaybetmiştir. İş yerindeki ölümler en çok tarım ve inşaat sektörleriyle yangın kaynaklı olarak fabrikalarda gerçekleşmiştir (2).

Türkiye’nin çeşitli illerinde tarım sektörü ve tekstil fabrikalarının yanı sıra restoranlarda da sık kullanılan çocuk emeği göz önünde bulundurulduğunda, Türk emek piyasasında çocuklar için de yüksek sömürü riski bulunmaktadır (3). Birleşik Metal-İş’in araştırmasına göre tekstil sektöründeki işgücünün yaklaşık %19’u 18 yaş altındadır, sektörde çalışan Suriyeliler arasındaki 18 yaş altı çocukların oranı ise %29’a çıkmaktadır (4). Türk Tabipleri Birliğinin Toplum ve Hekim dergisinde ifade edildiği üzere Suriyeli çocuklar, kendilerini sömüren şartlar altında daha uzun saatler, örneğin tekstil sektöründe ayda 300 TL için 12 saatlik vardiyalarda çalışıyorlar (5). Çocuk işçilerin artmasının bir sebebi de Türkiye’nin yasal çerçevesinin, bu çocukların büyük bir kısmını, sömürüye dayalı çalışma koşullarından korumayı başaramamasıdır (Yalçın, 2016). Okul çağındaki Suriyeli çocukların çoğu, okul yerine işe gidiyor. 2019 itibariyle YUKK’da eğitime erişim ifade edilmiş olsa da, Türk devlet okullarına 645 bin Suriyeli çocuk kayıtlıyken 400 bini okula kayıtlı değildir (6). Suriyeli çocukların okula devamlarıyla ilgili veri ise bulunmamaktadır. Okul kaydı ve eğitim sistemine dair bilgi sahibi olunmaması, maddi zorluklar, çocuk işçiliği, dil ve okulda dışlanmaya maruz kalma gibi pek çok engel, Türkiye’de eğitim fırsatlarından yararlanmak isteyen Suriyeli çocuklara ket vurmaktadır (Şimşek, 2018a). Bu engellerin birçoğu mülteci topluluğunun entegre olamamasından ve iki yönlü bir entegrasyon sürecinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Suriyeli mültecilerin işgücü piyasasına erişimi kısıtlı; düzenli bir gelir kaynakları yok ve sınırlı bir sosyal güvenliğe sahipler. Araştırma bulgularım Suriyeli mültecilerin, işgücü piyasasına kısıtlı erişimleri yüzünden maddi zorluklar yaşadıklarını gösteriyor, bu da Suriyeli çocukların eğitime erişimlerini olumsuz yönde etkiliyor (Şimşek, 2018a).

Suriyeli kadınların işgücü piyasasına tam erişimlerinin önünde de ciddi engeller var. Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin ekonomiye katılımlarına dair DSP-İGAM raporuna göre, işyerinde fiziksel ve cinsel tacize uğradığını ifade eden Suriyeli kadınlar, şikayette bulunmaktan çekinip çalışma ücretlerini almadan işyerinden ayrılmışlardır (7). Misafir toplumun bir parçası olabilmenin yasal ve siyasi boyutları, mültecilerin güvenilir oturum statüsüne ve yurttaşlık haklarına sahip olmalarını içerir. Ancak Türkiye’deki Suriyeli mülteciler örneğinde, güvenilir olmayan yasal statüler ve pratikte haklara erişimin kısıtlı olması mültecilerin entegre olma heveslerini olumsuz etkilemektedir. Vatandaşlık verilmesi önemli bir gelişme olmakla beraber geçici koruma altındaki tüm Suriyeliler için geçerli olup olmadığı belli değildir. 2019 itibariyle 79.820 Suriyeliye Türkiye vatandaşlığı verilmiştir (8). 2016’da Başbakan Yardımcısı “vatandaşlık verilmesine iş, tahsil seviyesi, varlık seviyesi ve aciliyet gibi kriterlerle başlanacak” demiştir (9).

Türkiye, Suriyeli mültecilerin entegrasyonuna yönelik önemli adımlar atmış olsa da yapılması gereken daha çok şey var, özellikle de Suriyelilerin güncel statülerine dair bir şey yapılmalı. Otoriteler, Suriyelilerin statüsüne dair açık seçik bir yasal hüküm oluşturmalı ve vatandaşlığı tanımlarken kapsayıcı olmalıdırlar. Entegrasyon çerçevesine ilişkin bütünüyle planlanmış bir düzenleme yoktur; mesela vatandaşlık verilmesi konusunda kimin başvurabileceği ve fiili şartlar bir muamma teşkil etmektedir. Türkiye vatandaşlığına tercih edilmeyenler ve uygun bulunmayanlar, geçici koruma altında oldukları için, mülteci statüsü elde etmek için Avrupa’ya gitmeyi seçiyorlar (Şimşek, 2018b). Geçici koruma statüsü -temel haklara kısıtlı erişim sağlayıp sosyo-ekonomik mahrumiyeti beslemekte- Türkiye’de bir hayat kurmaya çabalayanların entegrasyonuna ket vurmaktadır.

Vatandaşlık verilmesi, bir taraftan Suriyelilerin uzun süreli yerleşimi anlamına gelmekte; diğer taraftansa Suriyelilere verilecek vatandaşlığın “seçme usulüyle vatandaşlık” olduğunu göstermektedir, vatandaşlık için yatırımcılar ve yüksek vasıflı bireyler hedef alınmakta, düşük vasıflı bireyler, işçiler ve düşük ücretli çalışanlar dikkate alınmamaktadır. Vatandaşlığın tüm Suriyelilere sağlanmaması, bu entegrasyon yaklaşımının ne kadar seçici olduğunu da göz önüne koymaktadır.

Suriyeli mültecilere karşı artan ırkçılık Türkiye’deki güvenliklerini tehdit etmektedir. 2014 baharından bu yana Türkiye’de Suriye düşmanlığı arttı. Türk vatandaşları, mültecilerin kiraların artmasına yol açtıklarından, işgücü piyasasında maaşların düşmesine sebep olduklarından ve artan sosyal gerilimin onlardan kaynaklandığından şikayet ediyor. Pek çok şehirde yerel halk, Suriyeli mültecilerin kamusal alanda bulunmalarını zor yoluyla engelliyor. Suriyeli karşıtı duygular ve ayrımcı söylemler, bir şiddet ortamının oluşmasına ve devamına yol açmaktadır. Suriyeli mültecilere karşı ayrımcılık ve şiddet olayları sınır şehirleri Şanlıurfa ve Kilis’te artmakta olup başka şehirlere de sıçramıştır. Yakın zamanda, Antalya’ya bağlı Gazipaşa ve Bursa’ya bağlı Mudanya Belediye Meclisleri, Suriyelilerin halk plajlarına girişlerini yasaklamıştır (10). Özellikle seçim döneminde Suriyelilere karşı ırkçılık artış göstermiş, “Ülkemde Suriyeli istemiyorum” Twitter’da trending topic olmuştur. Türkiye’deki Suriyeli mültecilere suçlu, dilenci, hırsız, sömürücü, fahişe gözüyle bakılmakta, birey olarak değil politika aracı olarak görülmekteler (11). Suriyeli mülteciler kendi güvenliklerinden endişe duymaya başladı ve bununla başa çıkmak için Türkiye’den göç edenlere sıkça rastlanıyor (Şimşek, 2018b). İşyeri, sokak, mahalle dâhil olmak üzere günlük yaşamda ırkçılığa maruz kalmak, mültecilerin yerleşim süreçlerine engel teşkil etmektedir.

Bir entegrasyon politikasının olmaması yüzünden Suriyeli mültecilerin entegrasyonu Türkiye’de destek bulmuyor. Şu anki entegrasyon politikaları, Suriyeli mültecilerin temel haklara erişimine yeterince odaklanmıyor, bu da Suriyelilerle ev sahibi toplulukların arasında sosyal gerilime yol açmaktadır. Politik tartışmalarda, mültecilerin entegrasyonu nasıl algıladıkları genellikle göz ardı edilmektedir. Entegrasyon hakkında ne düşündükleri, entegrasyonu nasıl tanımladıkları ve entegrasyonun onlar için ne anlam ifade ettiği,  politika yapıcıların sorması gereken önemli sorulardır. Özellikle mültecilerin, güvenlikleri, emniyetleri ve yaşamlarındaki istikrar hakkındaki hisleri entegrasyonun temel bir unsurudur. Politika yapıcılar, entegrasyon politikalarını uygularken mültecilerin, ne kadar süreliğine kalmalarına izin verildiği bilgisine sahip olup olmadıklarını dikkate almalıdırlar.

Kaynakça

Ager, A. ve Strang, A. (2008) “Understanding Integration: A Conceptual Framework”, Journal of Refugee Studies, 21(2): 166–191.

Castles, S., Korac, M., Vasta, E. ve Vertovec, S. (2002) “Integration: Mapping the Field”, Centre for Migration and Policy Research and Refugee Studies Centre, University of Oxford.

EC (2010) “Conclusions of the Council and the Representatives of the Governments of the Member States on Integration as a Driver for Development and Social Cohesion,” 4 Mayıs 2010, http://register.consilium.europa.eu/doc/srv?l=EN&f=ST%209248%202010%20INIT.

ECRE (2002) “Position on the integration of refugees Europe”, Aralık 2002, London: ECRE. http://www.ecre.org/topics/areas-of-work/integration/179.html.

İçduygu, A. ve Şimşek, D. (2016) “Syrian refugees in Turkey: Towards integration policies”, Turkish Policy Quarterly 15(3): 59-69.

Kazlowska, A. G. (2014) “The role of different forms of bridging capital for immigrant adaptation and upward mobility, The case of Ukrainian and Vietnamese immigrants settled in Poland”, Ethnicities, 15 (3): 460-490.

Pace, M. ve Şimşek, D. (2019) “Migrants and refugees are asked to integrate: But what does integration actually mean? The politics of integration: adjusting to new lives in host societies”, SIRIUS Working Paper series, Ocak 2019, www.sirius-project.eu/publications/papers.

Phillimore, J. (2012) “Implementing integration in the UK: lessons for integration theory,

policy and practice”, Policy and Politics, 40(4): 525–545.          

Phillimore, J., ve L. Goodson (2008) “Making a place in the global city: the relevance of indicators of integration”, Journal of Refugee Studies, 21(3): 305–325.

Robinson, V. (1998) “Defining and Measuring Successful Refugee Integration”, Proceedings of ECRE International Conference on Integration of Refugees in Europe, Antwerp, Kasım 1998. Brussels: ECRE.

Şimşek, D. (2018a) “The Processes of Integration and Education: The Case of Syrian Refuge Children in Turkey”, in M.Pace ve S.Sen (der.), Syrian Refugee Children in the Middle East and Europe: Integrating the Young and Exiled, Routledge, London, 2018.

Şimşek, D. (2018b) “Integration Processes of Syrian Refugees in Turkey: ‘Class-based Integration’”, Journal of Refugee Studies, https://doi.org/10.1093/jrs/fey057.

Yalçın, S. (2016) “Syrian Child Workers in Turkey”, Turkish Policy Quarterly, Sonbahar 2016, 15(3): 89-98.

1             European Council, ‘Communication on Immigration, Integration and Employment’, 1 Aralık 2003, http://www.europarl.europa.eu/sides/getDoc.do?pubRef=-//EP//TEXT+REPORT+A5-2003-0445+0+DOC+XML+V0//EN&language=EN

 

2             İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, ‘Savaştan kaçıp geldiler iş cinayetinde can verdiler’, 12 Eylül 2017, http://bit.ly/2DWzlQy

 

3             European Commission, Education and Protection Programme for Vulnerable Syrian and Host Community School-aged Children, in Lebanon, Jordan and Turkey, Ref. Ares (2017) 3292256, 30 Haziran 2017, http://bit.ly/2BMs0SK

 

4             Birleşik Metal İşçileri Sendikası, Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’de Emek Piyasasına Dahil Olma Süreçleri ve Etkileri: İstanbul Tekstil Sektörü Örneği, Haziran 2017, http://bit.ly/2DIrq6p

 

5             Birgün, ‘Günde 12 saat çalıştırılıp ayda 300 TL kazanıyorlar’, 20 Ağustos 2018, https://bit.ly/2HG2KzY

 

6             UNICEF, ‘Türkiye’deki Suriyeli Çocuklar’, 2019, https://www.unicefturk.org/yazi/acil-durum-turkiyedeki-suriyeli-cocuklar

 

7             DSP-İGAM, ‘Working Towards Self-Reliance: Syrian refugees’ economic participation in Turkey’, Mart 2019

 

8             Sözcü, ‘Türkiye’de kaç Suriyeli var? Kaçı TC vatandaşı oldu?’ 26 Ocak 2019, https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/turkiyede-kac-suriyeli-var-kaci-tc-vatandasi-oldu-3274793/

 

9             DW: ‘Syrian refugees express mixed feelings over Turkish citizenship offer’, 14 Temmuz 2016, http://www.dw.com/en/syrian-refugees-express-mixed-feelings-overturkish-citizenship-offer/a-19399783

 

10          Sol International, ‘Turkish municipalities order beach ban for Syrians’, 12 Haziran 2019, https://news.sol.org.tr/turkish-municipalities-order-beach-ban-syrians-175978

 

11          Doğuş Şimşek (2015) “Anti-Syrian racism in Turkey”, OpenDemocracy, 27 Ocak 2015, https://www.opendemocracy.net/en/north-africa-west-asia/antisyrian-racism-in-turkey/

Ilgili içerik

  • İnsan odaklı mülteci politikaları mümkün

    Kampların kalabalık olması, ülke içinde hareket özgürlüğünün kısıtlı olması ve Türkiye’de kalıcılıklarının uzun süreli olması ihtimaliyle, Suriyeli sığınmacıların yüzde 90’ı şehirlerde yaşıyor. Kendi imkânlarıyla konut bulan Suriyeli sığınmacıların çoğu yüksek konut kiralarını ödemekte zorlanıyor. 

    By Dr. Doğuş Şimşek
  • Türkiye'nin Mülteci LGBTI+'larla imtihanı: Irkçılık

    Rapor

    Hevi LGBT, 2018 ve 2019 yılı boyunca gerçekleştirdiği etkinliklerle mülteci LGBTİ+’lar ve göçmen LGBTİ+’ların maruz kaldığı ayrımcılık; cinsiyetçilik, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi konularını gündemleştirdi. Nisan 2019'da gerçekleştirdiği eğitim programı ile mülteci ve göçmen LGBTİ+’ların yaşadığı çoklu ayrımcılık: ırkçılık, cinsiyetçilik, LGBTİ+fobiye'ye dair çalışmasını raporladı.

  • Suriyeli mülteci çocuklar ve engellenen eğitim hakkı

    Kayıt sırasında Suriyeli ailelerden sunmaları mümkün olmayan, muhtardan alınacak ikametgâh belgesi, kira kontratı ya da elektrik-su faturası gibi, belgeler talep edilebiliyor. Bu tür zorluklar çocukların okula kaydının yapılmasının önünde ciddi engel oluşturuyor.

    By Ezgi Koman

0 Yorumlar

Yeni yorum ekle

Yeni yorum ekle